2019-07-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
Yeni gelişmeler ışığında Suriye ve Kürt sorunu
2016-08-29 11:05
Kemal Burkay
Türkiye, Suriye iç savaşı başladığından bu yana önerdiği, sınır boyunda bir tampon bölge oluşturma projesi yönünde nihayet adım attı. Türk birlikleri, Özgür Suriye Ordusu denen bazı gruplarla birlikte 24 Ağustos günü Karkamış yöresinde, IŞİD’in denetimindeki Cerablus’a girdi.

Türkiye’nin daha önceki tampon bölge önerisinin iki amacı vardı. Birisi Esat yönetimini devirmek için kuzeyde muhalif güçler için sağlam bir üs bölgesi oluşturmak, diğeri ise Kürtlerin bölgedeki etkinliğini ve denetimini engellemekti. Ama bu kez amaç artık Esat’ı devirmekten çok, ikincisidir. Son gelişmelerle birlikte Türk hükümeti de Esat’sız bir çözümün öyle kapıda olmadığını anladı ve buna yönelik inadını bir yana bıraktı. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan operasyonun hedefini açık açık dile getiriyor: “Kürt koridorunu engellemek…”

Böylesi bir tampon bölge önerisi daha önce ABD ve öteki koalisyon güçlerince benimsenmemişti. Ama bu kez ABD ile uyum içinde hareket edildiği anlaşılıyor. Suriye’den Avrupa’ya yönelik büyük mülteci göçü nedeniyle tedirgin olan AB ülkeleri de bu kez, böylesi bir bölgenin mülteci akınını önleyeceğini, en azından azaltacağını düşünerek operasyonu onaylıyorlar.

Harekâtın aynı zamanda bölgeyi denetleyen IŞİD’e karşı olduğu söylemi ise salt iç ve dış kamuoyunu iknaya yönelik. Gerçekte, son bir yıl içinde Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ve Kuzey Kürdistan’da patlayan IŞİD bombalarına rağmen Türk yönetiminin bu radikal İslamcı örgüte karşı yumuşak tutumu pek değişmiş değil. (Bu patlamaların daha çok Kürtlere, sol muhalif gruplara ve batılı turistlere yönelik olduğu göz önünde tutulmalı). Zaten son operasyonu hızlandıran etken de Menbiç’in PYD ve yandaşlarının eline geçmesi, PYD’nin Fırat’ın batısına geçmesi ve IŞİD’in elindeki son sınır bölgesi olan Ceraplus’un da riske girmesidir. Böyle bir durum, her şeye rağmen bu sınırı kullanmakta olan IŞİD’in işini zorlaştırırdı…

Bu nedenle IŞİD’in bu operasyona itiraz etmediği, hatta onunla da uyum sağlandığı kanısındayım. Zaten Türkiye’nin biraz daha güneye inmesi, yani Cerablus bölgesinde denetimin Türkiye’ye geçmesi IŞİD bakımından fark etmez. Bu nedenle herhangi bir direniş göstermediler, herhangi bir çatışma olmadı ve güneye doğru çekildiler.

Böylece PYD’nin Akdeniz’e doğru bir Kürt koridoru oluşturma hevesi de eğer tümden imkansız hale gelmediyse, zora girmiş bulunuyor.

Kaldı ki Suriye Kürt bölgesi veya Güney Batı Kürdistan bakımından asıl sorunun da böylesi bir koridor açma olduğun kanısında değilim. Çünkü böyle bir koridor açılmış olsa bile Kürtlerin şu koşullarda, bütünlüğü de olmayan, yer yer Arap ve kısmen Türkmen nüfusla kesilen bu koridorda bağımsız bir devlet kurma şansı yoktur. Asıl sorun, kanımca bugünün bölge ve dünya koşullarında Suriye’de federal ve demokratik bir sistemin oluşması ve Kürtlerin de federal, ya da otonom bir statüye kavuşmalarıdır. Suriye bakımından izlenecek gerçekçi Kürt politikası bu olmalı. Ayrıca bunun için de bölge Kürtlerinin kendi aralarında ciddi bir birlik oluşturmaları gerekir.

Oysa buna en başta, elindeki silahlı güce dayanarak Suriye Kürt bölgelerinde (Cezire, Kobani ve Afrin) yönetim tekeli kurmak isteyen PYD fırsat vermedi. Daha ortada güvenceye kavuşmuş bir özgür bölge, bir statü yokken diğer Kürt örgütlerine ve onların birliği olan ENKS’ye siyasal çalışmayı yasakladı ve onlar üzerinde terör estirdi.

