2024-04-13
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Levent Gültekin
 
‘Kaynak nerede?’ diye soran iktidar mensuplarına…
2015-04-23 23:05
Levent Gültekin
“Bir lokma bir hırka” diyerek iktidar oldunuz. Tam 13 yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Saraylarda yaşıyor, özel uçaklarla geziyorsunuz. Yaz için ayrı villanız var, kış için ayrı villa. Yani bir eliniz yağda, bir eliniz balda.

Siz böyle lüks bir hayat sürerken yaklaşık 40 milyon insanımız yoksulluk sınırında yaşıyor. Evine ekmek götüremeyen, sokaklarda çöp karıştıran insanlarımız var. Günyüzü görmeden, bu ülkede yaşlanıp gidecekler.

Şimdi muhalefet partileri sizin çözemediğiniz bu soruna dair çözüm önerileri sunuyor. Yapabilirler mi bilemem. Fakat 13 yıldır yönettiğiniz ülkede 40 milyon insanın yoksulluk sınırında olmasından utanç duyup ağzınızı açmamanız gerekirken, büyük bir kibir ve şımarıklıkla “Kaynak nerede?” diye kabadayılık yapıyorsunuz.

Kaynak nerede biliyor musunuz?

Kaynak, bir iktidar uğruna terk ettiğiniz o vicdandı, heyecandı, inançtı ve bu halkın size duyduğu güvendi. Çünkü bütün sorunların çözümünün kaynağı, o sorunun verdiği acıyı yürekte hissetmektir.

Üç günlük iktidar uğruna tüm bu değerlerden vazgeçtiniz. Yüreğiniz taşlaştı. Ruhunuz karardı. İnancınız zedelendi.

Sorunların acısını yüreğinizde hissetmez oldunuz.

İşte bundan dolayı “Kaynak nerede?” diye sorup duruyorsunuz.

Sana da bir çift lafım var sevgili okur…

Birçok köşe yazarı, gazeteci arkadaştan şöyle sözler duyuyorum: “Bir konuyu sakin bir tonda yazıyorum, kimse itibar etmiyor. Bir sorunla alakalı analiz yapıp çözüm önerisi sunuyorum kimse umursamıyor. Ne zaman ki birine çakan ya da bir partiyi, topluluğu doğrudan hedef alan yazılar yazıyorum, okunma rekorları kırıyor. Acayip övgüler alıyorum.”

Bu, tüm yazarlar için ciddi bir sorun. Mevcut ortam, bizi, meseleleri tartışmaktan çok, kavgaya teşvik ediyor. Gerginliği azaltalım, gerçek problemlerimizi konuşalım derken kendimizi bir kavganın taraftarı konumunda buluyoruz.

Ve bu durum, toplumdaki kamplaşmayı daha da artırıyor.

Ülkemizin yüzlerce sorunu var. Siz, biz, hepimiz bulunduğumuz yerden bu sorunların çözülmesi için çabalıyoruz.

Fakat öyle bir zaman geliyor ki yazılarımızla, sözlerimizle, davranışlarımızla tam da sorunları çoğaltan unsurlara dönüşüyoruz.

Adaletin bu mu sevgili okur?

Burada senin de ciddi kusurun var sevgili okur.

Çünkü sakin, çözüm öneren yazılara, konuşmalara gerçekten de prim vermiyorsun. İstiyorsun ki her gün en ağır sözlerle birine çakalım. Birinin ağzının payını verelim. En kuvvetli, en damardan kim çakıyorsa en çok onu seviyor, onu parlatıyorsun.

Fakat bekliyorsun ki hep ‘karşı taraf’a çakalım. Hem bize ‘tarafsız ve adil ol’ diyorsun, hem de kendin en fanatik taraftar oluyorsun.

Adaletin bu mu sevgili okur?

Desteklediğin partiye, cemaate, ideolojiye yöneltilen eleştirileri haksız ve abartılı buluyorsun. ‘Karşı taraf’a yapılan eleştirileri yüzeysel ve hafif buluyorsun.

Senin, hatalı gördüğün kesimleri eleştirdiğimizde bizi göklere çıkarıyorsun. Fakat senin da tarafını tuttuğun kimseleri, partileri, cemaatleri eleştirdiğimizde yine bizi yerin dibine batırıyorsun.

