2020-12-03
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Mehmet TIRAŞ
 
7-8 Eylül olayları bir sivil itaatsizlik hareketi değil, derin devlet projesiydi
2015-10-02 10:23
Mehmet TIRAŞ
Ülke gündemini bir hafta içinde belirleyen konular ve olaylar hakkında kısa başlıklarla hatırlatayım sonra asıl konumuza döneceğim.

Gündemden düşmeyen güvenlik güçleriyle PKK arasındaki kanlı çatışmalar birinci sırayı alıyor,görünen o ki kısa sürede de bitecek gibide görünmüyor;eğer çatışmasızlık ortamına dönemezsek ülkenin bir iç savaşa sürüklenebileceğinin işaretlerini veriyor.

İkinci sırayı ise Suriye iç savaşı yerini korurken uzun yıllarda sürecek gibi..

Erdoğan ve Davutoğlu’nun Orta doğu politikası duvara toslamakla kalmadı,üç beş ay ömür biçtikleri;Esed olmadan Suriye’de iç savaşın bitirilemeyeceğine ABD ile Rusya anlaşmış gibi gözüküyor. Erdoğan’a da Esad kardeşimin yanına yanaşmanın yollarını aramak düşüyor.

Hani Esed’e altı ay ömür biçiyordunuz, Emevi camisinde namaz kılıp, çay içip dönecektiniz bundan üç yıl önce böyle diyordu Erdoğan.

Yine Tayyip Erdoğan’ın Kürdistan coğrafyasındaki gelişmeler açısından, dış politikadaki miyopluğu devam ediyor; başta ABD ve Koalisyon güçlerinin karadan ve demokratik seküler bir sistemi savunan,İŞİD’e karşı en güvenilir müttefiki PYD için; IŞİD,PKK neyse bizim için PYD’de o dur demesi tam bir açmaz içinde olduğunu ve müttefikleriyle ters düştüğünü görüyoruz.

Bu arada AKP’e genel kurulu yapıldı.Bir genel kuruldan çok parti teşkilatlarıyla tanışma ve sohbet toplantısı gibiydi,ne kavramların ne de sorunların tartışılması oldu.Bu genel kurulda Erdoğan’ın parti meclisine kadrosunu yerleştirirken,Davutoğlu ise kongrenin paravanıydı.

Demokrasi bir ülkeye yerleşecekse önce parti içi demokrasinin olmazsa olmazı tartışılmaz bir vaka. Parti içi demokrasinin işlemesi ile milletvekillerinin belirlenmesinde ön seçim yaparsanız,lider sultasını yıkarsınız başka bir yolu yok.Mevcut siyasi partiler kanununa göre seçilen milletvekilleri o ilin ve bölgenin milletvekili değil, liderin milletvekili olduğunu AKP’e genel kurulu bunun tipik bir örneği.

Kurban bayramıyla gelenek haline gelen deri toplama kavgası devam ediyor. Bunda hedef cemaat oldu.. Erdoğan’ın talimatıyla terör örgütü ilan edilen cemaatçilerin deri toplamasına müsaade edilmemesini istedi. Erdoğan ve İslami kesim geçmişte Türk Hava Kurumunun dışında deri toplayan kurumları ve kişileri rejim karşıtı ilan eden askerlere ;vatandaşa kurbanı devlet mi veriyor ki, derisini elinden alıyor diye sitem ediyordu.Kurban benim ise vatandaş olarak istediğime kurbanımın derisini veririm diye ortalığı inletiyorlardı.Askerle ittifak yapanın kurban derisi ayağına dolanır. Nereden nereye, savrulma bu olsa gerek.

Çözüm sürecinin bozulmasıyla Güney doğuda bazı il ve ilçelerde seçimlerde sandık güvenliğinin olmayacağı tartışılır olmaya başladı.Halkına güvenmeyenin sandığa güveni mi olur?12 Eylül askeri darbesinde bile bunları yaşamadık gediğimiz yere bakın.

