2019-07-18
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
Egede göçmen trajedisi, Kürdistan'da yangın ve yıkım...
2016-02-12 18:53
Kemal Burkay
Son dönemde yine içimizi burkan önemli acılı olaylar cereyan ediyor veya cereyan etmeye devam ediyor.

Bunlardan biri mültecilerin, özellikle de Suriyeli mültecilerin süregelen dramı, diğeri ise Kürdistan’da yeniden tazelenen ve bu kez Kürt kent ve kasabalarını kasıp kavuran çatışmalar.

Okurlarım bilir, daha önce mülteci dramı üzerine birkaç kez yazdım. Bu dram, daha doğrusu trajedi, ne yazık ki sürüp gitmekte. Gün yok ki Türkiye sahillerinden yola çıkan mülteci tekneleri batmasın ve bir bölümü çocuk olmak üzere onlarca mülteci boğulmasın. Çünkü bu tekneler hem çürük çarık, hem tıka basa dolduruluyor. Bu nedenle yola çıktıktan kısa süre sonra suyun dibini boyluyorlar.

Günlük olaylar haline gelen bu iş kamuoyunda nerdeyse kanıksandı.

Bu işi yapanların kısa ve kolay yoldan bol para peşinde koşan vicdansız, acımasız mafyalaşmış gruplar olduğu çokça yazıldı çizildi. Ama görünen o ki ülkeyi yönetenler, en yukardan en aşağıya, bunu umursamıyor, bu katliamı engellemek için gerekeni yapmıyorlar.

Kuşkusuz bu işin en büyük sorumlusu hükümet. Ama öyle anlaşılıyor ki, bu illegal geçişlere göz yumarken onun da hesapları var. Türkiye’yi yönetenler bu mülteci akınıyla, Türkiye üzerindeki mülteci yükünü hafifletmeye çalışıyorlar, hem de Avrupa’yı bile bile bunaltıp zora sokmayı düşünüyorlar. Onları, Suriye politikasında kendilerine destek olmadıkları için bir bakıma cezalandırıyorlar.

Avrupa Birliği ve ABD, Rusya gibi dünyanın büyükleri de Suriye’de ve genel olarak bölgede ortaya çıkan durumdan sorumludurlar. Onlar isteselerdi savaşan taraflara baskı yapıp Suriye iç savaşını çoktan durdurur, IŞİD gibi bir kanser tümörüne dönüşmüş olanlar hariç, tarafları bir barış masası çevresinde toplar, bu soruna bir çözüm bulurlardı. Oysa bunu yapacaklarına kendileri taraf durumuna geldiler. Bir yandan ABD, öte yandan Rusya, şu veya bu kesimden yana Suriye’yi bombalayıp duruyorlar.

Suudi Arabistan, İran ve Türkiye gibi bölge ülkeleri de zaten başından beri, bu savaşta taraf durumundalar.

Bu nedenledir ki Suriye, intihar eden bir ülke gibi yanıp yıkılmaya ve insanlar kitleler halinde bu ülkeden kaçmaya devam ediyor. Suriye’nin alevleri, zaten henüz dengesini bulamamış Irak’ı, İç savaşlar ülkesi Lübnan’ı ve kendisi küçümsenmeyecek iç sorunlar yaşayan, bunları çözmeyi başaramayan, eski yanlış yöntemlerde ısrar eden Türkiye’yi de tehdit ediyor.

Bu yazı yayına sokulmadan az önce ABD ve Rusya’nın Suriye’de bir hafta içinde ateşkes sağlanması konusunda uzlaştığı haberi geldi. Bu olumlu ve önemli bir haberdir. Bu başarılırsa uzlaşma yönünde yeni adımlar atılabilir ve bu kez Cenevre görüşmeleri barışla sonuçlanabilir; dileğimiz budur.

BU YANGIN NASIL SÖNECEK

Türkiye’de Kürt sorunuyla ilgili olarak adına “çözüm ve barış süreci” denen göstermelik süreç sona erince PKK’nin silahlı eylemleri ve devletin operasyonları, yani 30 yılı aşkın zamandır süregelmekte olan çatışmalar yeniden başladı. Bu kez PKK, “özyönetim” ve “halk savaşı” adı altında eylemlerini Kürt kent ve kasabalarına yaydı. Bu nedenle Varto, Yüksekova, Cizre, Nusaybin, Şırnak, Lice, Silvan gibi birçok kent ve kasaba, hatta Diyarbakır savaş alanı oldu, yer yer yanıp yıkıldı ve daha şimdiden onbinlerce insan bu kent ve kasabaları terk edip mülteci durumuna düştüler.

Durumun bu noktaya varmasında devletin ve doksan küsur yıldır ülkeyi yöneten gelmiş geçmiş hükümetlerin elbet büyük sorumluluğu var. Onlar Kürt sorununun adil bir çözümüne yanaşmadılar, inkâr ve baskı politikası izlediler. Son olarak AK Parti hükümeti de yarattığı bazı umutlara rağmen çözüme ilişkin olarak gereken adımları atmadı ve barışı sağlayamadı.

