2024-02-29
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Levent Gültekin
 
Türkiye’nin ahlak sorunu
2015-10-06 23:47
Levent Gültekin
Hepimiz iktidarın yapıp ettiklerine kilitlendik. Haksız da sayılmayız. Çünkü işler büsbütün kötüye gitti. Hâlâ da gidiyor.

Fakat üzerinde durmamız, tartışmamız, uzlaşarak çözüm üretmemiz gereken onlarca meselemiz var. İşler artık sadece bir iktidar değişikliğiyle hallolacak aşamayı çoktan geçti. Kurumları, değerleri, toplumsal birlikteliği, iç barışı ağır yara almış bir ülke sadece bir iktidar değişikliğiyle toparlanarak yoluna devam edemez.

Çünkü büyük bir tahribat var. Bu nedenle köklü çözümlere, eşitlikçi ve farklı kesimlerin hassasiyetlerini dikkate alan yeni bir sisteme, sahih politikalara ihtiyaç var.

Yıkımın en önemli nedeni

En önemli meselelerden biri, toplumsal ahlakın çökmesi. Peki, ahlak nedir?

Ahlakın genel tanımı şöyle: İyi ile kötü arasında niyet, karar ve etkinlik farklılığı. Yani, ‘üzerinde uzlaşılan bireyler arası kurallar.’

Bir de etik var: ‘Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırmaya yarayan kurallar.’

Bugün ülkenin yaşadığı yıkımın en önemli nedeni, üzerinde anlaştığımız bir ahlak anlayışının ya da etik kuralların olmayışı. Yıllardır bu kuralları netleştiremediğimiz için devleti bu kurallara göre dizayn edemediğimiz için ağır bir yıkım yaşıyoruz.

Şimdilerde bunu daha net olarak görüyoruz, çünkü ‘üstün ahlak’ iddiasıyla iktidara gelen dindar kesimin iflası bir anlamda Türkiye’nin de iflasına dönüştü. “Dindarlar iktidarda. Olup bitenlerden onlar sorumlu” deyip işin içinden çıkamayız.

Anlaşılan o ki bizler iyi ile kötü, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin arasındaki ayrımı görecek zihin seviyesine ulaşamamışız. Türkiye’de eğitim, terbiye ve kültür işlevini yerine getirememiş. Bir ‘insan’ inşa edememişiz. Dolayısıyla toplum da olamamışız.

“El ile gelen düğün bayram” diyen, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen, sorumsuz, vicdansız, dikkatsiz, bilinçsiz, umursamaz, hoyrat bir yığına dönüşmüşüz.

Ahlakı, cinsellik eksenli bir kontrol mekanizması zannetmişiz. Edeple, iffetle ahlakı karıştırmışız. Benzer şekilde, namusu da cinsel bir kavram sanacak kadar gerilemişiz.

Oysa insanı hayvandan ayıran nitelik cinsellik değil, kültürdür. Disiplinli, profesyonel, onurlu, gururlu, hakşinas, bilge insanlar olma yolunda ilerlememizi sağlayacak bir donanım olarak ahlakı kuşanamamışız.

“Bizden-onlardan” ayrımı yaparak, adam kayırarak, torpille, rüşvetle, yalanla iş gören bir kitlenin, ulusal yükseliş, toplumsal ilerleme gibi lüksleri olamaz. Burada bir kimsenin zenginleşmesi, ancak diğerinin ezilmesiyle mümkündür.

Niye? Çünkü ahlak yok. İke yok. Namus yok. Zeka yok. Bilinç, vicdan, görgü, nezaket, onur yok.

Ahlak namına hiçbir şey kalmadı

Peki dindarların iflası aynı zamanda niçin Türkiye’nin de iflası anlamına geliyor?

Cumhuriyet tarihinde Türkiye bütün enerjisini iki kesimin mücadelesine harcadı.

“Ahlakın kaynağı dindir” veyahut “Din aynı zamanda ahlaktır” diyenlerle “Hayır, ahlakın kaynağı din değildir, din başka, ahlak başka” diyenlerin mücadelesi.

Eğitim, ticaret, sinema, medya, şehir mimarisi… her şey bu zıtlığa göre şekil aldı. Bu kavga ülkede herkesin uyacağı etik kuralların belirlenmesini de engelledi.

Dindarlar bir konudan emindi. “Dindarlık insana ahlak kazandırır” diyorlardı.

“Hayır din ahlakın kaynağı değildir, dindarlık ahlak kazandırmaz” diyenler ise sadece bunu demekle kaldı. Yani tamam din değildir ama nedir, nasıl belirlenmelidir, bütün bir toplumun kabul edebileceği etik kurallar nasıl oluşturulacak gibi sorulara bir cevap aramadılar. Toplumda bütün kesimlerin kabul edebileceği bir ahlak anlayışı üretemediler.

