2019-09-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
AB’nin yaşadığı büyük sarsıntı; İNGİLTERE REFERANDUMU, NEDENLERİ-SONUÇLARI
2016-06-25 20:02
Kemal Burkay
İngiltere’de –resmi adıyla Birleşik Krallık’ta- yapılan referandum günün konusu. Halkın yüzde 52’si Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullandı ve bunun İngiltere, Avrupa ve dünya ölçüsünde önemli sonuçları olacaktır.

Avrupa Birliği’nin temelleri 2. Dünya Savaşı’nın ardından atıldı. Batı Avrupa ulusları, yaşadıkları büyük acılardan, bir bakıma başlarına gelen musibetten dersler çıkararak ekonomik ve siyasal bir birlik projesine yöneldiler. Önce Avrupa Ekonomik Topluluğu ve gümrük birliği oluştu. Bu, üye ülkelerin tümünün çıkarlarına uygundu. Ardından siyasal ve ekonomik birlik yönünde yeni adımlar atıldı; Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, ortak para birimi (Euro), ortak AB pasaportu oluştu. Birliğin bir bölümü Şengen sözleşmesiyle ortak vize uygulamasına geçtiler; böylece aralarındaki sınırlar nerdeyse silindi. Çeşitli sözleşmelerle belirlenen ve temel insan hak ve özgürlüklerini esas alan ortak bir Avrupa hukuku oluştu.

Birlik, 1980’li yılların sonralarında sosyalist sistemin çökmesiyle bir bölüm Doğu Avrupa ülkesini de içine aldı; yani süreç içinde AB güçlendi ve genişledi.

Elbet tüm bunlar çok da kolay, bir çırpıda ve sorunsuz olmadı. Her ülkede, birliğin yararına inanan ve onu destekleyen çoğunluğun yanı sıra, ayrı durmayı tercih eden kesimler ve örgütler de vardı. Bunlar genellikle ulusların yakınlaşmasından ürken, “ötekilerden” ayrı durmayı tercih eden statükocu, aşırı milliyetçi çevrelerdi. Ama ilginçtir, radikal sol parti ve gruplar da birliğe karşı idiler; onlar AB’yi yalnızca sermayenin çıkarlarına hizmet eden bir birlik gibi görüyorlardı ve böylece ona karşı tutum almakta radikal sağla yan yana düştüler.

Ama bu iki kesimin olumsuz tutumu birlik yönündeki güçlü eğilimi engellemeye yetmedi. Kendilerine has tarihsel özellikleri olan İsviçre ve Norveç dışında tüm Batı ve Orta Avrupa ülkeleri Birlikte yer almayı tercih ettiler. Ne var ki son yıllarda dünyamızda yer alan bazı gelişmeler bu ülkelerin kamuoyunu olumsuz biçimde etkiledi ve birlik karşıtı olan sağ ve milliyetçi partileri oldukça güçlendirdi.

Bu nedenlerden biri dünyanın çeşitli yerlerinden Batı Avrupa’ya yönelik artan göç dalgasıdır. Göçler yüzünden demografik yapı hızla değişiyor. Yeni gelenler hem iş piyasasında yerlilere rakip gibi algılanıyorlar, hem de geldikleri ülkenin ve toplumun geleneksel yaşam tarzını sürdürmek istedikleri için yerli topluma ters düşüyorlar. Yerli halk içinde ulusal özelliklere, renklere, yaşam tarzına önem veren kesim bu durumdan endişeye kapılıyor ve “böyle giderse bu ülke bizim olmaktan çıkacak” diye düşünüyor… Söz konusu ülkelerde son yıllarda sağcı ve ırkçı partilerin oldukça güçlenmesinin bir nedeni budur.

Diğer bir neden son yıllarda İslam ülkelerinde radikal İslamcı akımların güçlenmesi ve bunların din adına yol açtığı terördür. Bu terör hem bizzat Pakistan’dan Fas’a uzanan kuşakta yol açtıklarıyla, hem de ABD’ye Avrupa ülkelerine yansıyan sonuçlarıyla insanları ürkütüyor ve güçlü bir İslamofobiye yol açıyor.

İslam ülkelerindeki kimi liderler ve İslam adına konuşanlar, “İslam dini ile terörü ayırmak gerekir, İslam barış dinidir,” diyorlar. Ama bu durumu değiştirmiyor, inandırıcı olmuyor. El Kaide’nin, IŞİD’in, Boko Haram’ın yaptıkları ortada. Bu örgütler hep İslam dünyasında ortaya çıktılar ve İslam adına yaptıklarıyla hem kendi ülkelerinde, hem de Avrupa ve ABD başta olmak üzere tüm dünyada dehşet saçıyorlar. Böyle bir durumda söz konusu ülkeler yurttaşlarının kaygı ve endişe duymalarının, bundan da öte tepki göstermelerinin önünü nasıl alacaksınız?

