2020-07-14
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Oral Çalışlar
 
Özel Kuvvetler illegal değilse...
2013-02-17 19:34
Oral Çalışlar
“TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu”nda bir “mağdur” olarak konuşurken, Özel Harp Dairesi üzerindeki örtü kaldırılmadığı sürece, darbelerin gerçek tezgâhlayıcılarını ortaya çıkarmanın mümkün olamayacağını söylemiştim.

Faili meçhullerden ikisine örnek vermiştim: Gazeteci Abdi İpekçi cinayeti ve Savcı Doğan Öz cinayeti... 12 Eylül darbesi öncesindeki çok sayıda faili meçhul cinayet ve toplu katliamla Özel Harp Dairesi arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmadığını biliyoruz.

Yukarıda belirttiğim iki cinayetin tetikçileri yakalandı ve arka plandaki isimler de belli oldu. Onlara yeşil pasaportlar verildiği ve yurtdışına gönderildikleri, Susurluk kazası sonrasında ortaya çıkmıştı. Bu isimlerin askerî darbe hazırlayanlarla bağları ve “özel harp”le ilişkileri üzerinde hiçbir zaman ciddi olarak durulmadı. Onlara neden devlet pasaportu verildiği de sorgulanmadı.

Yeni ortaya çıkan bilgi ve belgeler, (yeni ismi “Özel Kuvvetler” olan) Özel Harpçiler’in hâlâ boş durmadığını gösteriyor.

Hatırlayalım: Son olarak, Bülent Arınç’ın evinin önünde dolaştıkları iddialarıyla gündeme geldiler. Ellerinde bir suikast listesi bulunduğu da anlaşılmıştı. Bunun üzerine bir hâkim onların “kozmik oda”sına girdi ve bazı belgelere ulaştı. Savcılar, Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu’nun elindeki dosyaları mühürleyip incelemek üzere kontrol altına aldı.

Karanlıkta kalmış birçok cinayetin belge ve bilgileri, büyük ihtimalle o dosyaların içinde. Şimdi savcılar inceliyorlar ve geçmişteki birçok provokasyonun oralarda tezgâhlandığına ilişkin saptamalarda bulunuyorlar. Özellikle son günlerde, bu öngörüyü doğrulayan haberler gazetelerde yer alıyor.

Genelkurmay Başkanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı’yla ilgili yapılan yayınlardan şikâyet eden bir bildiri yayınladı. Onun illegal bir yapılanma gibi gösterilmesinden rahatsızlık duyduklarını açıkladı. Tekrar altını çizelim: Özel Kuvvetler Komutanlığı, Özel Harp Dairesi’nin dönüştürülmüş yeni yapısının adı. “Seferberlik Tetkik Kurulu” adı verilen ve halk içinde illegal örgütlenen yapılanma da “Özel Kuvvetler”in parçası.

“Burası illegal bir yapı değildir” diyor Genelkurmay Başkanlığı. Gerçekten de, devletin bir kurumunun illegal olmaması gerekir. Ne yazık ki, yaşanılan geçmiş, bu konudaki kaygıların hâlâ canlı kalmasına yol açıyor.

“Komünizmle mücadele” döneminden miras kalan “Gladyo”muz, yaptıklarının hesabını vermediği gibi, kendini dönüştürerek, büyüyerek yoluna devam etti, “faaliyet”lerinden de vazgeçmedi. “36 kişilik ölüm listesi” yalan mı?

Neden “Özel Harp Dairesi”nin askerî darbeleri kışkırtan ve ortalığı karıştıran eylemleri hâlâ aydınlanmadı?

Genelkurmay gerçeğin üstünü örtemez

“Özel Harp Dairesi” adı verilen kurumun geçmişte yaptıklarını aydınlatmak ve iç savaş kışkırtıcılığının hesabını halka vermek, Genelkurmay’ın yükümlülüğü.

Gereken sorumlulukları bilinçli bir şekilde üstlenebilen bir kurum, kendini daha hızlı bir şekilde yenileyebilir, hatalarından daha gerçek bir anlamda arınabilir.

Gerekli hesaplaşma yaşanmadıkça, şaibe ortadan kalkmaz ve yasadışı işler yapılmasının önüne geçilemez.

Genelkurmay, bildiri yayınlamak yerine Özel Harp Dairesi’nin bu halka, bu millete karşı işlediği suçların hesabını verse, çok daha faydalı bir iş yapar. Bu toplum artık gerçekleri talep ediyor, gerçekleri duymak istiyor.

