2019-12-14
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Murat Belge
 
Kıyamete doğru…
2015-10-06 23:45
Murat Belge
Ahmet Hakan’a yapılan saldırı, bir rezaletti. Böyle bir olayın gerçekleşebildiği bir ülke dünya âleme nasıl yüz surat gösterir? Derken rezaletin arkası geldi. Tutuklanan tek bir kişi olması, birinci olay. İkincisi de Tayyip Erdoğan’ın usulen söylemesi gereken “tasvip edilemez” klişesinden sonra, aslında saldıranlara ne kadar hak verdiğini ortaya koyan sözleri, “tavsiye”leri vb. Her zamanki gibi gene her şeyin doğrusunu o biliyor, o söylüyor.

Saldırıdan, duruşmadan sonra ortaya çıkan bu durum, bundan sonra benzer saldırılara geçme özlemi duyanlara olabilecek en büyük teşvik oldu. “Haydi aslanlarım, meydan sizin,” dedi Tayyip Erdoğan.

Böylece pervasızlığının bir örneğini daha verdi. Bu görevini zaten hiç aksatmıyor. Her gün bir başka konuda en söylenmemesi gereken şeyleri söylüyor.

Örneğin Mekke’deki facia! Şimdi, Ahmet Hakan’a saldırıdan sonra, hele çeşitli AKP’liler, bu arada böyle olayları açık açık kışkırtanlar, “geçmiş olsun” falan derken, Cumhurbaşkanı’nın da iki çift kelâm etmesi beklenirdi, bekleniyordu –tabii bu kelâm değildi beklenen, ama başka türlüsünü söyleyemiyor. Evet, Mekke’deki olayla ilgili bir yorumda bulunması beklenmiyordu. Bir zorunluğu da yoktu. Ama Tayyip Erdoğan nerede ne olursa onunla ilgili ne düşünmemiz gerektiğini bildirmekle yükümlü hissettiği için kendini, hemen yorumunu yaptı ve gene en söylenmemesi gereken şeyi söyledi; yani, Suudiler’in bir kabahati olmadığını söyledi, olayı olağanlaştırdı. Bunun da “fıtrat cinayetleri” kategorisine girdiğini öğrenmiş olduk.

İktidarını sürdürmek için gerekli olduğuna inandığı gerilim ortamını devam ettirmek üzere yarattığı bu ufunetli atmosferde onun safında mücadele verenler de gitgide gemi azıya alıyorlar. İşte, Şırnak’ta polis arabasının arkasında sürüklenen ceset!

Bu vahşet bu ülkede, bu toplumda var. Yüzeyi azıcık kazıyınca altından hemen çıkıyor. Bundan önce de, PKK ile savaş tam gaz sürerken birtakım benzer durumlarla karşılaşıyorduk. Öldürdüğü adamın kulağını burnunu kesiyor, yanında gezdiriyor, eşine dostuna gösteriyor… Böyle çirkinlikler. Bir süreden beri çatışmalara ara verilince bu mide bulandırıcı işler de durulmuştu. Şimdi yeniden başlıyoruz.

“Adamı arabaya bağlayıp sürükleyin,” diye Cumhurbaşkanı kendisi talimat vermiyor elbette. Elbette İçişleri Bakanı da vermiyor. Oradaki polis müdürünün de vereceğini düşünemem. Kimse talimat vermiyor, ama olay oluyor, fotoğrafıyla sabit. Ogün Samast’la fotoğraf çektiren polisler gibi. Bütün somutluğuyla karışımızda.

Ortam ne kadar gerilirse, bu gibi vahşet eğilimleri de “kuvveden fiile” dökülür. “Talimat” vermiyorlar ama ortamı germekten bir gün geri durdukları yok. Onların gerdiği ortamda da bunlar “vaka-i adiye”.

Bir de şu var: yıllar önce polis İstanbul’da kitap fuarını basmıştı. Demirel, olayı eleştirenlere karşı polisinin önünde göğüs germiş, “Polisin elini soğutmayın” demişti. Zaten bu düşünce tarzının eksik olduğu bir zaman yok bu toplumda.

Olur olmaz bir savaş ortamı yarattınız, tabii emrinizde çarpışan askerleriniz olacak –asker, polis, özel tim vb. Şimdi, onların “elinin soğutulmaması” gerekiyor. “Tamam, bu yaptığın hoş bir şey değil, ama sen bize lazımsın,” deyip bir sırt sıvazlamasıyla bitireceksiniz.

Biri “tweet” mi atmış, bir yerde gördüm: “AKP’nin seçim bildirgesi” demiş, sürüklenen ceset için. Doğru. Bunların hepsi Tayyip Erdoğan rejiminin seçim vaatleri. Orada bazıları “Bu özel bir duruma özgü, bir taktik. Başarıya ulaşalım, sonra ortam da yumuşar” diye düşünüyor olabilir. Ama bu doğru değil. Geldiğimiz bu noktadan normale dönmek çok güçleşti.

En başta, bu gerginliğin en büyük sorumlusu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendini denetlemesinin imkânı kalmamış.


Print