2020-10-24
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Arif Sevinç
 
Bozyel’in seviyeli yazısı ve “Kendi aramızda” kurumumuz… (1.bölüm)
2016-11-02 22:20
Arif Sevinç
“agır berda kayê xwe da ber bayê ”
Amerika başkanı Abraham Lincoln sözü değildir…


Bayram Bozyel’in Deng Dergisi’nin 103. sayısında, ağırlığına uygun olarak Amerika başkanı Abraham Lincoln’ün özlü sözüyle başladığı “Bütün mesele, ahlaki zeminde kalmak yada kalmamak” başlıklı oldukça düzeyli, kaliteli, gerçeği olduğu gibi aktaran(!) yazısı yayımlandı.

Yazıyı sosyal medyada da bulmak mümkün...

Yazıda iki önemli konu ele alınmış; bu konuların birincisinde, Genel başkanı olduğu dönemde HAK-PAR’ın 2011 de BDP ile olan “seçim işbirliği süreci”, diğeri ise PSK nin 10. Kongresi sürecidir.

PSK arkasına sığınan Bozyel kendisine yönelik sosyal medyada yapılan eleştirileri ters yüz ederek 10. Kongre sonrası tutumuyla ilişkilendiriyor.

Şimdi bu iki konuyu ayrı ayrı ele alalım.

PSK 10 Kongresi kapsamında yazısında yer alan çarpıtmaları 2. bölüme bırakalım ve

Bu bölümü sadece 2011 de HAK-PAR BDP “seçim ittifakı” süreciyle sınırlayalım

Bozyel kendisi hakkında sosyal medyada yazılan yazılardan ve tartışmalardan çok rahatsız olmuş.

Önce bu yazı ve tartışmalara katılanları seviyesizlikle suçlamış sonra da şu kelimelerin üzerine yazısını inşa ederek nasıl seviyeli bir yazı yazılır göstermiş.

“çirkin ve seviyesiz iftiralar”, ”Ahlaksızlığın bu kadarına pes doğrusu”, “..mesnetsiz iddia”, “iftiracını teki”, “bas bayağı ve çirkef bir iftira”, “mürit ayininde…”, “dedikodular biçiminde…” , “zavallıca”, “attıkları yalanın”, “ortadaki tutarsızlık ve ikiyüzlülüğü” “işi gücü yalan ve dedikodu olan bu iftiracılar”, “hem suçlu, hem pişkin ve saldırgan” , “yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali”, “çirkin saldırıların hedefi”, “çarpıtma örneği” , ”başvurdukları yalan ve çarpıtma”, ”tepetaklak eden bir çarpıtma”, ”bu çarpıtmayı piyasaya sürenlerin amacı”, ”sihirbazın el çabukluğu ile”, “talihsiz misyonu örtmek” , “karalamak” , “hem bir çarpıtma niyeti hem de bir köylü kurnazlığı”, “çarpıtma ve kurnazlığı açığa çıkartma”, ”kurnazca feryat figan ediyor”, “pişkince saldırıyorlar”,” gayrı ahlaki bir zemine çekmeye çalışıyorlar” ve benzeri…

Şimdi bu “seviye” abidesi kelimelerin arasına döşenmiş bazı iddialara cevap vermek gerekli mi diye düşünmedim değil.

Lakin cevap vermek, kayda geçmek gerektiği ortada.

Aksi halde Bozyel yine kalkıp “ben yazdım kimse cevap vermedi, demek ki herkes bu yazdıklarımı onayladı” diye bir sonuç çıkarabilir.

Samimiyetle söyleyebilirim ki, Bozyel’i yıllardır takip eder yazılarını dikkatle okurum. Hiç bu türden öfke ile kaleme alınmış, kendisinin bu yazısında da sıkça dile getirdiği gibi “çarpıtmalarla dolu” “gerçeği ters yüz eden” bir yazısı ile karşılaşmamıştım.

Yine de alabildiğine nezaketimizi koruyarak birkaç kelam edelim;

Öncelikle sosyal medya da veya başka alanlarda söylenen sözler kişilerin kendisini bağlar. Zaman zaman ölçüsü kaçmış, eleştiriden çok hakaret şeklinde süren açıklamalardan biz de rahatsız oluyoruz. Eleştiriyor, dostlarımızı da uyarıyoruz.

Bozyel’e veya bir başkasına eleştiri ölçülerini aşan, varsa hakaret, iftira, çamur atma gibi tutumlar içine girenleri de ayıplıyoruz.

