2019-12-10
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Orhan Kemal Cengiz
 
Ölüm orucunu alkışlamak
2012-10-31 21:59
Orhan Kemal Cengiz
Son sözüm de hükümete: Ne yapıp edip bu insanların gönüllü olarak bu yoldan dönmesini sağlayın.

Denizin kenarında oturmuş martılara bakarken tarifi zor bir keder çöküyor üzerime. Bu ülkenin gündemi, mafya usulüyle cezalandırıyor her birimizi. Ayaklarımıza taşlar bağlayıp karanlık sulara bırakıyorlar bizi. Her ne yaparsan yap boğulmak var işin içinde.

Ben köşe yazmaya başlarken kendi kendime bir söz verdim: “Düşündüğüm her şeyi yazmayabilirim ama asla düşünmediğim bir şeyi de yazmayacağım. Her düşündüğümü söyleyecek kadar dürüst olmayabilirim belki ama gerçekten hissetmediğim, bana ait olmayan hiçbir düşünceyi de benimmiş gibi yazmayacağım.” Bu yüzden de bazen bazı konuları sessizce geçiştiriyorum.

Ama bu her zaman mümkün değil maalesef. Bu yazının başına oturduğumda, ölüm oruçlarını pas geçmek istedim ilkin. Hayli matrak yazı konuları da aklıma gelmedi değil ama sonra, pazartesi günü yazıyı okuyan meçhul okurlarımın, yadırgayıcı bakışlarını yazıdan kaldırıp gözlerimin içine diktiklerini hissetim: “İnsanlar açlıktan ölürken sen bu geyikleri mi yazıyorsun Orhan Kemal? Hadi geçen gün Cumhuriyet Bayramı, apartheid falan deyip konuyu geçiştirdin, bu sefer mazaretin ne senin?”

İnsanların artık ölüm sınırına dayandığı bir açlık grevinde bütün düşündüklerimi samimi olarak ifade etmek konusunda çok ciddi bir şekilde zorlanıyorum. Bir yandan biliyorum, bu ülkenin geçmişindeki sayısız haksızlıklar, ifade edilememiş acılar, büyük öfkeler insanları cezaevinde ölüme yatıracak kadar büyüktür. Yine söylediklerimin, artık ölüm sınırına gelmiş insanlara müdahale etmeyi düşünecek devlet aklı tarafından kendini meşrulaştırmak için kullanılmasından korkuyorum. Ama ben bu açlık grevlerini, örneğin daha önce hunharca operasyonlarla F tipi cezaevlerine taşınan, dertlerini anlatmak için bedenlerini ölüme yatırmaktan başka çaresi olmayan insanların açlık grevleri gibi haklı ve meşru olarak göremiyorum. Ölüm orucu, insanlık onuru ve izzetini korumak için kendini içine kapattığı en son sığınağıdır mahpusun. Başka yolların olduğu hiçbir durumda, insanların oraya girmesi meşru kabul edilemez.

“Yaşama hakkı kutsaldır deyip” alkış tufanıyla gencecik insanları ölüme gönderenleri hiç ama hiç masum göremiyorum. PKK okulları yakarken bu insanların “Anadilde eğitim istiyorum” diyerek ölmeye yatmasının, insanların kalbine değmeyeceğini çok iyi bilen Kürt politikacıların, bu kadar hararetle bu işe destek vermelerini içime sindiremiyorum. En başından itibaren “Yapmayın etmeyin” deyip, bu çocukları dönüşü olmayan bu yola girmemeye ikna etmeye çalışan, artık ölüm oruçları bu kritik noktaya geldiğinde de bu işi durdurabilecek insanlara adeta yalvaran, bir avuç vicdanlı aydının çabasını bir kenara not ediyorum elbette. Ama insan hayatlarını, kendi güç hesapları için bozuk para gibi harcamaya hazır olanların, acılı yüz ifadeleriyle etrafta dolaşmalarını da tiksintiyle izliyorum.

Son sözüm de hükümete: Ne yapıp edip bu insanların gönüllü olarak bu yoldan dönmesini sağlayın. Sonra da artık, en temel insan haklarının kendisinden açlık grevleriyle talep edildiği bir hükümet olma tuzağından kurtarın kendinizi. Kürtlerin haklarını bir an önce tanıyın ve bunları hiç kimseyle bir pazarlık konusu yapmayın.

29 Eki. 12, Radikal



Print