2019-09-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Ferhat Kentel
 
Doğu ve Batı’nın sınırında
2015-01-30 10:22
Ferhat Kentel
Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırıdan sonra Fransa’da çeşitli zaman, mekân ve fırsatlarda bol bol Fransız milli marşı “Marseillaise” çalınıyormuş. Kan, şehit, düşman retorikleri bakımından bizimkini rahatlıkla sollayabilecek olan ve sürekli vatandaşları “silah başına!” çağıran bu marşın -aktaranın yalancısıyım- özellikle “düşmanlarımızın mundar kanı topraklarımızı sulasın” mısrası pek bir revaçtaymış bugünlerde...

Yani bizim buralardan pek farklı değil durum. Dünyanın doğusunda ve batısında birbirinin nefretinden, öfkesinden -ve denk düşerse neden olmasın- kanından beslenmeye hazır ne kadar çok travmatize olmuş insan var!

Ama Allah’tan dünyanın doğusu ve batısı sadece bu tür insanlardan oluşmuyor.

Mesela Almanya’nın eski totaliter “Doğu”sunun ağırlığını taşıyan Dresden’den doğan İslamofobik ve ırkçı PEGİDA hareketi Ekim 2014’ten bu yana hızla büyürken, bu harekete karşı demokratik bir Alman toplumu da ayaklanmakta gecikmedi. PEGİDA’nın düzenlediği her eylem ya da gösteri çok daha kalabalık demokrat ve ırkçılık karşıtı hareketler tarafından gölgede kaldı.

Ya da şu: Avrupa ülkelerinde yapılan bir araştırmaya göre, kan kokan “Marseillaise” marşının memleketinde Fransızların yüzde 72’si Müslümanlar hakkında olumlu görüşlere sahip.

Yani öyle işin kolayına kaçıp “kahrolası Batı” diyerek işin içinden çıkabileceğimiz bir durum yok. Tersine çok karmaşık devlet, kimlik, düzen, toplum ilişikleri var ve Charlie Hebdo olayını da basitleştirmek yerine biraz karmaşıklık riskini göze alarak anlamaya çalışmak lazım.

Mesela şöyle beş düzeyli (tabii ki daha az ya da çok olabilir) bir analiz denemesi yapabiliriz:

1) “Bizden mi değil mi?” demeye gerek yok; dergi basıp, elindeki “gâvur icadı” (!) otomatik silahlarla kahramanmış gibi davranıp, içerideki silahsız insanları öldürmek –devlet güdümlü terörist örgütler ya da “inanmış İslamcılar” tarafından işlenmiş olması fark etmez- cinayettir.

2) Charlie Hebdo’nun yazarlarının yaptığı şey kanunlara falan bakınca “düşünce özgürlüğü”dür. Ama hayat sadece “kanuni” değildir; haklarında mizah yaptığınız insanların kutsal bildiği fikirlerle bu kadar aleni, bu kadar yarayı kanırtarak mizah yapmak “insani” değildir ve “acı” yaratır. Haklarında mizah yapılan insanların çığlığını duymamaktır.

3) Söz konusu katiller Fransız banliyölerinin öfkesi ve eseridir, dolayısıyla her şeyi çok iyi bildiğini düşünen Fransız devletinin eseridir. Ve kendisiyle bir türlü yüzleşmeyen, medeniyeti, eşitliği, özgürlüğü, entegrasyonu taşıdığını düşünen Fransız devletinin “kentsel dönüşümlerle” merkez dışına sürdüğü göçmen, yoksul kesimlerin isyanının sonucudur. Olay serserilik, uyuşturucu, şiddet sarmalı içinde en belirleyici özelliği “öfke” olan çaresiz “doğulu” insanların “gıcık” oldukları devleti en çok “gıcık” edecek bir kimlikle, “İslamcı” kimlikle gerçekleştirdikleri bir performanstır.

4) Batılı kapitalist ulus-devletlerin yıllardır hafif ateşte pişirdikleri İslamofobik söylem artık sadece kendi kontrollarında değildir. Doğu da bu kutuplu söylemin inşasına “Hıristiyanofobik” bir dille çok daha güçlü bir şekilde girmiştir ve artık “medeniyetler savaşı” lâfı çok daha günceldir.

5) Son madde “komplo teorisyenleri”ne uygun... Bu savaş kimin işine yarar? Önce komünizm, sonra 11 Eylül’ün verdiği gaz bittiği için, Batı’yı konsolide edecek yeni bir “güvenlikçi” gaza mı ihtiyaç var? Belki de... Ama belli ki, bunlar sadece Batı için geçerli sorular değil; yepyeni, bol gaz fişekli, düşmanlı, günah keçili, güvenlik paketli, bakara-makaralı (alenen İslamofobik) siyaset “Doğu ve Batı’nın birleştiği” köprülerde bile safları ayrıştırıyor.

İçinde “halk”, “yerli”, “İslam” kelimeleri geçen bir retorik dolaşıyor bizim buralarda ama bütün yapılan, “yerli” ve “yabancı” ensesi kalınların kazanç makinalarının dişlilerini yağlamaktan başka bir şey değil.

--------------------------------------------------

27 Ocak
Print