Bunun bir nedeni PKK’nin tekçi ve baskıcı anlayışı ise (PYD’nin PKK’nin Suriye kolu olduğu malum bir şey) diğer neden, PYD’nin Şam Hükümetinin, yani Esat rejiminin onayı ve izniyle bölgeyi denetlemesidir. Bu da malum bir şey. Suriye’de halk direnişi başlayınca rejim PKK-PYD kesimiyle kopmuş olan ilişkilerini tazeledi, Saleh Müslim’i çağırdı, PYD’ye silah ve para verdi (bizzat kadro ve savaşçılarının maaşını da vermekte) ve Kürt bölgesinin denetimini ona bıraktı. Bunun bir koşulu -temel koşulu- bölgede Şam rejimine karşı herhangi bir direnişe meydan vermemekti.

Bu yüzden PYD gerçekten de Şam rejimine karşı herhangi bir tepkiye izin vermedi, diğer örgütlere siyasal çalışmayı bile yasakladı. Güney Kürdistan’da askeri eğitim görmüş 7-8 bin dolayındaki ENKS yanlısı gencin batıya geçip silahlı mücadele saflarında yer almasına fırsat vermedi ve vermiyor. Kağıt üzerinde “Kanton” diye, federasyon çağrışımı yapan uyduruk bazı yönetim birimleri oluştursa da, gerçekte böylesine bir statüyü, hatta otonomiyi bile savunmadı, PKK’nin Kuzey için istediği türden, içi boş bir “demokratik özeklik” önerisi ortaya attı ve Suriye’nin birliğini kararlıca savundu. Şam rejimi de zaten onları hep kendi hizmetinde bir milis gücü gibi gördü, öyle niteledi.

Daha dört yıl önce kaleme aldığım “Suriye Kürt bölgesinde Olup Biten Ne?” başlıklı yazımda, PYD’nin söz konusu durumunu ve yanlış tutumunu değerlendirmiş, şöyle demiştim:

“Görünen o ki PKK-PYD hem Esat rejimine desteğini sürdürmekte, hem de rejimin çökmesi durumunda bölgede yönetim tekelini kendi eline geçirmek istemektedir.

“Peki PKK bunu sağlayabilir mi? Suriye’de rejim çöksün ya da çökmesin, PKK-PYD’nin bu şansı yoktur. Rejim ayakta kalırsa PKK-PYD’ye, ancak kendisine bağlı bir milis gücü olarak göz yumar. Çökmesi durumunda ise (ki öyle görünüyor) oluşacak yeni dengelerde, bölgedeki Kürt halkı dahil, hiç kimse PYD’ye böyle bir fırsat vermeyecektir. Ya PYD bölgede çoğulcu demokratik bir yapıya evet diyecek, bunu diğer partilerle paylaşacak ya da Baas rejimiyle birlikte sahneyi terk edecektir.

“PYD rejimin güdümünden çıkar mı, ENKS ile oluşan birliğin kurallarına gerçekten uyar mı, demokratik bir çoğulculuğa evet der mi? Bu oldukça zor. Ama bölgedeki değişimin ve alt üst oluşun, onu buna mecbur etmesi de bir ihtimal olarak var. Böyle bir şey olursa elbet sevinmek ve PYD’yi buna teşvik etmek gerekir.

“Öte yandan, Kürt bölgesinin özgürleşmesi ve Kürtlerin burada özerk bir yönetim kurmaya hakları yok mu? Elbette var. Ayrıca yeni durum böyle bir değişimin gerçekleşmesine uygun. Yeter ki birileri kendine yontup bu durumu provoke etmesin…”


Süreç içinde Suriye üzerinde ABD ve Rusya etkinliği artınca PKK-PYD onlara da yanaştı ve IŞİD’e karşı savaşta onların koruma şemsiyesinden yararlandı. Bunu yaparken, bu şemsiyeye pek güvenir ve kendi rolünü abartır oldu. O zaman da Şam hükümeti Haseki olayında olduğu gibi PYD mevzilerini bombalayarak, “ileri gitmeyin” diye uyardı.

