2019-07-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Ümit KARDAŞ
 
Kürtler (2)
2015-03-19 20:55
Ümit KARDAŞ
Dersim Sancağı’nın batısında 135 köyde yaşayan veAlevi Kürt/ Zaza olan Koçgirililerin 20.yüzyıla kadar devletle ilişkileri iyi değildi. Devlet burayı asayişsiz bölge olarak kabul ediyordu. Koçgiri aşiretleri milliyetçilikle tanışırken 1918’de kurulan Kürt Teali Cemiyeti ile temasa geçtiler. 1920 yılı başlarında özerklik taleplerini dillendirmeye başladılar. Hareketin başında Alişir ve Haydar beyler vardı. Hareketin fikrî lideri ise KTC üyesi Baytar Nuri Dersimi’ydi.

1921 yılı başlarında Koçgiri civarındaki Kürtlerin talepleri arasında özerkliğin yanı sıra Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin salıverilmesi, Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu illerden Türk memurların ve Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin çekilmesi gibi hususlar vardı.

72 Kürt milletvekilinin Lozan’a Ankara ile birlikte olduklarının telgrafla bildirilmesi Koçgiri başkaldırısını ateşlemiş oldu. 6 Mart 1921’de başlayan çatışmalar şiddetlenince Sakallı Nureddin Paşa komutasındaki Merkez Ordusu bölgeye gönderildi. Topal Osman’ın 47. Müfrezesi de bastırmaya katıldı. İsyandan sonra bölgede valilik yapan Ebubekir Hazım Bey Meclis’e sunduğu raporda 132 köyün yakılıp yıkıldığını, yüzlerce nüfusun öldürüldüğünü, eşya, zahire ve hayvanların yağmalandığını, binlerce nüfusun dağlarda ve yollarda açlığa ve ölüme terk edildiğini belirtir. (Ayşe Hür, 10 Mart 2013 tarihli Radikal Gazetesi)

Nurettin Paşa’nın sert uygulamaları Meclis’teki Koçgiri görüşmeleri sırasında eleştiri konusu yapıldı. Meclis’te Kürt vekiller asıl suçlunun hükümet ve ordu olduğunu, isyancılara çok sert davranıldığını öne sürdüler. Vekiller arasında şiddetli tartışmalar yaşandı. Mustafa Kemal Nutuk’ta Meclis’in Nurettin Paşa’nın görevden alınmasına ve yargılanmasına karar verdiğini ancak kendisinin Fevzi Çakmak ile görüştüğünü, Nurettin Paşa’yı Meclis’te savunduğunu ve ağır bir işleme maruz kalmaktan kurtardığını, sekiz ay sonra da Birinci Ordu Komutanlığı’na getirildiğini belirtecekti.

Mustafa Kemal’in Meclis’teki Kürt milletvekilleriyle anlaşmazlığı, sonraki dönemlerde bu milletvekillerinin tasfiyesi sonucunu verdi. Nitekim Meclis’te “Arkadaşlar ben Kürdüm, Kürd oğlu Kürdüm. Fakat Türkiye’nin tealisini (yükselmesini), Türkiye’nin şerefini, Türkiye’nin terakkisini (gelişmesini) temin eden Kürtlerdenim,” diyen Bitlis vekili Yusuf Ziya Bey ikinci dönem Meclis’e giremeyecekti. O da daha sonra Şeyh Sait İsyanı’nı başlatacak olan Azadi Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alacaktı. 13 Şubat 1925 tarihli Şeyh Sait İsyanı ise, Cumhuriyet’in Kürt paranoyasının temelini oluşturacak travmanın adıydı.

Şeyh Sait İsyanı sırasında önemli bir rol oynayacak Azadi Cemiyeti’nin üyelerinin büyük kısmı orduyu terk etmiş Kürt subaylardan oluşmaktaydı. Diyarbakır’daki Yedinci Ordu’nun subay ve askerlerinin en az yüzde 50’si Kürt’tü. Türk subaylarının da bir bölümü Kürt hareketine sempati duymaktaydı. Azadi’nin Şeyh Sait İsyanı’na giden yolda Kürtlerin yakınmalarına neden olarak gördükleri hususlardan bazıları şunlardı: 1)Azınlıklara ilişkin çıkarılan yeni bir kanun şüphe yaratmıştı. Türklerin Kürtleri Batı Türkiye’ye dağıtarak, onların yerine Türkleri doğuya yerleştireceklerinden korkulmuştu. 2) Kürt dilinin okul ve mahkemelerde kullanımı kısıtlanmıştı. 3) Önceleri coğrafi bir terim olarak kullanılan “Kürdistan” kelimesi tüm coğrafya kitaplarından kaldırılmıştı. 4) Kürdistan’daki tüm yüksek hükümet görevlileri Türk’tüler. Sadece daha aşağıdaki kademelere dikkatlice seçilmiş Kürtler atanıyordu. 5) Ödenen vergilere oranla hükümetten yeterli hizmet alınmıyordu. 6) 1923’teki Büyük Millet Meclisi seçimlerine hükümet müdahale etmişti. 7)Hükümet sürekli olarak bir aşireti diğerine karşı kullanma politikası izliyordu. 8) Orduda Kürtlerin kademe ve mevkileri Türklerle eşit değildi ve Kürtler genellikle zor ve istenmeyen işlere gönderiliyorlardı. 9) Türk hükümeti Alman sermayesinin yardımıyla Kürtlerin yeraltı zenginliklerini sömürmeye girişmişti. 10) Türk ve Kürtleri birbirine bağlayan en son bağ olan halifelik kaldırılmıştı.

Barışı sağlıklı ve kalıcı bir şekilde inşa edeceksek, nerelerden bu noktalara geldiğimizi bilmemizde fayda var. Devam edeceğim.

---------------------------------------

Taraf-14 Mart


Print