Özel Harp Dairesi üzerindeki örtü kaldırılmalı...

Genelkurmay bildiri yayınlayarak bu gerçeğin üstünü örtemez...

16 Şub. 13, Taraf

Endişeli modernlerden değilim...

1975 yılında Komünist yönetim döneminde Arnavutluk’a bir gezi yapmıştım. Arnavutluk’un o dönemdeki yöneticileri camileri ve kiliseleri ahır yapmakla övünüyor, laikliğin kökleştiğini öne sürüyorlardı. Rejim yıkılınca, dindarlar kiliselerine ve camilerine koştular. Hayat kendi seyrine döndü. Arnavutluk, toplumu baskı ile dönüştürmenin imkânsızlığını hepimize gösterdi.

“Endişeli modern”lerin yüzeyselliğinden uzak durmayı her zaman tercih ettiğimi belirtmeme herhalde gerek yok... Ancak son dönemdeki “gündelik hayata müdahale girişimleri”ne kayıtsız kalmak imkânsız.

Dindarların farklı bir dünya özlemlerinin olması, anlaşılır bir durum. Yıllarca yaşam tarzları, giyim kuşamları nedeniyle dışlandılar, baskı gördüler. Ancak, kendi hayat tarzları üzerindeki baskıdan yakınan kesimlerin, başkalarının hayat tarzına müdahale yoluna girmeleri, insana “yazık” dedirtiyor.

AK Parti içinde bir damar, bazı uygulamaları ve “uygulama girişimleri”yle, toplumun geniş kesimlerinin psikolojik dengeleriyle oynuyor. Önümüzdeki en güncel örnek THY...

Bu ülke topraklarında “birbirimizin yaşam tarzına saygı” konusundaki karnemiz çoğu zaman kırıklarla doldu taştı. Dayatmacılık, değişen iktidarlara ve toplumsal eğilimlere göre değişen şekillerde sürdü...

“Otoriter laikler”; ellerindeki devlet gücüyle, dindarlar başta olmak üzere topluma kendi hayat tarzlarını dayattılar. Giyime, kuşama, okunana, okunmayana karıştılar. Silahla, darbeyle toplumu korkuttular, tehdit ettiler. Hâlâ başörtülü kadınlar üzerindeki kısıtlamaların bazıları sürüyor...

Tabii, “yaşam tarzı meselesi”, sadece “dindarlık-laiklik” konusuna dair olmadığı gibi, bu coğrafyayla sınırlı da değil. “Toplu taşıma araçlarında cep telefonu kullanımının serbest olup olmaması” gibi basit görünen bir tartışma bile, yaşam tarzına dair bir çatışmadır.

Bireyler ve topluluklar; bilinçli veya bilinçsiz olarak, kendi yeme- içme- sigara alışkanlıklarını, internete ilişkin görüşlerini, sessizlik veya müzik ihtiyaçlarını, dildeki değişime ilişkin tercihlerini, çevre konusundaki duyarlık veya duyarsızlıklarını, ekonomik önceliklerini, sınıfsal psikolojilerini, cinsel kimliklere ilişkin yaklaşımlarını, çalışma ve tatil normlarını toplumun geneline empoze etmek isteyebilirler. Doğal olarak, hiçbir birey ve topluluk, kendini “dayatma yapan” tarafta görmek istemez. “Karşı taraf”ın “dayatmacı” olduğunu düşünmek tercih edilir.

Kürtler “ötekileştirme”den çıkarken

“Türk’ün Kürt’ü, Kürt’ün Türk’ü anlaması” noktasında tarihsel bir dönemece yaklaşıyoruz. Toplumumuzun en temel “öteki”lerinden olan Kürtlerle yeni bir sözleşmeye hazırlanıyoruz.

Kritik ve cesur hamlelerin göze alındığı bir dönemdeyiz. Kürtlerle barışmak demek, “öteki”leştirme alanında çok ciddi bir anlama döneminin başlaması demek.

Tam da böyle bir “yeni bilinç dönemi”nin ilk işaretlerinin belirginleştiği günlerde, bazı “dindar”ların “laik yaşam tarzı”nı tehdit altına alan bir görüntü vermeleri ve özeleştiriden uzak bir duruş sergilemeleri, hatları karıştırıyor...

Dayatmacılık kimseye bir yarar getirmedi. Bunu en iyi bilmesi gerekenler, bu ülkenin dindarları.

17 Şubat-Taraf

Print