2020-10-24
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Arif Sevinç
 
Erken seçim ve Kürt muhalefeti
2015-08-17 12:44
Arif Sevinç
Türkiye’de 7 Haziran 2015 seçim sonuçları açıklandığında, HAK-PAR Türkiye’nin yeniden bir erken seçim türbülansına girdiği tespitini yaptı.

Gelişmeler, Türkiye’nin mümkün olan en kısa sürede yeniden sandığa gideceğini gösteriyor.

Zira seçmen, AK Parti’nin tek başına iktidarını sürdürmesine “hayır” dediyse de, Parlamentoda bulunan diğer 3 partiye de iktidarı teslim etmedi.

Ak Parti ve CHP arasında yapılan koalisyon görüşmeleri beklendiği gibi sonuçsuz kaldı.

Türkiye MHPli veya MHPsiz bir seçim hükümetiyle sandığa gidecek.

Suruç’ta 34 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan ve “İŞİD” tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen, karanlık bombalı eyleme misilleme olarak PKK’nin 2 Polisi öldürmesi, devletin de PKK kamplarına bomba yağdırması ve ardından gelişen olaylar Türkiye’yi yeniden olağanüstü şiddet koşullarına taşıdı.

Hem Hükümet cephesinde hem de PKK cephesinde savaş yanlılarının muradı olsa da, toplumda ciddi umut yaratan “çözüm süreci” rafa kalktı.

Her gün birkaç ölüm haberi ananların yüreğine ateş düşürüyor.

Bu koşullarda seçim güvenliği sağlanabilir mi bilinmez ancak, yapılan anket sonuçları kısa süre içinde ve bu günkü şartlarda gerçekleşecek muhtemel seçimlerin mevcut durumda ciddi bir değişiklik yaratmayacağını gösteriyor.

Tabi hem Türkiye, hem de Ortadoğu hızla değişiyor,

Her gün kartlar yeniden karılıyor. Zamanın ne getirip ne götüreceğini şimdiden kestirmek güç.

Hayat sürprizlerle dolu!

13 yıldır tek başına iktidar olan AK Parti’nin,7 Haziran seçimlerini bir “kaza” olarak değerlendiği, seçimi yenileyerek oylarını birkaç puan arttırıp, tek başına iktidarı yakalamayı hedeflediği açık.

Şayet bu kez de seçmen tutumunu korursa o zaman da mecburen koalisyona “evet” diyeceği anlaşılıyor.

Kürt cephesine gelince;

Yakalanmasının ardından, Statükocu militarist – Kemalist kesimin taleplerine uygun olarak pozisyon alan ve Türkiye’deki iktidar çatışmalarının bir aksesuarı haline gelen Öcalan, PKK’yi hem ideolojik olarak, hem de hedefleri ve örgütsel yapısı açısından yeniden şekillendirdiği biliniyor.

Başlangıçta militarist kesimle etkileşen ve “Ordu çözüme hazır AK Parti engel” diyerek safını belirleyen Öcalan, Ak Parti’nin, darbe girişimlerini boşa çıkarıp, askeri vesayeti geriletmesi, İmralı’nın da denetimini ele almasından sonra saf değiştirdi.

MİT başkanı Hakan Fidan ile PKK yi bu kez Ak Parti’nin siyasetine uygun bir formatla yeniden dizayn etti.

Nitekim “Kürt Açılımı” sürecinde karşıt pozisyonda olan PKK ile “çözüm süreci” adıyla yeni bir diyalog süreci başlatıldı.

Öcalan MİT Başkanı ve Erdoğan’ın Cemaat tarafından hedef alındığı süreçteki rolünü “ şöyle açıklıyor; “ MİT’i düşürseydiler. Türkiye’de tüm kaleler düşmüş olacaktı. Hakan Fidan tutuklansa, sonra sıra Başbakan’a gelecekti. Benim bu süreci canlandırmam, darbeyi engelleme sorumluluğu... Darbeyi önleyebileceğimi fark ettim ve süreci başlattım…”(Namık Durukan/Milliyet/2013 İmralı zabıtları)

Yine 2013 yılında yani seçimlerden 2 yıl önce Öcalan şu belirlemeleri yapması dikkatlerden kaçmadı; “Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz.” (Namık Durukan/Milliyet/2013 İmralı zabıtları)

Hal böyleyken PKK “devlet” veya federasyon, özerklik gibi taleplerinden arınmış olarak, önüne Avrupa yerel yönetimler özerklik şartını hedef olarak koyuyor, “Ortak vatan”, “demokratik Ulus” söylemlerini öne çıkarıyor, BDP de HDP adıyla yeniden şekilleniyordu.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay “açılım sürecinde Öcalan ve MİT"in talimatıyla kurulan HDP"nin” “anlamlı bir işlev gördüğünü” dile getiriyor , “”BDP-HDP bu çalışmanın içinde önemli bir rol üstlendiler. HDP"nin Cumhurbaşkanı adayı Selahaddin Demirtaş, giderek daha Türkiyeli politika yapıyor.”sözleri ile HDP nin bir “proje” olduğunu ilan ediyordu.

Nitekim HDP, MİT- İmralı sürecine uygun olarak “Türkiyelileşme “politikası üzerine şekillendi.

PKK nin silahsızlandırılması, “Türkiyelileşme” kaydıyla legal alanın açılması üzerine kurulan çözüm süreci tolumda büyük bir destek bulmasına rağmen tökezledi.

