2020-03-28
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Alper Görmüş
 
‘Subliminal darbe mesajı’na ve başka tuhaf şeylere dair ‘faydacı’ bir yazı
2016-09-26 18:39
Alper Görmüş
Toplumlar için “iyi” nedir? Toplumların hiç değilse geniş bir bölümünün, hiç değilse lafzen mutabık kaldığı ortak kabullere, ortak etike, ortak ilkelere uygun olan mı daha “iyi”dir? Yoksa bunlarla çelişse de toplumun kendisi için “faydalı” saydığı mı?

Felsefede faydacılık ya da yararcılık diye anılan akıma bakarsanız, doğru cevap “b” şıkkı...

Faydacılığın radikal yorumlarına göre, fayda ile o âna kadar biriktirilmiş ahlaki ya da ilkesel tutumlar çeliştiğinde, “faydalı” olan tercih edilmelidir.

Buradan da kolayca anlaşılabileceği gibi, faydacılık; toplumsal faydanın maksimizasyonu uğruna toplumda genel kabul görmüş hukuk ve ahlak normlarını feda etme potansiyelini her zaman bünyesinde taşır.

Siyasetçiler, “faydacılığı” handiyse fıtrat olarak benimsemiş insanlardır... Bu yazıda, onların bu yanına hitap edeceğim için “faydacılık” üzerine kısa bir giriş yazmak mecburiyetinde hissettim kendimi. Şimdi sadede gelebiliriz...

Neden ‘faydacı’ yanlarına sesleniyorum?

Gülen Cemaati’ne yönelik FETÖ soruşturmalarında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “At izi it izine karışıyor” cümlesiyle formüle ettiği garip şeyler oluyor. Bu meseleyi, cumhurbaşkanı o açıklamasını yapmadan bir gün önce ben de Serbestiyet’teki “Teşkilatı mı yargılayacaksınız zihniyeti mi” başlıklı yazıda ele almıştım.

O yazıda, tabloyu, “toplumların hiç değilse geniş bir bölümünün hiç değilse lafzen mutabık kaldığı ortak kabuller, ortak etik ve ortak ilkeler” ölçüsüne göre ele alıyor, bazı uygulamaların bu ölçüye göre yanlışlığına dikkat çekiyordum.

O günden bugüne, üstelik cumhurbaşkanının ve başbakanın uyarılarına rağmen öyle gelişmeler, öyle uygulamalar oldu ki, bunlar bende, uluslararası demokratik standartları ve normları temel alan bir eleştirinin yetersiz ve faydasız kaldığı duygusunu uyandırdı. O nedenle meseleyi bugün de olan bitenin iktidara “faydası” açısından ele almak istiyorum.

Bu ölçünün problemli, hatta “faydacı” olduğunun farkındayım, fakat yine de denemek istiyorum. Çünkü anladığım kadarıyla, benim “iktidarın ayağına kurşun sıkan” uygulamalar olarak gördüğüm örnekler, “at izi it izi” uyarısının dışında kalıyor. Çünkü bu uygulamalara muhatap olanlar -yine bana öyle geliyor ki- zamanında iktidarın canını çok acıttıkları için şimdi “atış serbest” kategorisinde değerlendiriliyor.

Yeni şahika adayı: ‘Subliminal’

Ben bu yazıyı yazarken Ahmet ve Mehmet Altan hâlâ gözaltındaydılar. Yazıyı bitirmem gereken saate kadar serbest bırakılsalar da “hatadan dönüldü” gerekçesiyle bu yazıdan vazgeçmeyeceğim ya da onda hiçbir değişiklik yapmayacağım, çünkü gözaltının kendisinin hata ya da daha fazlası olduğunu düşünüyorum.

Doğan Haber Ajansı, savcılığın gözaltı yazısını haberleştirdi. Buna göre, 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce Can Erzincan TV"de Nazlı Ilıcak’ın konukları olan Ahmet ve Mehmet Altan, programda "darbe çağrışımıyla subliminal mesaj içeren söylemlerde” bulunmuşlar. Savcılığın yazısında ayrıca Altan kardeşlerin "darbenin gerçekleşeceğini beyan ettikleri" iddia edilmiş. "Darbe girişimini, terör örgütüyle fikir ve eylem birlikteliği içinde olmadan bir gün öncesinden bilmelerinin mümkün olmayacağı" ileri sürülen yazıda, "bu nedenle Altan kardeşlerin, darbe girişiminde bulunan bir kısım terör örgütü mensubu askerlerle iştirak halinde atılı suçu işledikleri" iddialarına yer verilmiş.

