2019-12-16
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Orhan Kemal Cengiz
 
Mesele cezaevinden çıkıp çıkmamak değil
2015-04-29 14:54
Orhan Kemal Cengiz
Çok karmaşık gibi görünüyor ama aslında mesele çok basit.

Yeni Türkiye’de, eğer siyasal iktidarın hedefindeki bir kişiyseniz, cezaevinin sadece giriş kapısı var, çıkış kapısı yok. Hasbelkader çıkış kapısını birileri açmaya kalkarsa, anahtarı tutan el hemencecik kırılıveriyor.

Ta en baştan hatırlayın...

Ne demişti Sayın Cumhurbaşkanımız bu “paralelcilerin” yargılanması için?
“Sulh Ceza hakimleri bu işi götürecek.”

Yani, sen kalkıyorsun sırf bir grubu yargılamak için özel bir hukuk mekanizması yaratıyorsun...

Tıpkı, 1960 darbecilerinin rahmetli Menderes ve arkadaşlarını yargılamak içinYassıada Mahkemeleri’ni kurmaları gibi...

Yani, Ceza hukukunun en temel prensibini pas pas yapıyorsun, “suç işlendikten sonra”, sırf o suçu yargılasın diye hukuk mekanizması yaratıyorsun, “doğal hakim”ilkesini eziyorsun...

Bu Sulh Ceza hakimlikleri kurulduktan sonra Twitter’dan yasak talep etme konusunda dünya şampiyonu oluyorsun...

Bu Sulh Ceza hakimlikleri kurulduktan sonra önüne geleni, Erdoğan’a hakaret etti diyerek tutuklamaya başlıyorsun...

İşte tam da bu Sulh Ceza yargıcı, Hidayet Karaca’yı Samanyolu TV’de oynayan bir dizide geçen bazı kelimeleri gerekçe göstererek tutukluyor.

Aynı Karaca birkaç gün önce kendi ayağıyla mahkemeye gitmiş, benim hakkımda bir soruşturma var mı diye sormuş.

Yani, tutuklama için en önemli gerekçe olan “kaçma şüphesi” olmadığı açıkça ortaya çıkmış.

Kaldı ki, dizi senaryosu nedeniyle hakkında suç işlediğine dair bir “makul şüphenin” varlığından da söz etmek mümkün değil.

Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi terminolojisiyle söyleyecek olursak, bağımsızlık ve tarafsızlığı çok tartışmalı bir yargı organı, Ceza hukukunda son çare olması gereken tutuklamayı, ortada bir makul suç şüphesi yokken, kaçma şüphesi yokken uygulamış...

Karaca ve polislerin tutukluluğu konusunda İstanbul’daki 10 Sulh Ceza hakimine de itiraz edilmiş.

Sonra avukatlar, bu Sulh Ceza hakimlerinin reddini istemiş. Bizim Ceza usul yasası hakimi tek olunca, reddine ilişkin talebi kendisinin incelemesini yasakladığı için mesele Asliye Ceza Mahkemesi’nin önüne gitmiş.

26. Asliye Ceza, bu reddi hakimi haklı bulmuş. Sonra dosyayı 32. Asliye Ceza’ya göndermiş. Bu 32. Asliye Ceza da her yanıyla sorunlu tutukluluk haline son vermiş.
Sulh Ceza hakimlikleriyle kurulan bu çarpık hukuk düzenini benimseyen birisi bile, Asliye Ceza’nın “reddi hakim” istemini karara bağlamasına bir şey diyemez. Buradaki tek hukuki tartışma, bu reddin kabulünden sonra ne yapılacağı üzerine...

Velev ki “usulen” 32. Asliye Ceza’nın karar vermesi yanlış olsun. Bu durumda bile, tutukluluğun kaldırılması derhal sonuç doğurur. Siz insanları serbest bırakır ondan sonra dilerseniz hakimi şikayet edersiniz.

Ama bunlar yerine, hukuka bin takla attırılıp, savcının mahkeme kararını uygulamaması savunuluyor. Alt derece mahkemesi durumundaki Sulh Ceza hakiminin, Asliye Ceza’nın kararını bozabileceği savunuluyor.

Ve HSYK Erdoğan’ın eleştirilerinin ardından ışık hızıyla Asliye Ceza yargıçlarını görevden alıyor.

Hukuk, üzerine atom bombası düşmüş virane bir kente dönmüş. İktidarın içeri tıkmak istediği birisini hiç kimsenin dışarı çıkaramayacağı söyleniyor bizlere; bunu içinize sindirin deniyor...

İktidar sizi işaret etmişse, cezaevi çıkış kapısı olmayan bir yere dönüşür diyorlar.
Cezaevlerinin çıkış kapısı olmayan bir yere çevrilmesi, bütün ülkenin bir cezaevine dönmesi demektir.

Türkiye’yi bütünüyle dünyadan koparmadan bunu yapamazsınız.

Mesela, bütün bu hukuk rezaletini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde savunamazsınız.

Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nden, Birleşmiş Milletler’den koparmadan bu “hukuk düzenini” devam ettiremezsiniz...

Bu ülkeyi tamamen içine kapalı bir Orta Asya diktatörlüğüne çevirmeden bu düzeni sürdüremezsiniz...

Mesele, birkaç kişinin cezaevinden çıkıp çıkmayacağı meselesi değil; mesele bu ülkede bir gıdım da olsa hukukun olup olmayacağı; Türkiye’nin medeni dünyanın bir parçası olarak kalıp kalmayacağı meselesidir...

---------------------------------------

Bugün-29 Nisan
Print