Ancak sosyal medya kontrol edilmesi mümkün olmayan özgür bir alandır. Orada paylaşımda bulunan kişi, aynı zamanda her türden övgü ve yergiyi de peşinen açık olduğunu kabul etmiş demektir. Yapılması gereken ya o alandan uzak durmak ya da sabırla doğruları söylemektir.

Gelelim Bozyel’in “Bütün mesele, ahlaki zeminde kalmak ya da kalmamak” başlıklı yazısına.

Bozyel, sadece ona sosyal medya üzerinden kalem oynatanlara söz söylese neyse ama o birlikte yürüdüğü arkadaşları tarafından kendisine “çirkin ve seviyesiz iftiralar” atıldığını iddia etmekte ve şöyle demektedir.

“Bir zamandan beri, geçmişte PSK ve HAK-PAR’da birlikte yürüdüğüm bazı kişilerin, özelliklede PSK’nin 10. Kongresinde aldığı legalleşme kararından sonra, bana karşı alttan alta ve ahlaksızca bir kampanya yürüttüklerine ilişkin duyumlar alıyor, ürettikleri asılsız iddiaların üçüncü şahıslar eliyle sosyal medyaya taşınmasına tanık oluyorum. Güya ben,12 Haziran 2011 genel seçimlerinde Genel başkanı olduğum HAK-PAR’ı bir milletvekilliğine satmaya kalkışmışım.

Ahlaksızlığın bu kadarına da pes doğrusu”

“bunun için de bu iddialarını açık seçik bir biçimde, herkesin önünde konuşmuyor, tartışmıyorlar. Tersine bu işi, gizli saklı köşelerinde, mürit ayinlerinde, kulaktan kulağa yayılan dedikodular şeklinde yapıyorlar.”


Görüldüğü gibi yazının hedefi, Üçüncü şahıslar dan çok, adını anmadığı “mürit ayinlerinde” kiler; “PSK ve HAK-PAR’da birlikte yürüdüğü” kişilerdir. …

Birinci soru şu; bu asılsız iddialar “üçüncü şahıslar eliyle sosyal medyaya taşınmasına tanık oluyorum” diyebilen bir kişi nasıl oluyor da tartışmaların “açık seçik bir biçimde, herkesin önünde” olmadığını iddia edebiliyor?

Sosyal medyanın açık seçik bir alan olduğunu, hatta “çok fazla açık seçik” bir alan olduğunu bilmiyor mu?

İkinci soru ise; bu “mürit ayinleri” sözünden ne kastediliyor?

Bu yazıyı okuyanlar bu sözlerle neyi kast ettiğini elbet biliyor. Ancak Bozyel neden başkalarını açık seçik olmamakla suçlarken kendisi bu türden imalarla konuşmayı seçiyor?

Bozyel, kendisine yapılan eleştirileri ve suçlamaları ustaca çarpıtıyor ve kelime oyunları ile yol almaya çalışıyor.

Kendisine yapılan eleştirilerin tümünü aynı torbaya koyuyor, “12 Haziran 2011 genel seçimlerinde genel Başkanı olduğum HAK-PAR’ı bir milletvekilliğine sattığım” iddia ediliyor diyerek tüm söylemlerini “HAK-PAR’ı bir milletvekilliğine sattığım” cümlesi üzerine kuruyor. Söz konusu süreçte tüm eleştirileri yok sayıyor ve; HAK-PAR Kongresinde kimsenin kendisini eleştirmediğini, kongreden sonra da “Dönemin Genel Başkan adayı” (HER KİM SE?) ve parti yöneticilerinin ISRARI sonucunda PM de ve Başkanlık Kurulunda görev almayı kabul ettiğini anlatıyor.

“Bakın, benim HAK-PAR’ı sattığım iddia edilen seçim,12 Haziran 2011 tarihinde yapılıyor. Bu tarihten HAK-PAR’ın 5. Kongresi’nin yapıldığı 04 Kasım 2012 tarihine kadar tam bir buçuk yıl geçiyor. Bu süre boyunca parti organları onlarca kez toplanıyor, gündemindeki sorunları tartışıyor, kararlar alıyor. Ancak bu toplantıların hiç birinde benim HAK-PAR’ı sattığıma ilişkin tek bir söz edilmiyor. İlginç değil mi?”

“Şimdi, işi gücü yalan ve dedikodu olan bu iftiracılara sormak gerekir.