O programın videosu sosyal medyada uzun bir süredir döndürülüyordu. Ben de izledim. Gözaltından sonra bir daha izledim. Evet, ikisi de iktidarın yapıp ettiklerinin, daha önce darbelere yol açan uygulamaların aynısı olduğunu söylüyorlar ve bu gidişin bir darbeyle sonuçlanabileceği imâsında bulunuyorlar.

İyi de, bundan, Altan’ların bir gün sonraki darbe girişiminden haberleri olduğu ve hatta darbeye, darbeci askerlerle birlikte iştirak ettikleri sonucu nasıl çıkar?

Altan’lar, bu sözlerin benzerlerini daha önce defalarca yazılarında da yazdılar. Savcının mantığı geçerliyse, o yazılardan bir gün sonra da darbe olması gerekmez miydi?

Hadi diyelim ki savcının mantığı geçerli; o sözler, Altan’ların bir gün sonraki darbeden haberleri olduğunun kanıtı olsun gerçekten de. Peki, o durumda bu bilgiyi kendilerine saklamaları gerekmez miydi?

“Subliminal”i mi kalmış, açık açık “yarın darbe olacak” diyorlar (savcının mantığının geçerli olduğunu varsaymaya devam ediyoruz).

Hadi bu iki insanın hayatları boyunca darbelere karşı oldukları gerçeğini unutalım... Hadi bu defa Erdoğan’a duydukları öfkenin onları “Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin” noktasına getirdiğini düşünelim... Tamam da, şu soruya mantıklı, makul bir cevap verecek biri var mı: Ertesi günkü darbeden haberdar olsalar da, bunu televizyondan neden ilan etsinler? Ertesi gün darbe olduğunda bu videoyu yayınlayıp, “biz biliyorduk zaten” demek için mi?

‘Subliminal’e rakip yeni gelişme

“Subliminal”e yeni şahika adayı dedim ama, aynı gün Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun yaptığı bir açıklamayla gündeme gelen başka bir gelişme, onunla yarışacak kadar iyi görünüyor. Feyzioğlu, Sinop’ta gezerken kendisiyle fotoğraf çektirdiği için hakkında inceleme başlatılan öğretim üyesiyle ilgili olarak Sinop Üniversitesi Rektörlüğü hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.

Haberin devamı da şöyle:

“Üniversitenin savunmasını istediği Yrd. Doç. Dr. Suha Oğuz Baytimur"a yönelik işlem yapanların, FETÖ"nün Türkiye"ye verdiği zararın devamını arzulayanlar olduğunu savunan Feyzioğlu, ‘Ben buradan ihbar ediyorum. Öğleden sonra nöbetçi savcılığa suç duyurusunda bulunacağız. Bu akademisyen hakkında benimle el sıkışıp konuştuğu için KHK kapsamında inceleme başlatan Sinop Üniversitesi yetkilileri, her kimse ibretialem için hesap verecek. İddia ediyorum. Bu kişiler, ya FETÖ"cüdür ya da FETÖ adlı hain terör örgütüne bu soruşturmaları sulandırarak, gayriciddi hale getirerek yardım etmek isteyen işbirlikçilerdir veya aynı sonuca gelmek üzere ne yaptığını bilmeyen aymazlardır’ değerlendirmesinde bulundu.”

Bari ‘fayda-zarar’ analizi yapın!

Bu türden örnekler temelinde üretilecek yığınla soru önümüzdeki günlerde yurt içinde olmasa da yurtdışında sık sık sorulacak, hem de müstehzi gülümsemeler eşliğinde...

Bir şeyin müstehzi gülümsemeler eşliğinde “kabul edilemez” olduğunun ilanı, sadece “kabul edilemez” olduğunun ilanından daha fenadır.

O nedenle bu son örnekler, iktidarın imajı açısından mesela ülke yasalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle haklarında hiçbir takibat yapılmamış yayın organlarında yazan profesyonel gazetecilerin tutuklanmasından daha fenadır.

İster müstehzi gülümsemeler eşliğinde ifade edilsin, ister salt kaygı ve ciddiyetle: Bütün bu uygulamalar, toplumların hiç değilse geniş bir bölümünün, hiç değilse lafzen mutabık kaldığı ortak kabullere, ortak etike, ortak ilkelere aykırı şeyler... Fakat başta da dediğim gibi ben bugün bu ölçülerle değil, iktidarın “faydası” ölçüsünden hareket ediyorum. Dolayısıyla sorum iktidara ve şöyle:

Hangisi sizin için daha “zararlı”? Bu insanların içerde olması mı, dışarda olması mı?

Yalnız, soruya cevap vermeden önce, bu türden uygulamaların, ölümüne mücadele ettiğiniz gücü nasıl keyiflendirdiğini şöyle bir düşünün.


Print