2019-11-19
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
C E M A L Î
 
Cemali’den bir hikâye: KONUŞAN EŞEKLER
2013-07-08 22:24
C E M A L Î
Gençliğimde köyleri kasabaları dolaşır, saz çalardım. Yani bir halk ozanıydım, halk tabiriyle “aşık”tım. Böylece hem hoşuma giden bir işi yapar, hem de ekmek paramı kazanırdım.

Bu işi yaparken en çok köpeklerden korkardım. O zamanın köpekleri şimdiki şehirli köpekler gibi terbiye edilmiş ve uysal değillerdi. Yabancıya aman vermez, peşime düşer, bazen de ısırırlardı.

Günün birinde yolum dağlar arasında garip bir yere düştü. Yol, iz geçmeyen bu vadide ne bir ev vardı, ne bir köpek… Yani burada ne yolumu kesip beni kovalayacak bir canlı vardı, ne de saz çalıp türkü söyleyeceğim, bana ekmek ve su verecek bir insan.

Ama ilginçtir, sağa sola sürüyle eşek serpilmiş, yemyeşil çayırlarda özgürce otluyor, eşiniyor, anırıyorlardı.

Sizin anlayacağınız burası tam bir eşek cenneti idi.

Yorulmuştum, ötede akan bir suyun kıyısına, çimenlerin üstüne yan gelip uzandım, azıcık dinlendim. Manzara çok hoştu. Kimsecikler olmasa da, doğal bir alışkanlıkla elimi saza atıp türkülerimi söylemeye başladım.

Ve ben saza başlar başlamaz, gariptir, eşekler de başlarını çimenlerden kaldırıp kulak kabarttılar. Sonra yavaş yavaş çevremde toplandılar. İster istemez sustum, eşeklere göz gezdirdim. İçlerinden biri dile gelip konuşmaz mı!

“Neden durdun aşık, çalmaya devam et sene!”

“Vay canına!” dedim kendi kendime. Eşeğin konuşmasına çok şaşırmıştım, ağzım açık kalmıştı.

“Sen, sen konuşuyorsun... Nasıl olur bu? Bir eşek nasıl konuşur?..”

“Ne sandın,” dedi eşek. “Yalnız insanlar mı konuşur?”

Bir başka eşek atıldı:

“Sesin de bayağı güzel, ne güzel anırıyorsun!”

Bu lafa canım sıkıldı, yüzümü buruşturdum. “Benimkisi anırma değil, ben türkü söylerim. Anırmak eşeklere özgüdür,” dedim.

“Sen öyle bil,” dedi eşek. “Türkü söylemek bize göre anırmaktır ve sen basbayağı güzel anırıyorsun!..”

Yapacak bir şey yoktu. Lafı değiştirdim. Şöyle çevreye göz gezdirip “Burası da ne kadar hoş! Her yer yemyeşil…” dedim.

Şaşkın bakışlarını yüzüme diktiler. “Nasıl,” dediler, “yemyeşil mi dedin?!.”

“Evet… Öyle değil mi?”

Başlarını salladılar, içlerinden biri şöyle dedi: “Yeşil olur mu canım, her taraf kıpkırmızı, görmüyor musun?”

Bu kez ben şaşırdım:

“Siz ne diyorsunuz?! Baksanıza her yer yemyeşil…”

Bu kez eşekler bir kahkaha kopardılar ve koro halinde şöyle dediler:

“Hayır, ya senin gözlerin bozuk ya da kafayı yemişsin!”

Sustum, yapacak bir şey yoktu. Ne yapacağımı düşünürken gözlerim akan suya takıldı. Susamıştım da. Bir avuç su alıp içeyim dedim. Ama ilk yudumunu ağzıma almamla tükürmem bir oldu. Fena halde tuzluydu, öksürüyordum.

“Hey, ne oldu?” dediler eşeklerden bazısı.

“Çok tuzluymuş…” dedim.

“Hadi canım sen de!” dediler. “Bal gibi sudur bu.” Sonra da bir kez daha sınarmış gibi başlarını koyup lıkır lıkır içtiler ve bana döndüler:

“Bu suyun neresi tuzlu?!.”

Kendi kendime, “allah allah!” dedim, “Acaba ben mi yanıldım? Avucumda önceden tuzlu bir şey mi vardı ne?.. Eğilip akan suda ellerimi yıkadım ve bir avuç su daha alıp ağzıma götürdüm. Ama hayır, akıl almaz biçimde tuzluydu.

İçimden, “bu eşeklerle anlaşmak çok zor…” dedim. Orada daha fazla kalırsam kendim de eşekleşeceğimi düşündüm. Yavaşça ayağa kalktım, sazı omuzuma attım.

“Nereye?” dedi, iri boz eşeklerden biri.

“Acıkmışım,” dedim, “bir köy bulayım da bir şeyler yiyeyim…”

“Canım burda yiyiversene. Bu kızıl çimenler nerede bulunur! Onlar bize de yeter, sana da…”

İyice afalladım. “Ben yine de gideyim…” deyip aralarından şöyle bir sıyrıldım ve yola düştüm.

“Sen bilirsin,”dediler. “Hadi güle güle, güle güle!”

Ve arkamdan koro halinde anırarak bir kahkaha koyverdiler. Arada şu sözler kulağıma çalındı: “Besbelli, bu bir kaçık!”

Tepeyi aşınca gördüklerimden ve duyduklarımdan afallamış halde, “Acaba rüya mı görüyorum?” dedim. Suratıma bir tokat attım. Hayır, rüya filan değildi. Eşeklerin kahkahası hâlâ kulağıma kadar geliyordu…

* * *

Sevgili okurlar, hikâyemiz burada bitti. Sanırım zavallı eşeklere haksızlık ettik. Onların dünyası bizden çok farklı olsa da önyargıları, ezberleri yoktur. Onlar doğaya uygun yaşayan, neyi nasıl görüyorlarsa öyle bilen zararsız, bundan da öte çok faydalı hayvanlardır. Ama bu hikâye de zaten, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!” türündendi…

7 Temmuz 2013


Print