Dışta izole olan Erdoğan içeride de başta medya olmak üzer tüm muhaliflerine karşı bir akıl tutulması yaşıyor ve 550 tane yerli ve milli,milletvekili istemesi anlaşılır gibi değil.

Gelelim yazımızın konusuna; Kahraman Maraş’ta,Çorum’da Madımakta insanları yakanlar ve katledenler,katlettirenler 7-8 Eylülde de görev başında olanlardır.Aynı zihniyeti temsil ediyorlar,değişen figüranlar ve birde tarihi.

7-8 Eylül olayları nasıl başladı.

Dağlıca’ da 15 askerin PKK tarafından katledilmesiyle başlayan Türkiye genelinde iki gece üst üste derin devlet organizasyonlu tarihe 7 /8 Eylül olayları olarak geçen;Kürtlere yaşatılan kabus da nelerin olduğunu bir hatırlayın.Akşam ezanıyla yüzlerce bayraklı araba konvoyu ile korna çalarak başlayıp, sabah ezanına kadar süren,hedef seçtikleri kentleri terörize eden ve polis gözetiminde; başta HDP genel merkezi ve parti teşkilatları olmak üzere, Kürtlerin iş yerlerinin yakılması ve yaşadığı mahallelerin basılması ,Kürt isçilerin çalıştığı şantiyelerde işçilere linç girişimi ve batı illerinde ve ilçelerinde bu saldırı ve kundaklamaların eş zamanlı yapılması düşündürücü değil mi?

Türk siyasetinde geriye doğru hafızanızı zorlayın hiç bir zaman muhafazakar İslamcı çevrelerde, sivil itaatsizliğe dayalı bir harekete rastlayamazsınız, istisnalarhariç hepsi devlet güdümlü veya devletin hedef gösterdiği ve öncülüğünde olmuştur.

7/8 Eylül’de yaşananlar bize 1955 yılında Gayri Müslimlere yapılan 6/7 eylül olaylarını hatırlatıyor bize, bu sefer hedefte olan Kürtlerdi..

Hürriyet gazetesine iki sefer yapılan saldırı sıradan bir gazeteye yapılmış bir baskı değildir, muhalif merkez medyaya boks tabiriyle, kafadan saydırma bir kroşedir.

7-8 Eylül ile başlayan o korkunç linç girişimlerinde derin devletin Arabını görebilirsiniz.

Boynununuz kalında olsa bir hafta içinde o hamut geçmeyen boynunuzu çubuğa çevirirler ve siyasetten devre dışı bırakırlar ve eşekten düşmüşe dönersiniz.

Bir hafta tüm görsel,yazılı ve sosyal medya bu zattan bahsetti, ülkenin en meşhur popüler kişisi oldu ama bir hafta içinde yok olup gitti.

Peki bu nasıl bir hafta içinde meşhur olan hatta AKP genel kurulunda divana seçilerek ödüllendirilen şahıs, birden milletvekilliğini de kaybederek aday gösterilmedi.

Kimden bahsettiğimizi tahmin etmişinizdir.

AKP’nin Gençlik kolları başkanı(yeni adı Osmanlı ocağı) İstanbul Milletvekili Abdurrahman Boynukalın,şimdi o meşhur adam 1 Kasım seçimlerinde AKP’den milletvekili adayı gösterilmedi.

Boynukalın nasıl meşhur oldu,neden milletvekili gösterilmedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yandaş bir televizyon kanalında Doğan medya grubunun başkanı Aydın Doğan’ı hedef göstermiş..

Doğam medya grubuda Erdoğan’ın bu konuşmasının içinde 400 milletvekili verselerdi çözüm süreci bitmez, şehitler olmazdı sözünü,Hürriyet Gazetesinin bu sözü internet sitesinde haber yapması üstüne;Erdoğan’ın talimatıyla Boynukalın’ın organize ettiği Ak gençlik denilen Vandalları damperli kamyonlarla doldurup, Hürriyet gazetesinin önüne taşımışlar ve Hürriyet gazetesinin camını çerçevesini kırıp -dökerek tehditler savurmuşlar.Hatta bu Boynukalın 1 Kasım seçimlerinin sonucu ne olursa olsun Erdoğan’ı başkan yapacaklarını ilan etmişti.

