2020-10-24
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Arif Sevinç
 
Birlik ve samimiyet
2015-02-24 11:07
Arif Sevinç
Kürt/Kürdistan sorununun çözümünü programının merkezine alan ve bir birlik projesi olarak yola çıkan HAKPAR 13 yılını geride bıraktı.

Kürtler Legal siyasi parti olarak ilk kez SHP den kovulan millet vekillerinin rüzgarıyla kurulan Halkın Emek Partisi (HEP) de bir aradaydı.

Sadece PKK HEP’e karşıydı ve onu hainlikle suçluyordu.

Sonrası malum; PKK de HEP’e dahil oldu.Ve onu yeniden bir kaç milletvekilliği karşılığında SHP ile bütünleştirdi.

PSK çevresi ve diğer Kürt kadrolar bu bütünleşmeyi kabul etmedi, HEP de uzun ömürlü olmadı ve kapatıldı.

Bu arada Abdullah Öcalan ile Kemal Burkay arasında PKK-PSK protokolü imzalandı. PKK diğer Kürt örgütleriyle de protokoller imzaladı. Kürtler arasında yeniden yakınlaşma sağlandı ve legal alanı etkiledi; Demokrasi Partisi(DEP) doğdu.

Neredeyse tüm Kürt siyasi çevreleri DEP’de bir aradaydı.

DEP örgütler arası konsensüse dayanıyordu. PKK cenahı kısa sürede konsensüsü bozdu.

Kürtler yeniden ayrıştı.

PSK çevresi, PKK dışındaki çevrelerle birlikte bir legal seçenek yaratmak için çabaladıysa da. başarılı olamadı; önce Demokrasi ve Değişim Partisi’ni(DDP) bu parti kapatıldıktan sonra da Demokrasi ve Barış Partisi’ni(DBP) kurdu.

O zamanlar legal siyaset sahnesinde PKK çizgisini Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), PSK çizgisini Demokrasi ve Barış Partisi (DBP), KDP çizgisini de Demokratik Kitle Partisi (DKP) temsil ediyor, bunların dışındaki siyasi kadro ve hareketler ise dağınık bir haldeydi.

İslamcı Kürtler ise daha çok Refah Partisi ile birlikteydi.

Öcalan’ın yakalanması ve “bir fırsat verilirse hizmete hazırım” söylemine paralel olarak teslim olması, geliştirdiği savunmaları, Kürtlerin bağımsızlık, federasyon hatta otonomi taleplerini reddeden, PKK’yi Türkiye’nin bir gücü olmaya indirgeyen, Demokratik Cumhuriyet tezi ile şekillenen paradigmasının yarattığı büyük moral çöküntü, yeni arayışların çıkış noktası oldu.

Bir kez daha, PKK çizgisi dışında kalan Kürtler bir araya gelerek Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerini savunacak bir barikat oluşturmanın çabası içine girdiler. Bir dizi çağrı, toplantı sonrasında DBP, DKP den kopan kadrolar ile bir grup DDKD kökenli siyasetçinin yanı sıra çok sayıda “bağımsız” Kürt siyasetçi bir araya gelmeyi başardı.

2002 yılında bir birlik projesi olarak HAK-PAR doğdu. Demokrasi ve Barış Partisi (DBP) Kongresini toplayarak varlığına son verdi ve HAK-PAR’a katıldığını açıkladı.

HAK-PAR Genel başkanlığına Abdulmelik FIRAT getirildi.

Tüzük, program, parti adı, amblemi, kurucuları, genel başkanı, genel merkezi ve genel merkez yöneticileri ve diğer tüm alt yapısı tamamen uzlaşmaya, ortaklaşmaya, dayandırıldı.

Parti kendisini şu sözlerle tanımladı; Hak ve Özgürlükler Partisi “ yenilikçi, değişimci, demokrat, yurtsever değişik görüşlere sahip unsurların üye olduğu çoğulcu, katılımcı, kolektif ve akla dayalı demokratik bir kitle partisidir.” (Tüzük)

“Hak ve Özgürlükler Partisi, değişik toplum kesimlerine mensup farklı görüş ve düşüncedeki aydın ve politikacıların, Kürt sorununu adil ve eşitlikçi bir çözüme ulaştırmak; demokratik hak ve toplumsal özgürlükleri anayasa ve yasaların güvencesi altına almak amacıyla, siyasal ve toplumsal sistemi yeniden yapılandırmak için kurulan bir partidir; Kürt sorununun barışçıl, demokratik ve eşitlikçi bir yaklaşımla diyalog ve toplumsal uzlaşma yoluyla çözümünden yanadır. Bunun gerçekleşmesi için devleti, Kürt ve Türk halkının eşitliği temelinde demokratik federal bir tarzda yeniden yapılandıracaktır. Partimiz bunu gerçekleştirmek için mücadele edecektir.” (Program)

HAK-PAR kurulurken hedeflenen, Türkiyelileşme, devletle bütünleşme, devletin geleneksel Kürt/Kürdistan karşıtı tezlerine yatma çizgisinde hızla sürüklenen PKK dışında kalan tüm Kürtleri kucaklama düşüncesi yine gerçekleşemedi.

