2019-08-19
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Murat Belge
 
Muhalefetin içeriği
2016-02-15 16:42
Murat Belge
Tayyip Erdoğan esip savuruyor: “Eyyy Amerika!” diye haykırıyor, onaylayan muhtarlar arasından; “PYD’yi nasıl muhatap alırsınız? O bir teröristtir vb… Kemal Kılıçdaroğlu da muhalefet ediyor (MHP ile birlikte). Nasıl muhalefet ediyor? “PYD’yi sen davet etmedin mi? Sen muhatap almadın mı?” diyerek. Bu ampirik olarak doğru; evet, AKP iktidarı (başında tabii ki Tayyip Erdoğan) PYD’yi muhatap aldı. Müslim Salih birkaç kere Türkiye’ye geldi. Aynı şekilde, CHP ile MHP, Erdoğan’a ve AKP’ye Abdullah Öcalan’la müzakere yürüttüğü, Kandil’le temas ettiği için de eleştiri yöneltiyorlar.

Tayyip Erdoğan’ın tutarsız davranışları, yüz seksen derece dönüşleri artık iyiden iyiye alıştığımız şeyler. Bu konularda da birbirleriyle uzlaşmayacak davranışları olduğu doğru. Onun bu tutarsızlıklarını sergilemek ve eleştirmek siyaset yapmanın bir gereği olabilir.

Ama ne olmalıydı? Hükümet Öcalan’la müzakere yürütmemeli ve Kandil’le temas etmemeli miydi? Kobane’yi daha da fazla izole bırakmak için bütün delikleri tıkamalı mıydı? PYD’yi muhatap almayıp Müslim Salih’i kapıdan içeri sokmamalı mıydı? CHP’nin konuşma tarzına bakılırsa (MHP de aynı), evet, doğrusu bu ikincisiydi.

Böyle düşünüyorsak, Tayyip Erdoğan’a bizim yanımıza gelmekte geç kaldığı için sitem edebiliriz. Ama şu andaki duruşuyla Tayyip Erdoğan muhalefetin savunduğu “doğru çizgi”ye gelmiş sayılır.

Bu konuda da (başka birçok konuda olduğu gibi) bölünmüş durumdayız ve bu bölünme durumunda ben kendimi –her zamanki gibi– azınlık içinde görüyorum.

Bana göre Türkiye Cumhuriyeti kendi sınırları içinde yaşayan Kürtler’le ve komşu ülkelerde yaşayan Kürtler’le içtenlikli dostane ilişkiler kurmalıdır. Çünkü Kürtler, dünyanın bir tür “Mağdurlar Kıtası” olan Ortadoğu’nun en “mağdur” halkları arasındadır, belki en baştadır. Bunun ilânihaye böyle devam etmesi beklenemez ve gideceği üzerine hesap yapılamaz.

Ama burada egemen görüş, “Kürtler güçlenirse bizden toprak götürür” diye, beş kelimede özetlenebilir.

Tayyip Erdoğan da, aslında ayağını bu siyasî noktaya basıyor: “Kürtler’e avantaj kazandıracak hiçbir şey yapılmamalı.” Oraya bastıktan sonra da, “IŞİD’le PYD arasında fark yoktur” vezninden, herhangi bir inandırıcılığı da olmayan (yani, dünyada) retorik geliyor.

Tayyip Erdoğan “Barış Süreci” diye ortaya çıktığı zaman da aklında başka türlü düşünceler yoktu. “Barış”tan kastı, PKK’nın silâh bırakmasıydı; bunu, Türkiye hükümetinden önce, bu ülkenin Kürt kökenli halkının PKK üstünde baskısıyla gerçekleştirmek istiyordu. Yoksa, medeni bir devlet ve toplum çerçevesinde birarada yaşayan, farklı etnik temele bağlı iki topluluğun hangi hukukî temeller ve kurumlarda gerçek bir eşitlik sağlayacağını düşünmüşlüğü yoktu. “Din kardeşliği” gibi bir formül ona yetiyordu.

Ve bu noktada, kendisinin sabah akşam sövdüğü, kendisini kıyasıya eleştirmek isteyen –ve eleştirdiğini sanan– muhalefetle buluşuyor. Çünkü o muhalefete göre de Kürtler aslında bir tehdit, PYD’ye göz açtırmamalı vb., vb.

Bana göre bugün AKP’ye ciddi ve uzun-vadeli muhalefet, önceki politikalarını niçin yürürlüğe koyduğunu sorgulayarak yapılacak bir muhalefet değildir. Tersine, o politikaları niçin bugün tersine çevirdiğini sormak gerekir. O politikaları onaylamak, desteklemek, devamını talep etmek ve aslında o politikaların içtensizliğini eleştirmek gerekir.

Ortadoğu’da Türkiye’nin Kürtler’le kuracağı dostane ilişkiler politikası Suudi Arabistan’la, Katar’la vb. iyi geçinme politikasından çok daha önemlidir.

Şüphesiz Kürtler’in kendi aralarında bir yığın anlaşmazlık çıkması beklenebilir– nitekim çıkıyor. Orada da ölçüt, evrensel ilkelerdir– hangisinin bizim için daha faydalı olacağı değil.

-----------------------------------------------------------

Taraf-13 Şubat


Print