2019-12-09
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Murat Belge
 
‘İç’ ve ‘dış’ ayırımı
2015-12-21 11:58
Murat Belge
Tayyip Erdoğan son dört beş yıllık sözleri ve davranışlarıyla, gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında ortaya koyduğu performansla, AKP iktidarının erken döneminde dünyada yaratmayı başardığı olumlu havayı tamamen dağıttı. “Dünya”dan söz ediyorum; Türkiye içinde onun bu performansının çok sayıda alıcısı olduğunu biliyoruz. Bilmiyor idiysek, 1 Kasım sonuçlarına bakmak öğrenmek için yeterli.

Zaten bu “makas” üstüne birkaç şey söylemek istiyorum: Erdoğan’a yurt dışında puan kaybettiren davranışları Türkiye’de bunun tersine işliyor ve puan kazandırıyor. Bu hikâye, “van minüt” episodundan beri bu şekilde devam edip gidiyor. Aslında bu iki uç, birbirine sıkı sıkı bağlı. Erdoğan’a dışarıda kaybettiren davranış, içeride kazandırıyor. Bu demektir ki Türkiye’de ortalama insan bilinci, dünyadaki ortalama bilince yüz seksen derece aykırı çalışıyor.

“Van minüt”ten 17 saniyeye getiren süreç nedir? Hangi bilinmeyenler arasında böyle biçimleniyor?

Soru gidiyor, Türkiye’nin uzun yıllar izlediği oldukça pısırık dış politikaya bağlanıyor bence. Ama bunun da belirleyici bir bağlamı var: birkaç yüz yıllık bir imparatorluk geleneği ve alışkanlığı. “İyi ama, o imparatorluk çökeli çok olmadı mı? Bunun ‘alışkanlığı’ kalır mı” diye bir soru sorulabilir elbet. Haklı da olur. Ben bunu eğitime veriyorum. “Şanlı imparatorluk” seçkinlerin dilinden düşmediği için halka da yayılıyor. “Eğitim” derken yalnız okulda verilen eğitimi kastetmiyorum. Bütün “ideoloji üreten aygıtlar”ın topluma ağız birliğiyle üflediği bir hava ve onun ürettiği bir genel ruh hali var. Orada, geçmişteki “emperyal görkem” hayaliyle bugünkü etkisiz konumun kompleksi karışıyor, iç içe geçiyor ve epey beter bir eriyik çıkıyor ortaya.

Dolayısıyla bir adam gelip bu alışılmış gidişe aykırı davranınca, toplumda hemen karşılık buluyor. “İşte, beklediğimiz adam!”

Bilinen örnektir ya, klasiktir, bir kere daha söyleyeyim. Fransa Cezayir’de olmadık işler yapıyor. Bir konu Birleşmiş Milletler’de oylanacak. Türkiye Fransa’nın yanında oy kullanıyor. Çünkü Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Batı dünyası ile uyumlu bir siyaset gütmeye karar vermiş. Bandung’a bile tam katılmıyor, “gözlemci” gönderiyor.

Bana göre, Fransa ile birlikte oy kullanmak (yani, o bağlamda) bir yüz karası. Ben sosyalistim ve emperyalizme (bunun lamı, cimi yok, besbelli) yardakçılık eden bir siyaseti utandırıcı bulurum. Tabii İslâmcı bir görüşle bu olaya bakan biri de emperyalizmi filan karıştırmadan “Din kardeşi Cezayir’e karşı Fransız gâvurunun yanında yer almak”tan utanç duyabilir.

Onun için, örneğin Bush’un Irak serüveni sırasında Meclis’in aldığı karar bence doğrudur, dolayısıyla onurlandırıcı bir karardır (Tayyip Erdoğan’ın bundan mutlu olmadığını hatırlıyorum). Gerekçeler gene aynı: beni emperyalizme yardakçılık etmemek ilgilendiriyor. Bir başkası “Din kardeşi Irak” diyebilir.

Şimdi bu “din kardeşi” durumuna bir de “emperyal özlemler” eklenince, işin mahiyeti karışıyor. Ama Türkiye’deki ruh hali, insanların genel ideolojik yaklaşımı, böyle bir karışmaya fazlasıyla yatkın. Falancanın imparatorluğuna düşman ama kendisi için bir imparatorluk umudu göründüğünde, sonuna kadar gitmekte bir sakınca olduğunu düşünmüyor.

Dolayısıyla burada da, “Tayyip Erdoğan kişiliği” ile bu “Türkiye ortalaması” ruh hali arasında bir uyum var.

Öyle sanıyorum ki Tayyip Erdoğan bu uyumun çok iyi farkında. Bunu, hayalindeki “Başkanlık” vb. için kullanışlı bir mekanizma olarak görüyor. “Güç”, bu toplumda çok önemli, çünkü insanlar çok uzun zaman kendilerini güçsüz hissetmişler –hem birey olarak, hem de, dünya içinde Türkiye toplumu olarak. Ama güç iki türlü kullanılabilir: kimseden dayak yememek için güçlü olmak isteyebilir, güçlü olabilirsiniz. Bir de, birilerini dövmek için güçlü olmak isteyebilirsiniz. Türkiye’de birincisi isteniyormuş gibi konuşuyoruz ama gönlümüzde ikincisi yatıyor. Bu tehlikeli.

Mahallenin kahvesinde kabadayılıktan uluslararası kabadayı statüsüne atlamak Türkiye’de puan kazandırır. Ama dünyada bir şey kazandırır mı, yoksa bunu yapan önderi ve onu alkışlayan toplumu çok kötü serüvenlere sürükler mi? Dünya tarihi şimdiye kadar hep ikincisinin geçerli olduğunu gösterdi.

-----------------------------------------------------

Taraf-20 Aralık
Print