ABD’nin onlara sağladığı koruma şemsiyesine gelince, bu IŞİD’le savaşın ihtiyaçlarına uygun bir destektir. ABD orada kendi ordusuyla savaşmıyor, ama askere ihtiyaç var. Bu nedenle Güney Kürdistan’da Peşmerge’nin, Suriye Kürt bölgelerinde ise PYD’nin IŞİD’e karşı direnişinden pek memnun. Elbet böyle olması ABD’nin sonuna kadar Kürtlerin yanında olacağı, her konuda onları destekleyeceği anlamına gelmiyor. Bu ABD’nin çıkarlarına bağlı ve bu çıkarlar her zaman Kürtlerinki ile denk düşmez. Onların da Rusların da ikide bir Irak ve Suriye’nin birliğinden söz etmeleri boşuna değil. Bir bakıma, fazla ileri gitmeyin, diyorlar.

Son Cerablus harekatı sırasında ABD’nin ve Rusya’nın tutumu da bu bakımdan yeteri kadar açıklayıcı. ABD, Menbiç operasyonunda PYD’nin içinde olduğu Suriye Demokratik Gaçlerine verdiği açık desteğe karşılık, Menbiç alındıktan sonra, Türkiye’ye verdiği söze uygun olarak PYD’nin Fırat’ın batısından çekilmesini istedi ve açıkça, “bunu yapmazsan desteğimizi çekeriz” dedi. Rusya da Türkiye’nin Cerablus hareketini, kaygı duyduğunu belirten hafif bir açıklamayla geçiştirdi, yani bir bakıma buna onay verdi.

Bu da gösteriyor ki, Yeni Suriye’nin kaderinin belirlenmesinde, dört yıl önceki yazımda dile getirdiğim gibi “yeni dengeler” etkisini icra etmekte. Bu PKK-PYD’nin düşlerine göre değil, gerçeklere, güç dengelerine göre olacaktır. Gerekli olan bunu görmek, kavramak ve bu gerçeklere uygun sağlıklı bir politika izlemektir. (Tabi böyle bir şeyi PKK-PYD’den beklemek olmayacak duaya amin demek olur.)

Kürtlerin kendi meşru, haklı ulusal taleplerini gerçekleştirmeleri (Güney Kürdistan bakımından bugün gündeme giren bağımsızlık, Güney Batı Kürdistan bakımından ise federal bir statü) kendi aralarında ciddi bir birlik oluşturmalarına, diğer bir deyişle Kürt halkının büyük mücadele potansiyelini bir araya getirmelerine bağlı. Oysa bunu, yukarda da değindiğim gibi en başta PKK-PYD kesimi engelliyor. Bu kesim yalnız Suriye bakımından değil, Irak’ta da Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne ciddi engeller çıkarıyor, sorunlar yaratıyor. Yine Güney Kürdistan’da YNK’nin bağımsızlık konusundaki ikircikli, Goran hareketinin ise apaçık olumsuz tutumu, Kürtlerin pozisyonunu zayıflatıyor.

Türkiye’ye gelince… Türk hükümeti kendi sınırları içinde Kürt sorununu adalet ve eşitlik temelinde çözüp içerde ve sınır ötesinde Kürt halkı ve komşularıyla barışı seçeceğine, bir kez daha eski, yanlış politikada ısrar etti ve son operasyonla yeni bir yanlış adım daha attı. Böylece belki PKK ve PYD’nin hesapları kısa vade için zora sokuldu; ama uzun vade için bu müdahale de Suriye batağına biraz daha bulaşmaktan, içerde gerilimi arttırmaktan başka sonuç vermez ve Türkiye’nin derdine derman olmaz.

ABD, Rusya, AB gibi büyük güçlerin ve Türkiye, İran, Suudi Arabistan gibi önde gelen bölge devletlerinin Suriye üzerinde bir uzlaşmaya varmaları halinde büyük ihtimalle federe bir Suriye ortaya çıkacaktır. Bunu en başta, yönetim tekelini kaybedecek olan Nusayrilerin, Esat ve yandaşlarının isteyeceği kanısındayım. Öyle olunca, böyle bir Suriye’de Kürtlerin de kendi bölgelerinde federal veya otonom bir statüye sahip olmaları son derece doğaldır. Bu, büyük ihtimalle bir PKK-PYD yönetimi değil, seçimle gelen ve yerel Kürt halkının çoğunluğunun tercihine dayanan bir yönetim olacaktır. Bir başka deyişle, Kürt bölgesindeki yerel yönetimi de elinde silah tutanlar değil, halkın oyları belirleyecektir.

Türkiye’nin bundan rahatsız olması içinse bir neden yok. Türkiye’yi yönetenler Gagavuzlar, Makedonyalılar, Boşnaklar gibi, Kürtlerin de özgürlüğüne alışmalı, böylece yan yana, iç içe yaşadıkları bir halkın dostluğunu kazanmalı.

29 Ağustos 2016
Print