Bu koşullarda dahi, 1980 öncesinden beri taşınan gruplar arası önyargılar bir tarafa bırakılamadı.

Kadrolar arasında geçmişteki pratikleri içinde oluşan güvensizlikler, kişisel sürtüşmeler ötelenemedi.

Yine, kimi kadrolarda hep var olan,fakat karşılığı bulunmayan “yüksek ego” daha işlevsel ve geniş bir birliğin örülmesini engelledi.

Elbet kimi karanlık ellerde işe karıştı.

Kürt hareketinin, Kürtlerin içine sürüklenmek istenen “teslimiyet “ çukuruna karşı bir an önce güçlü bir birlik yapılması gerektiğini düşünen, yazan,konuşan pek çok Kürt siyasetçi şu ya da bu nedenle mesafeli durmayı tercih etti.

Ayrı durmak için bahane çok. Ne yazık ki Kürt siyasetçileri bu konuda oldukça mahir!

Oysa HAK-PAR süreci herkesin buluşabileceği, kendi rengini, sesini katabileceği, kendisi olarak da var olabileceği bir süreçti.

Olmadı.

HADEP, HAK-PAR, DKP ile yola devam eden Kürt siyaseti ayrılmalar, birleşmeler, derken 2015 yılına ulaştık.

Bu arada nice birlik girişimini, kongreleri, konferansları, sayısız birik toplantılarını, çağrılarını da geride bıraktık

Bu gün Kürt siyasetine manzara şöyledir.

PKK çizgisinde olan Halkların Demokrasi Partisi HDP/Demokratik Bölgeler Partisi DBP en güçlü yapı olarak legal alanı kuşatmış durumda.

Diğer kurulu legal partiler ise; HAKPAR, KADEP,ÖSP,PAK, KDP-T, HÜDA PAR…

Bunların dışında KDP BAKUR, KUDP, PAK( Partîya Kurdistanî) gibi birkaç parti hareketi de çalışmalarını sürdürüyor.

Elbette ki pek çok küçük “grup”, ”kanaat önderi” “aydın”ın da tüm bu oluşumlara dudak büküp, seyirci pozisyonunda olduğunu da eklemek lazım.

Bir yanıyla Kürt hareketinin çoğulculaşması sevindirici.

Ancak HÜDA PAR ‘ı bir yana bırakırsak, diğer tüm parti ve hareketlerin geçmişi, kadro yapısı, siyasi söylemleri ve programsal yakınlıkları göz önüne alındığında hüzünlenmemek mümkün değil.

Hemen hepsi geçmişte illegal ve ya legal partilerde, çeşitli platformlarda bir araya gelmiş, birlikte çalışmış kadrolar.

Bir “birlik projesi” olan örgütünden AYRILAN, hemen bir başka “BİRLİK “projesiyle ortaya çıkıyor, daha önce bulunduğu “birlik” zemininden eften püften nedenlerle ayrıldığını, göz ardı ederek Büyük birliklerin arayışına giriyor.

Ne yazık ki zaman zaman trajikomik bir hal alan manzara bu!

Buna rağmen bu cenahta hem ayrışma hem de “birlik” arayışları devam ediyor, edecek…

İnanıyorum ki bu çabalar “birliği “hedeflemekten çok; bir etkinlik, eylem tarzı, görünür olmanın, muhatap haline gelmenin, öne çıkmanın bir aracı olmaktan çıktığında başarıya ulaşabilecektir.

Öte yandan Legal parti veya platform kurma ve onu yaşatma, siyaseten “gerçek “bir aktör haline getirmenin zorluğu hep gözden ırak tutulur.

Oysa Legal Parti, mevcut partilerden farklı bir seçenek olarak toplumun önüne çıkmayı, kitleselleşmeyi, mümkün olduğunca yaygın bir örgütlülük sağlamayı ve nihayet hedeflediği coğrafyada iktidar olmayı hedeflemelidir.

Şayet bir “misyon partisi” olmak hedeflenmiyorsa, birileriyle pazarlık için kurulmuyorsa…

Bu da sadece 20 - 30 kişinin bir araya gelmesi ile kotarılacak bir iş değildir.

