2019-12-15
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Orhan Kemal Cengiz
 
İçimiz kararıyor
2012-12-03 12:05
Orhan Kemal Cengiz
Bizim devletin, karanlık arzularını yerine getirenleri koruyup kollama işinin de çok uzun bir tarihi var.

Kapkaranlık bir bilinçaltı var bizim devletin. Aradan ne kadar zaman geçse, ne kadar değiştiğini iddia etse de, hemen aslına rücu ediveriyor ilk fırsatta.

Bu karanlık bilinçaltı, onun kapkaranlık emellerini gerçekleştirmek için hareket edenleri, hemen daima bir biçimde kayırıyor, kurtarıyor, taltif ediyor. Yine aynısı oldu işte. Hrant Dink, 301. maddeden mahkûm olup, “Türklüğe hakaret etmiştir, görüldüğü yerde vurun” yaftasını göğsünde taşısın diye, Yargıtay koridorlarında sonsuz bir enerjiyle dolaşıp duran, o karanlık duman, o meşhum kararı veren yargıçlardan birisini, devletle sorunlarımızı çözsün diye ombudsman olarak seçtirmeyi başardı.

Ödüllendirmek

Hrant Dink’in, Ermenileri içlerindeki Türk nefretinden kurtarmaya çalışmak için kurduğu bir cümleyi, Türkleri aşağılamak olarak algılayacak kadar ‘yanlış anlayan’ bir adamın, bizlerin devlet karşısında duyduğumuz sıkıntıları anlayabileceğini, ona meramımızı anlatabileceğimizi düşünmemizi istiyorlar. Belli ki, asıl istenen hem bu adamın geçmişte ‘yanlış anlamasını’ ödüllendirmek ve hem de, devletle karşı karşıya geldiğimizde bizim sözümüzün sürekli olarak devlet lehine yanlış anlaşılmasını teminat altına almak.

Hem bu ‘yanlış anlamaların’ ve hem de, ‘taltif’ etmelerin oldukça uzun bir tarihi var Türkiye’de. Örneğin, azınlıklar söz konusu olduğunda Türk yargısının tarihi neredeyse bütün olarak bir ‘yanlış anlamalar’ tarihi olarak okunabilir. Mesela, gayrimüslimlerin vatandaşlığı bile ‘yanlış anlaşılmış’ ve yargı kararlarımızda ‘yerli yabancılar’ olarak tescil edilmişlerdir.
Hrant Dink’in sözlerini olduğu gibi, gayrimüslimlerin ‘malvarlığı’ meselesini de yanlış anlayan Yargıtayımız, 1974 yılından sonra ünlü ‘36 beyannamesi’ kararıyla, bu vatandaşlarımızın kurduğu vakıfların neredeyse donlarına kadar soyulmasına sebep olmuştur. Geriye dönüp, bu kadar ‘yanlış anlayan’ yargıçlara ne oldu acaba diye baksak, emin olun hepsinin de, Hrant Dink’in sözlerini yanlış anlayanlar gibi ilerletildiklerini görürüz.

Bizim devletin, karanlık arzularını yerine getirenleri koruyup kollama işinin de çok uzun bir tarihi var. Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıp, binlerce gayrimüslim vatandaşımızın 6-7 Eylül’de katliam ve talana uğramasına neden olan adam, sonradan devlet içinde ışık hızıyla yükselmiş ve en son Nevşehir valimiz olmuştur.

Abdi İpekçi’nin katili, vali yapılamamıştır belki ama, Türkiye’nin en fazla korunan askeri cezaevinden elini kolunu sallayarak kaçmıştır.

Bazen cezaevinden kaçırmaya bile gerek duyulmamış, herkesin gözü önünde beraat ettirilmiştir katiller. Mesela, Türk gladyosunu araştırırken öldürülen savcı Doğan Öz’ün katili, üç defa ölüm cezasına çarptırılmasının ardından beraat ettirilmiştir.

Sayısız katliam ve cinayetlerin failleri, hep bu karanlık bilinçaltı yüzünden ya yakalanamamış, ya çok küçük cezalara çarptırılmış veya işte suçları her nasılsa zamanaşımına uğramıştır.

Türkiye yüzeyde değişiyor belki ama, bu karanlık bilinçaltı ve onun refleksleri hiçbir şekilde değişmiyor. Bütün bunlar karşısında bizim de içimiz kararıyor sadece...

----------------------------------------------

Radikal-3 Aralık
Print