Bir; HAK-PAR’ı bir vekilliğe satmaya kalkışan bir kişiyle neden parti yönetiminde iki yıl boyunca birlikte yer aldınız?

İki, bu iki yıl boyunca HAK-PAR’ı bir vekilliğe satan adamdan neden tek bir hesap sormadınız?”


Bozyel unutmuş olmalı.

Bu süreç parti içinde tartışıldı. Hem de çok ama çok ser tartışmalar yaşandı.

Es geçmişsiniz ama Celal Baykara ve Reşit Deli dahil Başkanlık Kurulu üyelerinin bir kısmı bu hatalar nedeniyle PARTİDEN değil ama Başkanlık kurulundan istifa ettiler.

Başkanlık kurulu ve PM den, hatta bu konularla görevli “Seçim komisyonu”nun kimi üyelerinden dahi habersiz bir heyeti “bir yerlere” göndermenize yönelik sert eleştirileri “rica ediyorum bu konu gizli kalsın, Parti Meclisine getirmeyin“ diyerek engellediğinizi olaylara tanık olanlar çokça dile getirdi.

İstifalar bununla da sınırlı kalmadı elbette. Pek çok kişi de PARTİ’den tümden istifa etti.

Bir örnek verelim istersen;

“YURTSEVER KÜRT KAMUOYU"NA
HAK-PAR" DAN İSTİFA EDİYORUZ ANCAK KÜRTLERE VE KÜRDİSTAN"A
HİZMETKÂRLIK YAPMAYA BÜYÜK BİR İNANÇ VE İNATLA DEVAM EDECEĞİZ

Geçmişinde Kürt Ulusal Mücadelesine büyük emekler vermiş, günümüzde de Kürt ve Kürdistani duruşundan ödün vermeyen farklı siyasal geleneklerin bir araya gelerek önemli çalışmalar ve fedakârlıklar sonucu meydana çıkardıkları ayrıca günümüz koşullarında ideal sayılabilecek bir tüzük ve programa sahip olan Hak ve Özgürlükler Partisi özellikle 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinden başlayarak Genel Başkan Bayram Bozyel ve onun yörüngesindeki birkaç kişi tarafından kendi kişisel ikbal, hesap ve popülizmi uğruna tabanın bütün itirazlarına rağmen Parti kuruluş felsefesine aykırı bir biçimde ciddi bir eksen kayması yaşamıştır.Bu uğursuz anlayışlarında oldukça ısrarlı oldukları bütün çıplaklığıyla ortaya çıkan Bayram Bozyel ve onun bir iki kişilik kurmay ekibiyle Hak ve Özgürlükler Partisi" nin Kürt Ulusal Demokratik Mücadelesine zarar vereceğine inandığımız için yıllarca emek verdiğimiz partimizden istifa ediyoruz.

ÖNEMLİ NOT: Partide yaşanan gelişmelerle ilgili ayrıca geniş bir biçimde ilgili çevreleri ve Yurtsever halkımızı bilgilendireceğiz.

İSTİFA EDENLER: M. Hüseyin TAYSUN (Eski Genel Başkan Yardımcısı) Selim PAPAKÇI, Halil ÇALIK, M. Ali TAYSUN, Gül TAYSUN, Melek TAYSUN, Özlem TAYSUN, Abbas BAŞ, Daran KOTAN, Ruken TAYSUN, Gülden TAYSUN, Azat TAYSUN. Veysel EKİNGEN”

Bu sert tutumların yanı sıra bizler, yani HAK-PAR içinde ki, sorumluluk sahibi PSKliler hem sizi hem Partimizi yıpratmamak için eleştirilerimizi HAK-PAR’a yakışır düzeylilikte yaptık… Üslubumuza dikkat ettik. Amacımız sizi itibarsızlaştırmak ve ya HAK-PAR’ı çökertmek değil, yanlışı ifade etmek ve düzeltilmesi ve süreçten dersler çıkartılmasını sağlamaktan ibaretti.

Örneğin, Genişletilmiş Parti Meclisi Toplantısında yapılan eleştirilerden sonra, hiç olmasa Partinin seçime sokulmamasından sorumlu tutulan kişilerin istifa etmesi gerektiği de söylendi.

Hatırlarsınız, ilgili arkadaş “her şey tamam, 52 il için gerekli evraklar hazır, daha fazlası için çalışıyoruz demişti. “Bu işleri yanlış yapıyorsunuz” diyen Fehmi Demir ile alay edilmiş, Demir’de sinirlenerek” Seçim Hazırlık Komisyonu”ndan çekildiğini söylemişti.