Kuşkusuz bir avuç kadro da sadece birkaç ilde tabelalarını asabilecekleri bir parti kurabilirler.

Sosyal paylaşım sitelerinde, birkaç internet sitesinde görünür olabilirler. Ancak bu özlenen güçlü bir siyasi aracın yaratılmasına imkan vermez.

Hele Türkiye’de ve Kürdistan’da siyasetin bu kadar kutuplaştığı, siyaset yapma araçlarının dar bir kesimin elinde bloke edildiği ve silahın vesayeti altında tutulduğu ortamlarda işlerin çok daha zor olacağı ortadadır.

Bu gün pek çok Kürt legal parti ve platformların etki alanı Diyarbakır’ı, hatta bu kentin merkezini aşmamaktadır.

Legal bir partinin seçimlere kendi adıyla katılabilmesi için en az 81 ilin yarısında örgütlenme zorunluluğu vardır.

Bu, ilçe ve beldelerinin en az yarısında örgütlüğünü gerçekleştirmiş 42 il demektir.

Yani 42 ilde örgüt kurup büyük kongresini gerçekleştirmemiş bir parti ancak “parti girişimi “olarak kabul edilmektedir.

Pek çok parti ne yazık ki bu durumdan kurtulamamaktadır.

Bir ilin örgütlülüğünün resmen kabulü için gerekli olan şartlara bir göz atalım; Örneğin Diyarbakır ili 14 ilçe 15 beldeden oluşmaktadır.

Legal Parti il örgütü dışında en az 8 ilçede ve 10 belde de örgütlü olmak zorundadır ki o ilde resmi olarak örgütlülüğü kabul edilsin.

Bu asgari 80 yönetici kadro demektir.

Türkiye’de ilçe sayısı 957 dir. Bunların en azından yarısında asgari 5 kişilik yönetici kadro ile örgütlülüğün gerçekleşmesi gerektiği ortadayken işlerin zorluğu daha çok belirginleşiyor.

Öte yandan siyaset yapabilmek için sadece bir fikrin, programın yeterli olmadığı da oradadır.

Bu iş için ciddi bir maddi kaynağa ihtiyaç vardır.

Bir legal partinin asgari kırtasiye masrafları, genel merkezi ve birkaç il örgütü faal durumda olduğunda dahi, çok ciddi kaynak gerektiren aktivitelerden uzak dursa bile, hatırı sayılır bir kaynağı temin etmek ve gözden çıkarmak gerekir.

Hal böyleyken, hem kadro açısından çok ciddi yetersizliklere hem de ciddi mali imkansızlıklara rağmen bu dağınık manzaranın anlamı ne?

Acaba bunun yerine güçleri birleştirmek, çok daha güçlü ve işlevsel seçenekler yaratmak daha akılcı değil mi?

7 Haziran seçimlerini dağınık haldeki yurtsever Kürt hareketinin buluşacağı, pratik eylemlilikler içinde yakınlaşacağı ve toparlanma, birleşme zemini olarak değerlendirme şansı vardır.

Kürt siyasetinin seçkin kadroları ön yargıları bir yana bırakarak bu çağrıya kulak vermelidirler.

HAK-PAR Parti Meclis Sonuç bildirisinde şöyle denmektedir;

“Görünen o ki, Kürt siyasetçileri/partileri bu seçimde de pek çok zorlukla baş etmek, adil olmayan koşullarda siyaset yapmak zorunda kalacaklardır.

Kürt yurtseverleri, sömürgeci zihniyetin, kendilerini legal siyasetten dışlamayı hedefleyen mevcut yasal mevzuat ve yüzde onluk barajın yanı sıra, çeşitli sömürgeci, entegrasyoncu tuzaklarla da baş etmek zorunda kalacaklardır.

Kürdistan’da Kürtler adına siyaset yapan ve seçimlere katılma hakkı elde edebilmiş partilerden biri olan HAK-PAR, seçim sürecini farklı kulvarlarda siyaset yapan Kürt yurtsever parti ve hareketleri için, eylem ve etkinlikler içinde yakınlaşma zemini olarak görmekte, yurtsever ve demokratik güçleri doğru bir siyasi eksende el ele vermeye çağırmaktadır.

HAK-PAR haziran seçimlerini, Kürt halkının, Alevilerin, emekçilerin hak ve özgürlük taleplerini dillendirecek, sömürgeci rejimin tuzaklarını deşifre eden, güçlü bir ulusal demokratik seçeneğin yaratılmasına hizmet edecek bir süreç olarak değerlendirecektir”

Bu süreç “birlik” söylemlerini dillerinden düşürmeyen her kes için bir samimiyet testi olacaktır.

Print