Ortadoğu’da meydana gelen olağan dışı gelişmeler, Türkiye’nin Suriye başta olmak üzere bölgeye yönelik politikalarından rahatsız olan İran, Suriye, İsrail gibi devletlerin Ak parti karşıtlığına, içerideki CHP-MHP-Ergenekoncu, ulusalcı kesimin muhalefeti eklenmiş, en nihayetinde iktidarın en önemli ortağı Gülen Cemaati de Erdoğan’a cephe almıştı.

Öcalan’ın, PKK güçlerinin sınır dışına çekilmesi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması yönündeki çağrıları da, örgüt tarafından önce Gezi olayları, ardından Kobani olayları gerekçe yapılarak kulak ardı edildi.

Ak Parti ile masaya oturan birlikte projeler üreten, “çözüm süreci” ne bağlılığını ifade eden PKK devletin sinir uçlarına dokunan, toplumda ciddi rahatsızlıklar yaratan yol kesme, asayiş birimleri oluşturma, iş makinelerini yakma, 50 kişinin ölümüne neden olan Kobani olayları gibi eylem ve etkinlik içine girdi, tekrar Ak Parti’yi devirmeyi hedefleyen söylemlerle yeni bir pozisyon aldı.

HDP de seçim stratejisini, “seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı üzerine inşa etti.

Öcalan, önce “tek irade” yerine, “baş müzakereci” pozisyonuna indirildi, ardından “barışa Öcalan savaşa biz karar veririz” sözleriyle devre dışı bırakıldı.

7 Haziran seçimlerinde, HDP % 13 oy alarak 80 milletvekiliyle Parlamentoya girdiyse de bunun “barışı” sağlama, “Çözüm Süreci”ni geliştirme noktasında bir anlamı olmadı.

PKK tarafından, İŞİD ‘in yaptığı iddia edilen Suruç eylemi gerekçe yapılarak başlatılan eylemler dizisiyle Türkiye yeniden savaş konseptine döndü.

Türk Jetleri PKK kamplarını bombaladı. Geniş tutuklamalar, çatışmalar, ölümler bir birini izledi.

Artık çözüm süreci yok. Hükümet, PKK silah bırakıp, sınırların dışına çekilinceye kadar “çözüm Süreci”nin devreye girmeyeceğini ilan etti.

Bütün bu gelişmeler önümüzdeki dönemin Kürtler açısından çok daha ağır geçeceği, sıkıntılı olacağını göstermektedir.

Dağınık olduğu için etkisiz olan PKK dışındaki Kürt muhalefeti, her gün biraz daha parçalanmakta, erimekte, sadece PKK’nin oluşturduğu gündem üzerinde pozisyon almakta, söylem geliştire bilmektedir.

Bu durumun Kürt halkına da, Kürtler adına siyaset yapanlara da bir yararı yoktur.

Ancak topluma güven veren, istikrarlı ve etkili bir “güç” oluşturmadan, esen rüzgarlardan etkilenmemek, savrulmamak mümkün olmamaktadır.

Zaman zaman farklı Kürt kesimleri arasında ortaya çıkan “yakınlaşma”, “birlik” imkânları da kimi kadroların “yüksek egosu” uzlaşmaz, sabırsız, dayatmacı tutumları nedeniyle uzun ömürlü olamamakta, seçim süreçlerinde dominant güçlerle tüketilen pazarlıkların labirentlerinde “Puç “edilmektedir.

Son seçimler bu konuda ibretlik derslerle doludur.

Bu durumun kendiliğinden değişebileceği, muhalefetin toparlanabileceği beklenmediğine göre zaman kaybetmeden, suni gündemlere hapsolamadan harekete geçilmelidir.

PKK dışındaki Kürt muhalefeti tarafından sıkça dillendirilen “birlik “ söylemi; şahsi hesaplarla, bir pazarlık nesnesi olmaktan, dağılmanın, parçalanmanın, neredeyse birkaç kişilik gruplara dönüşmenin paravanı olmaktan çıkarılmalıdır.

Bu türden yaklaşımlara tavır alınmalıdır.

Her şeye rağmen PKK dışındaki Kürt muhalefetinin toparlanmasına yoğunlaşmalı, bu konu öncelikli bir mesele olarak ele alınmalıdır.

Ön yargılardan kurtulmak hedeflenmelidir.

Bir birlik projesi olarak farklı Kürt siyasetçiler tarafından kurulan HAK-PAR, herkesimi kapsayan programatik hedefleri, demokratik işleyişi,13 yıllık birikimi, seçimlere girme hakkını kazanmış olması ve mevcut örgütlülük yapısı değerlendirildiğinde bu toparlanma için en uygun zemindir.

Seçimler, kitlelerin politikaya ilgisinin arttığı, siyasetçilerin de topluma seçenekler sunduğu süreçlerdir.

Bu süreç Kürt muhalefetinin mümkün olduğunca en geniş kesimlerinin toparlanması için iyi bir imkan olabilir.

Bu durumu değerlendirmek, Kürt halkına ciddiye alacağı bir seçenek yaratmak için, mevcut kadroların samimi, cesur ve özverili olması gerekir.

Türkiye yeniden erken seçim sürecine girmişken Kürt muhalefetinin öncü kadroları topluma güçlü bir seçenek sunmak için kolları sıvamalıdır.



Print