Nitekim bu evrakların eksiksiz tamamlanmasından sorumlu arkadaşı, “seçime girmeye hazırız, eksik yok” düşüncesiyle, evrakların teslim edilmesine birkaç gün kala, en kritik günlerde bir konferansa katılmak üzere Fransa’ya göndermiştiniz…

Aslında Parti örgütleri seçimlere katılmak için yeterli evrak göndermişti. Ancak sizin sorumluluğunuzda yürüyen mevcut komisyon beceriksizce, seçim hazırlıklarına yoğunlaşmak yerine BDP/DTK ile yürütülen görüşmelere kilitlenmişti.

Sayın Kemal Burkay da bu konuda “HAK-PAR’a yazık edildi” başlığıyla yazılar yazmıştı kısa bir bölümünü hatırlatayım isterseniz;

http://www.dengekurdistan.nu/arsivabere/psk/psk_bulten/kemal_burkay_hakpara_yazik_edildi.htm linginden bu yazının tümünü bir kez daha okumanızı öneririm. Zira hala güncelliğini ve yol göstericiliğini koruyor

“…Ülkemizin kuzey parçasında Kürt ulusal hareketinin dün olduğu gibi bugün de en önemli görevi PKK-BDP kesiminin içine düştüğü çıkmaza karşı sağlıklı bir seçenek yaratmaktır. HAK-PAR yönetimi bu önemli aşamada örgütünü seçimler için mobilize etmeyip, adeta mücadeleyi bırakıp bağımsız adayların peşine takılmakla çok önemli bir yanlış yaptı ve yara aldı. Yıllar önce HAK-PAR’ın oluşması için birhayli çaba gösteren, katkı sunan ve bugüne kadar destek veren biri olarak onun içine düştüğü bu durum beni derinden üzdü. HAK-PAR her şeye rağmen bir umuttu. İçine düştüğü bu durum ise bir partinin sorunu olmaktan ötedir; bir halkın kaderi, geleceği söz konusudur.

HAK-PAR’ın aldığı bu yarayı onarması kolay olmayacak. Bu iş en başta kendilerine düşüyor. Öncelikle hatalarını görüp ciddi bir özeleştiri yapmaları gerek. Bunu yapabilseler yine de onları alkışlayacağız. Ama böyle bir tutum bu toplumda siyasiler, hatta devrimci görünenler arasında bile ne yazık ki hâlâ bir gelenek değil.”


Evet, Kemal Abi’nin dediği gibi Bozyel’de “hatalarını görüp ciddi bir özeleştiri yapmak” yerine hala “doğru yaptığını” ispatlamaya, olmayan ittifak çalışmalarının ve BDP nin desteklenmesinin nasıl faydalar sağladığını anlatmaya çalışıyor.

Şöyle diyor

“Seçime girme hakkımız kaybettikten sonra, o günün koşullarında BDP öncülüğündeki adayları desteklememiz doğru bir tavırdı”

Verdiği örnekler daha çok Öcalan’ın isteğiyle harekete geçen DTK/BDP çevresinin organize ettiği kimi toplantı ve konferanslara dahil olmaktan ibarettir.

“Bu tavrımız, Kürdistan’da kitlelerle ilişki kurmamızı kolaylaştırdı”
iddiası ise gülünç…

“ Bizim eksiğimiz adaylarımızın evraklarını eksiksiz toplayamamak ve partiyi seçime sokamamaktı. Seçim komisyonumuzun bütün çabalarına rağmen bunu gerçekleştiremedik. Buna rağmen Parti yönetimi olarak, bu eksikliklerden dolayı tabanımızı, il başkanlarımızı suçlamak yerine, bu işin sorumluluğunu medeni bir şekilde kabul ettik ve bu durumu parti tabanında tartıştık.”diyen Bozyel “aslında suçlu il başkanları ve tabanımızdı, çünkü evrakları eksiksiz toplamadı” demeye getiriyor.

Oysa evraklar seçimlere girebilmek için yeterliydi. O evraklarla tüm Türkiye’de olmasa bile Kürdistan’ın tüm illeri dahil en az 42 ilde seçimlere katılmak mümkündü. Bunun için sadece 150 kişiden evrak toplamak yetiyordu. Partiyi seçime sokmak için sadece Adana ili eksiksiz olarak 40 evrak göndermişti. Diyarbakır’da da en az 60 evrak eksiksiz hazırdı. Diğer illerden gelen evrakları da siz hesaplayın. Yani eksiksiz olarak 150 yi çok-çok aşan evrak sizlere ulaştırılmıştı.

