2019-07-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Ümit KARDAŞ
 
İslam’ın Diyanet’le devletleşmesi
2015-06-09 19:39
Ümit KARDAŞ
Ümit KARDAŞ

Osmanlı Devleti’ndeki dinin merkezde araçsallaştırılması, şeyhülislamlık makamının devletin merkezî örgütü içine çekilmesi ve devletin çıkarları doğrultusunda kullanılması anlayış ve pratiği Cumhuriyet tarafından aynen tevarüs edildi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın siyasetten ve siyasi çekişmelerden etkilenmemesi mümkün olmadığı gibi, güç dengelerine göre dönem dönem güvenlik bürokrasisinden ve onun laiklik anlayışından etkilenmemesi de mümkün değildir.
Emeviler’den başlayarak bugüne kadar din merkezde iktidar tarafından araçsallaştırılıp yozlaştırıldı. Cumhuriyet döneminde bunun en somut ve ileri örneğini sahih İslam’a da zarar vererek ve devletin boyunduruğu altındaki Diyanet İslam’ına sarılarak AKP gösterdi. Onun için kurumu kutsallaştırıp, başkanına lüks araba ve uçak vermeye kalkmaları hiç de yadırganacak bir durum değil. HDP, sahih bir demokratik- laik anlayışla yaptığı bu eleştirilerde tamamen haklı olup, iktidarın samimiyetsizliğini ortaya çıkarmıştır.
Devletin, toplumun ve bireylerin dinî yaşamlarını ve anlayışlarını denetlemesi ve yönlendirmesi laiklik ilkesine aykırıdır. Hattâ açıktır ki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı devletin laik olmadığının bir göstergesidir. Laiklik ilkesinin bir boyutu din, vicdan, inanç ve ibadet özgürlüğü olup, toplumsal barış için fevkalade önem gösteren diğer boyutu da dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmamasıdır.
Peki, olması gereken nedir? Devlet tüm dinler, inançlar ve mezhepler karşısında tarafsız ve eşit mesafede olacak, destek vermek istiyorsa da bunu her kesime eşit olarak sunacaktır. Demokrasinin ve laik hukuk devleti olmanın gereği budur.
Devletin dinî yaşamdan tamamen çekilerek bu alanı sivil topluma bırakması zorunludur. Dünyadaki demokratik örneklerde din ile devlet arasındaki ilişki pek çok farklı şekilde ele alınmış olmakla birlikte, Diyanet benzeri bir yapılanmaya rastlanılmaz. İngiltere’de devlet hiçbir dine ve dinî kuruma yardım etmemekte ancak bazı binaların bakım ve onarımı için mali destek sağlamakta. Dinî örgütler ise yardım dernekleri statüsüne sahip oldukları takdirde vergi muafiyetinden yararlanabilmekteler. Fransa’da cemaatler dernekler şeklinde örgütlenebilmekte ve bu derneklere vergi indirimi sağlanmakta.
Almanya’da işveren olarak kabul edilen kiliseler vergi, aidat, bağış toplayabilmekte, dinî eğitim verebilmekte. Eyaletler kendi anayasalarına uygun biçimde bölgelerindeki kiliselerle anlaşmalar yapabilmekte. İtalya’da Katoliklik dışındaki diğer bütün mezhepler kendi örgütlenmelerini kurmakta özgürler. Yurttaşlar gelir vergilerinin 0,8’ini istedikleri mezhebe verebilmekte, yaptıkları bağışları vergiden düşebilmekteler.
Görülüyor ki gerçekten laik olan ve toplumu barış içinde ve özgürce yaşatmaya çalışan rejimlerde Diyanet İşleri Başkanlığı gibi nevi şahsına münhasır bir kurum bulunmamakta. Bu kurumun Sünni, Alevi, Hıristiyan, Musevi ve herhangi bir dine ve inanca sahip olmayan tüm yurttaşların vergilerinden oluşan bütçeden pay alarak çoğunlukta oldukları için sadece Sünnilere hizmet vermesi hukuka, adalete ve ahlaka aykırıdır. Bunun dışında bir dinin veya mezhebin resmileşmesi onun donmasına ve başka ideolojilerin aracı durumuna düşmesine neden olur.
Aleviler özelinde ise konu sadece, alınan vergi, temsiliyet sorunu veya laikliğin doğasına aykırılık da değildir. Aleviler bu kurumun şahsında devletin onlara karşı uygulamayı gelenek hâline getirdiği kadim asimilasyon politikalarının tümünü görürler. Bu kurum varlığı ve tekliği ile Alevilere, dini ancak benim anladığım tarzda anlayabilir ve benim çizdiğim sınırlar içerisinde yaşayabilirsin demektedir.
Devlete egemen olan anlayış doğrultusunda, din yorumu ve yaklaşımları dönüşebilen, yeri geldi mi müfrit bir milliyetçiliği meşrulaştıran, yeri geldi mi yolsuzluk meselelerini hutbelerinden çıkarmakta beis görmeyen bir kurumun varlığını Aleviler, devletin onaylamadığı her türlü inanca karşı potansiyel bir silah olarak görürler ki bunda hiç de haksız sayılmazlar.
------------------------------------------
Taraf-2 Haziran

Print