“İyi, dürüst, haysiyetli, kabiliyetli insan kimdir, nasıl anlarım, nasıl tanırım?…” Buna hiç kafa yormuyorsun.

Tek bir cümlesine bakarak bir yazar hakkında kanaat sahibi oluyorsun. Tek bir yazısını okuyup tek bir konuşmasını dinleyip beğendiğin yazara peygamber muamelesi yapıyorsun. Bir başka gün aynı yazarı deccal ilan ediyorsun.

Olmaz ki sevgili okur…

Böyle yaparak bizi ikiyüzlü davranmaya sevk ediyorsun. Farkındasın değil mi?

Esasında yazıları kafandaki doğruları pekiştirmek, onaylatmak için okuyorsun.

Sana uymayan yazarları anında ‘satılmış’, ‘vatan haini’, ‘çıkarcı’ diye yaftalamaktan imtina etmiyorsun.

Hatta ‘karşı taraf’ı eleştirdiğinde ‘çok zeki’, ‘çok akıllı’, ‘çok dürüst’, ‘çok fedakar’ diye tanımladığın yazara senin tarafını eleştirdiğinde ‘aptal’, ‘satılmış’ muamelesi çekiyorsun.

Tek bir gün “Bir dakika, bu arkadaş bizi eleştiriyor ama bir bakalım ne diyor, söylediklerinde doğruluk payı var mı?” diye sormuyorsun. Ya da sunulan önerileri akıl süzgecinden geçirmiyorsun. Tek kriterin var: Sana uyuyor mu uymuyor mu?

Başkalarının gözündeki çöp için kıyamet koparırken, tarafını tuttuğun kesimlerin gözündeki merteği bir türlü görmüyorsun.

Tartışmaları, tıpkı bir futbol maçı izleyen taraftar psikolojisiyle izliyorsun. Demokratlığı, özgürlükçülüğü, bir arada huzur içinde yaşamayı… Senin doğrularının kabul edilmesi ve herkesin senin yanında saf tutması olarak anlıyorsun.

Hepimizin hataları var

Sevgili okur hepimiz bu ülkede iyi şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Hepimizin hataları var. Hepimiz zaman zaman yanlışlar da yapabiliyoruz. Yanlış bir söz söyleyebiliyor, bazen isabet kaydetmeyen yorumlar yapabiliyoruz. Hatta bazen sonradan ‘Hiç olmadı’ dediğimiz yazılar yazıp konuşmalar yaptığımız bile oluyor.

Senin doktorluğun, öğretmenliğin, işçiliğin, esnaflığın, memurluğun, polisliğin, yargıçlığın, avukatlığın, işadamlığın, öğrenciliğin… Ne kadar kıymetli ve değerliyse bizim yaptığımız yazarlık, gazetecilik de ancak o kadar kıymetli. Hepimiz bu ülke daha iyi olsun diye çalışıyoruz.

Diyeceğim o ki sevgili okur, hem bize hem kendine bu kötülüğü yapma.

Sen demokrat ol ki biz de olalım. Sen özgürlükçü ol ki biz de olalım. Fanatizmden kurtul ki biz de tarafsız olalım. Sen iyi şeylere prim ver ki biz de iyi işler yapalım. Sen iyi ile kötüyü sağlıklı bir şekilde ayır ki biz de iyiye yönelelim. Sen eleştiriye açık ol, eleştiriyi düşmanlık olarak görme ki biz de korkmadan, çekinmeden senin desteklediğin partilerin, grupların yanlışlarına dikkat çekelim.

Taraftar psikolojisiyle değil…

Böylesi hem senin için daha faydalı olur, hem de ülkemiz için.

Taraftar psikolojisiyle değil gerçek bir demokrat tutumla bizi eleştir ki, biz de kendimize çekidüzen verelim. Hepimiz kendimize çekidüzen verelim ki ülkemizde işler yoluna girsin.

Gladyatörlerin dövüştüğü arenada sen seyirci olursan, bize de tek işi dövüş olan gladyatör olmak kalıyor.

Böyle bir ülke mi istiyorsun sevgili okur?

----------------------------------------------

22 Nisan 2015
Print