Üstelik son olumsuz gelişme tam da 7 Haziran seçimlerinin ardından başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK parti hükümeti, 7 Haziran seçim sonuçlarını sindiremediler, koalisyona yanaşmayıp erken seçime gittiler, “çözüm ve barış” süreci denen şeyi rafa kaldırdılar. Bu ise yeni bir gerilim ortamına ve provokasyonlar için uygun bir zemine yol açtı.

Parlamentoda yeniden hükümet kuracak çoğunluğu elde etmek için girişilen bu taktik, AK Parti açısından sonuç verdi, 1 Kasım seçimlerinde AK parti yeniden yüksek oy alarak hükümeti tek başına kurabilecek çoğunluğu sağladı. Ama bu politika öte yandan ülkeye pahalıya mal oldu. Kitlesel bir kıyıma yol açan Suruç, Ankara ve Sultanahmet patlamaları böylesi bir ortamda meydana geldi ve gerilimi daha da büyüttü.

PKK ise yangının üstüne körükle gitti. Oysa 7 Haziran seçimlerinde HDP barajı aşarak 80 mebusla parlamentoya girmişti. Ayrıca yüzü aşkın belediyenin yönetimini elde tutuyordu. Bu olanaklarla iyi bir siyasi çalışma yapabilir ve eğer gerçekten Kürt halkının hak ve taleplerini savunacaksa bunu siyasi kanallardan, barışçı yöntemlerle etkili şekilde yapabilirdi. Böylece iç ve dış kamuoyundan güçlü bir destek de sağlardı.

Oysa PKK tam tersini yaptı. HDP’ye ve genel olarak barışçı siyasal mücadeleye şans tanımadı. İşi yeniden şiddete döktü. Kürt şehir ve kasabalarını kendi eliyle savaş alanına çevirdi.

PKK, sözde bağımsız Kürdistan kurma adına, 1980-90 döneminde Kürdistan’ın kırsal alanında yürüttüğü savaşla 4000 Kürt köyünün boşalmasına ve milyonlarca Kürdün anayurdunu terk ederek batıdaki metropollere göç etmesine, perişan olmasına yol açmıştı. Ama sonra, Öcalan yakalanıp Türkiye’ye getirildikten sonra, bağımsız Kürdistan talebinden vazgeçti, hatta federasyon, otonomi gibi talepleri bile gereksiz saydı; Türk üniter devletinin ve Kemalizmin bir nolu savunucusu oldu.

Böyle bir durumda, PKK, şimdi bu sözde “özyönetim” ve “halk savaşı” denen şeyle, Kürt kentlerini bir cehenneme çevirerek ne yapmaya çalışıyor? Bu kez de kentleri boşaltmak, kalan insanlarımızı da çil yavrusu gibi sağa sola dağıtmak mı?

Evet, Kürt kent ve kasabalarında çok kötü şeyler cereyan ediyor. PKK yanlısı gruplar hendek kazıyor, uzun menzilli silahlar, bombalar ve roketlerle polis ve askerle çatışıyor, her iki tarafından insanlar hayatını kaybediyor, arada çocuklar, masum insanlar ölüyor, evler yıkılıyor, bu kent ve kasabalar cehenneme dönüyor ve insanlar kitleler halinde oraları terk ediyorlar.

Daha dün, bizzat Öcalan’ın ve Cemil Bayık’ın ağzından silahların miadı dolmuştur, neden savaşalım diyen PKK, şimdi ne yapıyor? Bununla nereye varacak? Amaç Kürt kentlerini yanıp yıkılmış, insansız bir Kobani’ye mi çevirmek?

Kobani IŞİD’in saldırısına karşı savunuldu; bu savunma her bakımdan meşru, gerekli, zorunluydu; orada ortaya çıkan manzaranın sorumlusu elbet Kürtler değildi. Ama şu anda Kuzey Kürdistan’da yapılan ne?

Ülkesini ve halkını seven, bu manzara karşısında acı duyan tüm aklı başında insanlarımıza düşen, PKK’nin bu akıl almaz tutumu karşısında tavır almaktır. PKK’nin sonu gelmez yanlış eylemlerine ve böylece Kürt halkına verdiği zararlara dur demektir.

Bu yanlış eylemler önlenmedikçe ortaya çıkan acı manzara karşısında ağıt yakmanın bir anlamı yok, yararı da yok.

Yangını durdurmak için ilk adım PKK’nin silahları susturması ve kentlerden çekilmesidir. Ama bu tek başına sorunun çözümü olmaz. Şiddeti toplum yaşamından çıkarmak ve kalıcı, gerçek bir barışa ulaşmak için devlet, başta Kürt sorunu olmak üzere yüz yüze olduğu sorunları yani bir anlayışla, adalet temelinde çözmeli ve çağdaş bir demokrasiyi hayata geçirmek için gerekli köklü değişim ve dönüşümler sağlanmalıdır.

Bu olmadıkça devlet ve ülkeyi yöneten siyaset adamları yaşanan trajedinin baş sorumlusu olmakta devam edecektir.

11 Şubat 2016




Print