Radikal İslamcı hareketlerin ve bu tür terör örgütlerinin ortaya çıkmasında ABD ve NATO’nun, diğer bir deyişle emperyalist güçlerin payından söz edebilirsiniz. Bu doğrudur da. Özellikle soğuk savaş döneminde ABD ve bir bütün olarak NATO, İslam dünyasında bu tür örgütleri sosyalist kampa, her ülkedeki sol ve ilerici harekete karşı örgütledi, besledi, kışkırttı. El Kaide Afgan savaşının ürünüdür. Bizde de mezhep çatışması yaratmaya ve solu, ilerici güçleri ezmeye yönelik Maraş, Sivas olayları ve benzerleri aynı politikanın ürünüdür. Vizyonsuz, çıkarcı ve acımasız emperyalist-kapitalist sistem, sosyalizmle ve demokrasi güçleriyle savaşayım derken İslam dünyasının genleriyle oynadı, cinleri şişeden çıkardı ve böylesi sonuçlara yol açtı.

İslam dünyasında oluşan kaosun sonuçları şimdi kendilerine konforlu ve nispeten barışçı bir dünya yaratmış olan Avrupa ülkelerine ve Kuzey Amerika’ya da yansıyor. Bu ortamda Amerika’da Trump gibi bir yabancı düşmanı başkanlık yarışında etkin bir aday olarak öne çıkarken, Avrupa’da da ırkçı ve neonazi örgütlerin de içinde olduğu bir milliyetçi dalga yükseliyor. Bu örgütler güçlü biçimde yabancı düşmanlığını işliyor ve İslamofobiyi kışkırtıyorlar.

İngiltere’deki referandum böylesi bir ortamda yapıldı ve AB’ye hayırla sonuçlandı. Şimdi Avrupa ülkelerindeki ırkçı ve yabancı düşmanı partiler, neonazi örgütler bayram yapıyor ve sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar. Bu, hem AB, hem de insanlık tarihi bakımından olumlu bir gelişme değil.

İngiltere de AB’nin oluşum sürecinde birliğe katılıp katılmamakta tereddütler yaşayan ülkelerden biri idi. İngilizler öteden beri bazı konularda kara Avrupası’ndan farklı olmuş ve bunu korumuşlardır. Örneğin İngilizlerin ağırlık ve mesafe ölçüleri farklıdır. İngiltere’de, kara Avrupası’ndan, hatta tüm dünyadan farklı olarak “sol trafik” geçerlidir; yani gidiş gelişli yollarda soldan gidilir. Buna karşılık İngiliz arabalarında direksiyon sağdadır… Bu ada devletindeki izolasyoncu eğilimler AB sürecinde de kendini güçlü biçimde gösterdi; onlar, böylesine bir birlikte bağımsızlık ve egemenliği yitirme kaygı ve endişesini ötekilerden daha fazla duydular.

Bu nedenle İngilizler Ortak para birimi Euro’yu benimsemediler, İngiliz Poundu’nu korudular. Şengen’e katılmadılar, yani sınırlarını serbest geçişe açmadılar. Tüm bu nedenlerle son referandumda AB’ye hayır denmesi, gelinen durumda olumsuzdur, ama şaşırtıcı değil.

Bundan böyle ne olacak? Avrupa Birliği’nden yeni yeni kopmalar olur mu, o bir dağılmayla yüz yüze gelir mi, yoksa toparlanıp İngilteresiz yoluna devam mı eder?

AB’nin şu anda ciddi sorunlar yaşadığı ve bunun daha bir süre devam edeceği söylenebilir; ama bu konuda yine de karamsar değilim. O kanıdayım ki AB yoğun göç dalgasına ve terör tehdidine karşı tedbirlerini alıp yoluna devam edecektir. İngiltere’nin bile söz konusu referanduma rağmen AB’den kopmasının kolay olmadığı şimdiden görülüyor. Bu tür izolasyoncu politikalar günümüz koşullarında çözüm olamaz ve bunun bedeli İngiltere için de ağır olacak.

İngiltere’deki söz konusu referandum, Türkiye’de AB ile ilişkilere yönelik tartışmaları daha da hızlandırdı. Bazıları bu gelişmeden pek keyifli görünüyor. Bu konudaki görüşlerimi de bir sonraki yazıya bırakıyorum.

25 Haziran 2016
Print