Son yaşadığımız süreç bize dindarlık ile ahlakın farklı şeyler olduğunu gösterdi. Fakat elde ahlak namına hiçbir şey de kalmadı işte.

Bir vahim hata

Öncelikle, ahlaksız bir kitleye dönüştüğümüzü görmemiz gerekiyor. Hem acı, hem tuhaf. Ama ne yazık ki gerçek bu.

Kendimizi ‘yüce, erişilmez, kahraman, benzersiz, temiz, haklı…’ gördüğümüz sürece, ahlaki sorunumuzu fark etmediğimiz sürece belimizi doğrultamayız.

Şimdi hepimizin önünde büyük bir sorun var: Toplumsal ahlakı nasıl oluşturacağız? Nasıl bir yol izleyeceğiz ki hem Sünni, hem Alevi, hem Atatürkçü, hem İslamcı, hem Ermeni hem de tüm farklı kesimler ‘etik kurallar’ denildiğinde aynı şeyi anlayacaklar? Önce devlet mi ahlaklı olacak yoksa toplum mu?

Kişisel kanaatim ikisi de birbirini besleyip büyüterek yol alacak. Peki ne öneriyorum?

Ahlakı, etiği gündeme getireceğiz. Uzmanlar, bu konuyu konuşacak, tartışacak. İlkelerden söz edeceğiz.

Size ilginç bir şey söyleyeyim mi? Batı’da çok sayıda etik kitabı yayınlanıyor.

Gazetecilik etiği, devlet-yönetim etiği, bilim ahlakı, sanatçının ahlaki mesuliyeti, spor ahlakı, farklı beşeri faaliyetlerle ilgili etik sorunlar ve çözümleri… Kabul edelim ki, Batı, gece gündüz bu konuları tartışıyor ve ahlakını güncelliyor. Yeni durumlara özgü çözümler sunuyor.

Peki ya bizde? Biz, ahlak kelimesini muğlak, belirsiz, uçucu bir tonda kullanıyoruz.

Bu yanlıştan, bu vahim hatadan derhal kurtulmalıyız.

Etik kurulları toplanmalı, dizgeler, sistemler, şemalar oluşturulmalı.

Ahlak kurallarını ihlal eden herkes, topluma yük oluyor demektir. Beleşçi, parazit, haksız, suçlu, hasta demektir.

Sıkışan trafik, bilinçsizlik, bilgisizlik kadar ahlaksızlığın da bir sonucudur. Gelir dağılımındaki dengesizlik, eğitimdeki yozlaşma, dinci baskı, hukuki iflas, medyadaki koşulsuz tarafgirlik… bütün bu rezaletlerde ahlaksızlığın payı var.

Ahlak yoksa…

Genel seçimler yaklaşırken, her şeyden çok, ahlaki sağlamlık arıyoruz. Partilerde, liderlerde, kadrolarda ahlaki hassasiyet arıyoruz.

Ahlak yoksa, dediğim gibi, sadece iktidar değişikliği yetmez, yetmeyecek.

Vatandaşları zorla yasallığın dışına itip onları suça, yanlışa, sahteliğe teşvik eden değil, makul kurallarla insanları doğru olmaya davet eden yeni bir devlet yapısına ihtiyaç var.

Ahlaksız bir toplum, çürük bir toplumdur

“Dindarlık her sorunu çözer” diyenlerin iflasının olumlu bir yönü var. Artık herkesi bağlayacak, her kesimi kuşatan bir ahlak anlayışı inşa edebiliriz. Çünkü devleti de doğru davranmaya zorlayan etik kurallar olmadığında toplum kanunsuzluğa, yanlışa, kötülüğe bulaşmaktan kaçınamıyor. Devlet toplumu çürütüyor, o çürümüş toplum dönüp devleti çürütüyor. Bugün yaşadığımız tam olarak bu.

Edep ile ahlak arasındaki farkı görelim. Din ile ahlak arasında bir bağ olmadığını görelim. Ahlakı cinsellikten ibaret zannetmenin büyük bir hata olduğunu görelim.

Ve bilelim ki ahlaksız bir toplum, çürük bir toplumdur.

Çürümek, kokuşmak, mahvolmak istemiyorsak, gelin, bu ahlak meselesini gündeme alalım.

Ötekinin ahlaksızlığını haykırmadan önce de kendi ahlakımızı gözden geçirmeyi unutmayalım.

----------------------------------------------------

4 Ekim-İnternet Haber
Print