2019-12-11
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Abdulmenaf Kıran
 
Dindar (devlet) nesillere ihtiyaç var mı?
2016-10-07 20:07
Abdulmenaf Kıran
Cumhuriyeti kuran elitler Fransız Laikliğinden esinlenerek, dini devlet kontrolü altına almaya başladılar.

Fransa’da dini kontrol altına almanın tarihi arka planı vardı. Ortaçağ boyunca tüm Avrupa’da iktidarın kaynağının tanrı olduğu, kabul ediliyordu. Kilise ve Papalık Kurumu tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul görüyordu. Dolayısıyla neredeyse tüm Krallar taçlarını Papanın elinden takıyordu. Bunun yanında dünyevi nimetler de neredeyse siyasal iktidarlar ve Kilise arasında pay edilmişti. Kilisenin serveti yer yer siyasi iktidarların elindeki olanaklardan fazlaydı. Siyasi otorite pek çok icraatında Kilisenin icazetine, onayına muhtaçtı. Öte yandan toplum alabildiğine yoksuldu. Ne Kilise’nin ne de dönemin Fransız aristokrasisinin, yoksul halkın durumunu umursadığı yoktu.

Gelişmekte olan burjuvazi para sahibi olmakla birlikte, sosyal ve siyasal sistem içinde yeterli itibar görmüyordu. Burjuvazi mevcut statükoyu lehine değiştirmek için dönemin değişim yanlısı fikir ve düşünce adamlarını destekledi. Rönesans’tan sonra Avrupa’da iktidar kaynağı zaten tartışılmaya açılmıştı.

Katolik kilisesi içinde bile aykırı fikirler doğmaya başladı. Yeni mezheplerle birlikte, dine ilişkin yeni yorumlar ortaya çıktı. 1616-1648 yılları arasından Avrupa’da 30 yıl savaşları diye bilinen mezhep savaşları yaşandı. Peşinde Aydınlanma fikri boy vermeğe başladı. İktidarın kaynağı gökten yere indi. Böylesi koşullarda Fransız devrim oldu. Devrim ile kilisenin tüm mal varlığına el konuldu. Kilisenin dahi siyasal otoriteye bağlılığı yasal düzenlemelere bağlandı.

Osmanlı da Hilafetle yönetiliyordu. Osmanlı da bir ruhban sınıfı yoktu. Ama dini ulemanın siyasal iktidar üzerideki etkisi yadsınamaz. Cumhuriyet’in kurucu kadrosu da Fransa gibi, dini devlet kontrolü altına almaya çalıştı. Bu vesile ile Tekke ve Zaviyeler kapatıldı. Eğitim birleştirildi. Hilafet ve saltanatın geri gelme tehlikesi gözetilerek, dinciler güvenlik tehdidi olarak algılandılar. Milli Güvenlik Kurulu kararlarında irtica ve bölücülük tehlikesine her zaman işaret edildi.

İkinci Dünya savaşından sonra siyasal İslam üzerindeki katı denetim zaman zaman gevşemekle birlikte AKP hükümetine kadar devam etti. AKP’ siyasal İslam’ı güvenlik olarak görülmekten çıkardı. Bununla kalmadı, İslam dininin Hanefi mezhebini yaymak için kamudan büyük kaynaklar aktardı. Devlet gücünü arkasına alan dinci kesim, durumu tersine çevirmeye başladılar. Şimdi artık dinci olmamak, seküler yaşamı savunmak ayıplanır oldu, mahalle baskıları oluşmaya başlandı. Her mahallede değil, her apartmanda ‘’Kuran Kursu’’ açıldı. Her taraf vaizlerle doldu. Dinci, tarikatçı, cemaatçi dernek, vakıf vb. kuruluşlar, toplumsal yaşamı neredeyse tamamen kontrol altına aldı. Durum tersine döndü ve artık İslamcı olmamak neredeyse güvenlik tehdidi olarak kabul edilecek.

Bu kadarına gerek var mıydı?

Altını çizerek belirteyim ki Din ve Vicdan (inanç ) özgürlüğü insan haklarındandır. Her kesin dini vecibelerini, inancının gereklerini hiç baskı altında kalmadan tam bir özgürlük içinde yerine getirme hakkı verir. Bu her inanç grubu için geçerlidir.

Siyasal tarihimizde dine dayandığını iddia eden pek çok terörist örgüte şahit olduk. Bin dokuz yüz doksanlı yıllarda Hizbullah Kürdistan’da pek çok faili meçhul ve açık cinayete karıştı. Hatta kendi mensuplarını bile domuz bağı bağlayarak katletti. El Kaide ve İŞİD hem Orta Doğuda hem de bizzat ülkemizde pek çok katliama imza attı. İŞİD dünyada eşi görülmemiş vahşet eylemleri yaptı. En son On Beş Temmuz darbesini yapmaya kalkışan Fetö Terör örgütü de İslami bir cemaat olduğunu iddia ediyordu…

Bu ülkenin dindar nesillere ihtiyacı yoktur. Devlet seküler olmalı, tüm inanç grupları karşısında nötr davranmalı. Devletin görevi gerek bireylerin gerekse, inanç gruplarının kendi inançlarının gereğini yerine getirmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapmak, inanç gruplarının bir birlerine karşı barış ve saygı ortamında bir arada yaşamasını sağlamaktır. Bu ülkede ihtiyaç olan, Demokrasi, İnsan Hakları ve Hukukun üstünlüğünü sağlamaktır. Toplum mühendisliği ile bazı inanç ve değer alanlarını, toplumun diğer kesimleri karşısında genişletmek değildir.

07.10.2016

Av.Abdulmenaf KIRAN
HAK-PAR Gn.Bşk.Yrd.

Print