AK gençliğin genel başkanı milletvekili Boynukalın bununla kalmamış, ikinci defa Hürriyet gazetesini basmış,bunda da gazete yöneticilerini ve yazarlarını tehdit etmişti.

Erdoğan, Hürriyete gazetesine yapılan bu saldırı konusunda hiçbir olumlu veya olumsuz tepki göstermezken,basına saldırı hız kesmeyerek NOKTA dergisine polis operasyonu Erdoğan’ın talimatıyla devam etti. Bu olaylar karşısında Davutoğlu Boynukalın’ın tehditlerini dost sohbetinde söylenmiş bir söz olarak değerlendirdi.

Ama bir hafta sonra yapılan AKP’genel kurulunu yönetecek beş kişiden biri olarak Boynukalın’ın alkışlarla divana seçilmesi bir ödüllendirmeydi ama zavallı aciz adamın kahramanlığı kursağında kaldı.

Peki ne oldu da bu tetikçi sözde Davutoğlu’ndan affını istemişte aday gösterilmemiş,size inandırıcı geliyor mu?

İşin aslını söyleyelim.

Boynukalın milletvekilinin iki sefere organize edip tabiki Erdoğan talimatıyla Hürriyet gazetesine saldırmasının bedelini ödettirdiler.

Hürriyet gazetesine ve medyaya yapılan baskılar tüm dünyanın önde gelen basınında bu olaylar,bir haber olmaktan çıkıp çok büyük yankı yaparken;AB ve ABD tarafından kınanması,ABD’nin Ankara büyük elçisinin Hürriyet Gazetesiniziyaret ederek geçmiş olsun deyip, bu olayları kınıyoruz ve kabul edemeyiz deyip,basın özgürlüğünden yanayız diyerek taraf olarak tavır alması..Kof milliyetçilik yapan AKP’nin kurmaylarının günah keçisi olarak Abdurrahman Boynukalın’ı seçmelerine neden oldu.

Erdoğan ve Davutoğlu kahraman ilan ettikleri Boynukalın’ı milletvekili göstermekten istemeyerek vaaz geçmek zorunda kaldılar.

Erdoğan’ın 7 Haziran seçim sonuçlarından sonra başta Medya, yargı ve muhaliflerine yönelik mesnetsiz iddiaları içte ve dış demokratik dünyada büyük bir endişeyle izlenmekte.

ABD ve Avrupa basınında Erdoğan için sandığı faşizmin bir argümanı olarak kullanıyor diye haber ve yorumlar günden güne artarak Batı medyasında yer alıyor.

1 Kasım seçimlerinde ya Erdoğan tek adam olacak ya da yargılanacak, başka çıkış yolu yok diye dünya basınında haberler kırla gidiyor.

Hatta Hitlerde Alman kamuoyundan milletvekili seçmeleri içinsafkandan olan Almanlara oy verin demesiyle, Erdoğan’ın 550 yerli ve milli milletvekili istemesinin benzerliğine dikkat çekiyorlar dış basında çıkan, haber ve analizlerde.

Erdoğan seçimle geldi ama seçimle gitmemek için her türlü anti demokratik yolları deniyor.

Bizim siyasal tarihimize bakın “BU DEVLETİ BİZ SOKAKTA BULMADIK” demeye başladıysa siyasetçi,bu darbecilerle iş tutmaya başladığının işaretidir;artık her türlü devlet şiddeti devreye girecek,muhalefet ve medya için kara propaganda başlayacak rejim karşıtı ilan edilecek demektir.

Bizde bu süreçte bunları yaşamıyor muyuz?

---------------------------------------------------------

1 Ekim
Print