2024-02-22
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Levent Gültekin
 
Bülent Arınç meselesi…
2016-02-09 16:07
Levent Gültekin
Bülent Arınç’ın yaptığı açıklamalar ne anlama geliyor? Bundan sonra neler olur?

Bu sorulara cevap aramadan önce bir konuya değinmek istiyorum.

Arınç’ın konuşmasına, muhalif cenahtan gösterilen tepkilerde ciddi sorun var.

Sadece Bülent Arınç değil, iktidar çevresinden gidişatı eleştirenlere karşı da benzer bir yaklaşım sorunu var. Biliyorum, hepimiz çok öfkeliyiz.

Ülkeyi felakete sürükleyen bunca yanlışa, bunca hataya sessiz kalmalarını, ortak olmalarını kabullenemiyoruz.

En küçük bir özür dilemeden veyahut özeleştiride bulunmadan, olup bitenlerde hiç bir sorumlulukları yokmuş gibi konuşmaları herkesi rahatsız ediyor.

Fakat yine de bu tür çıkışları bütünüyle değersizleştiremeyiz, yok sayamayız. AK Parti içinden birileri konuştuğunda elbette “Geç olmadı mı?” türü sitemlerde bulunabiliriz.

Fakat tümden yok saymak, değersizleştirmek, istiskal etmek olacak şey değil. Bir taraftan “AK Parti’den birileri gidişatı görsün, seslerini yükseltsinler” çağrıları yapıyoruz. Diğer taraftan da sesini yükseltenleri, yanlışlara vurgu yapanları yerin dibine batırıyoruz.

Bu şekilde bir yere varamayız.

Tamam “Göklere çıkaralım” demiyorum. “Umudu bütünüyle onlara bağlayalım” demiyorum. “Hatadan döndü” diye “Kutsayalım, baş tacı edelim” demiyorum.

Ama söylenen sözleri ya da söyleyeni değersizleştirmek, aşağılamak, “Yiyin birbirinizi” diyerek çocukça yaklaşımlarda bulunmak olacak şey değil.

Geçmiş hataları her daim gündemde tutarak bir yere varamayız

Böyle yaparsak o partiden bir başkası daha konuşur mu? Hakareti, ötekileştirmeyi gördüklerinde, büsbütün çaresiz kalmazlar mı?

Kaldı ki geçmiş hatalar, günahlar, kabahatler ‘doğru söz’ söylemeye engelse, bu ülkede kimsenin konuşacak yüzü kalmaz ki.

Mesela ülkeyi on yıllarca Kemalistler yönetti. Bugün yaşadığımız sorunların önemli bir kısmı geçmiş dönemlerdeki antidemokratik uygulamaların sonucu.

Hiç kimseden geçmişte yaptıklarından dolayı bir özür ya da özeleştiri duyduk mu?

Geçmişte uygulanan yanlış politikaların savunucusu yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler bugün bize demokrasi dersi veriyorlar.

Tek bir gün birinin çıkıp, bir özeleştiri yaptığını gördük mü? Hal böyleyken artık onlar ne derse desin görmezden mi geleceğiz? Yok mu sayacağız?

Doğru bir söz söylediklerinde “Ama siz de geçmişte şöyleydiniz” deyip istiskal etmeye devam mı edeceğiz?

Ya da Cemaat mensuplarının ülkeye verdikleri tahribatları hepimiz biliyoruz. Tüm bunlar yaşanırken tek bir cemaat mensubunun olup bitene itiraz ettiğini gördük mü?

İktidarla araları bozulduğunda yeniden demokrasiye sarıldılar. Bu aşamada esaslı bir özür ya da özeleştiri geldi mi?

Şimdi kalkmışlar Bülent Arınç’ın zamanında konuşmamakla, olup bitene sessiz kalmakla suçluyorlar. Demem o ki yok sayarak, aşağılayarak, değersizleştirerek geçmiş hataları her daim gündemde tutarak bir yere varamayız.

Ülke yanarken yangına su taşıyan kimsenin geçmiş hatalarını konuşacak, onun ideolojisine, mezhebine, etnik kökenine bakacak durumda değiliz.

Eğer bakıyorsanız bilin ki böyle yaparak o yangını çıkaranın işini kolaylaştırıyorsunuz.

Başkanlık sistemine geçildiğinde tasfiye son şeklini bulacak

Gelelim Bülent Arınç’ın konuşmalarının ne anlama geldiği meselesine.

Herkes birbirine soruyor: Ne oluyor? Bülent Arınç ne yapmaya çalışıyor? Bu işin ucu nereye gider?

Bu sorulara cevap vermek için henüz çok erken.

Çünkü Bülent Arınç’ın konuşmaları kişisel bir tepki mi yoksa AK Parti içindeki gidişattan rahatsız olanların ortak sesi, stratejik bir çıkış mı, henüz bilmiyoruz.

Fakat “Ne oluyor?” sorusuna kısa bir cevap vermek gerekirse, durum şöyle:

Partide, medyada, bürokraside İslamcı kökenden gelenlerin önemli bir kısmı tasfiye edildi. Yerlerine devşirme Erdoğanistler getirildi.
Başkanlık sistemine geçildiğinde, bu tasfiye son şeklini bulacak.

O zaman ne Ahmet Davutoğlu’nun, ne Bülent Arınç’ın ne de kimi İslamcı, muhafazakar gazetecilerin, yazarların esamisi okunacak.

Hem tasfiye edilen hem de hala içeride olanlardan kimileri bazı politikalardan, sözlerden, davranışlardan, yani gidişattan rahatsız.

Şöyle bir umut taşıyorlar: Erdoğan’ın partideki etkisi azalır, politikalar yeniden istişare ile belirlenmeye başlarsa işler düzelir.
Çünkü şu anda politika belirleyen tek kişi var o da Erdoğan.

Bu nedenle, tasfiye edilenler, gidişattan rahatsız olanlar “İnce bir siyasetle” AK Parti iktidarına da zarar vermeden Erdoğan’ın parti üzerindeki etkisini azaltmaya çalışıyorlar.

Ne kadar başarırlar? Bu soruya sağlıklı bir cevap vermek için henüz erken. “Hiç etkileri olmaz” demek için de, “Buradan bir ayrışma çıkar” demek için de çok erken.

Çünkü Erdoğan, hem partide, hem bürokraside, özellikle de medyada Erdoğanistlerden oluşan güçlü bir yapı kurdu.

Başbakan Davutoğlu’nun bile partide hissedilir bir etkisi yok. Bu, Erdoğan için ne kadar iyi ise, hükümet ve Türkiye açısından o kadar kötü bir manzara.

Asıl mesele de bu.

Arınç’a yandaş medyadan gelen tepki, ürkütücü nitelikte. Bu da, partideki katılaşmanın, şuur kaybının boyutlarını gözler önüne seriyor.

Siyasetteki bu tıkanıklığın aşılması, kutuplaşmanın azaltılması için şimdilik AK Parti içinden yükselecek seslerden başka umudumuz yok. Arınç, milletle konuşmakla doğru davranıyor.

Ona gösterilen tepkiler, eminim ki tutumunun umut verici yönünün yanında önemsiz bir yekun tutuyor.

Akan kanı durdurmak, her gün şehit haberleriyle kahrolan ülkeye nefes aldırmak için atılan her adım doğru adımdır.

Bize düşen bu tür adımları cesaretlendirmektir, köstek olmak değil.

--------------------------------------------------------

İnternet Haber-4 Şubat


Print