Ancak bu işlerden sorumlu arkadaşların bir kısmı Parti Meclisinin çizdiği “ilkelere dayalı bir seçim ittifakı” çerçevesini alabildiğine daraltmış, Diyarbakır’da DTK yetkilileriyle “1 kişi olmaz en az 3 kişi” için görüşmelere yoğunlaşmıştı. Gözü kulağı oradaydı. DTK yetkilileri “bu iş biz aşar” sözü üzerine Parti Meclisi, Başkanlık kurulu, hatta muhalefet edebileceği düşünülen SEÇİM KOMİSYONU’nun bazı üyeleri baypas edilmiş, bu gün arkasına sığınılan PSK nin Merkez komitesi’nin dahi haberi ve onayı olmadan, işaret ettikleri yüksek rakımlı adreslere ulaşmak için hareket geçilmiş, tüm dikkatlerini ve enerjilerini bu işe vakfetmiş, seçim hazırlık çalışmaları adeta dondurulmuştu…

Sonuçta DTK/BDP seçim komisyonu başlangıçta önerdikleri gibi “bir seçim ittifakı düşünmüyoruz. Sizden bir kişiyi listemizde gösterelim” yönündeki söylemlerinden milim sapmadılar. Ve Bozyel’i de sanki kendi üyeleriymiş gibi Diyarbakır’da değil Van’da beşinci kişi olarak aday göstereceklerini bildirdiler.

Kendi aramızda kurumu” tarafından Van’da kazanma imkanı olmadığı değerlendirildiği için de birden bire “hadi HAK-PAR olarak seçime giriyoruz” denildi.

Zaman alabildiğine sıkışmıştı. Üstelik bu işten sorumlu arkadaşın “yüksek becerisi”, Fehni Demir’in uyarılarını dikkate almayan, işleri bırakıp Fransa’ya gidecek kadar rahat tutumu her şeyi içinden çıkılmaz hale getirmişti ve sonuç malum;

HAK-PAR seçimden çekilmek zorunda bırakıldı.

Açıkça “BDP li bağımsız adayların destekleneceği” ilan edildi.

İlginçtir bununla da yetinilmedi. Bozyel ve ekibi bağımsız adayların kampanyalarına katılma ve aktif bir çalışma yapılmasını da istedi.

Ancak tabandan ve il örgütlerinden bu konuda hemen hiçbir hareket görülmedi, birkaç istisna hariç kmse destek olmadı.Yine de Bozyel ve kimi kurul üyeleri bağımsız adayların bürolarına ziyarete gittiler. “Demokratik Cumhuriyet” sloganları ile “İRADEMİZ Öcalan” pankartlarıyla donatılmış mitinglere katıldılar. Kürsülerde poz verdiler.

Bu süreç HAK-PAR da ciddi bir kırılma yarattı.

HAK-PAR bu süreci enine boyuna değerlendirdi. Sürecin hataları konuşuldu ve eleştirildi. Gerekli sonuçların çıkarılması istendi ve yola devam edildi.

Size veya bir başka arkadaşa en azından organlarda “HAK-PAR’ı sattınız” tarzında bir cümle kullanılmadı. Ancak söylenecekler de söylendi…

Ne HAK-PAR satılık, ne de size veya bir başka HAK-PAR yöneticisine bu türden ağır bir suçlama yerinde olur.

Ancak Öcalan’ın yakalanmasın ve “hizmete hazır olduğunu” ilan etmesinin ardından PKK/BDP çevresi karşında Kürt halkına yurtsever bir seçenek oluşturmak üzere kurulan HAK-PAR’ın milletvekilliği pazarlığı için bir seçenek olmaktan çıkarılması, silikleşmesi, kitlelere adres olarak BDP nin işaret edilmesi en sert biçimde eleştirildi.

İzlenen dönemsel politikalar eleştirilere tabi olur, olumlu yanlar devam ettirilir, eksik tamamlanır, partiye/halka zarar verdiği düşünülen/görülen politikalar ise mahkûm edilir.

Nitekim HAK-PAR bu konuları tartışmak, Partide oluşan yararlı onarmak için PERTEK konferansını da düzenledi.

Partilerde yönetici pozisyonunda olan kişiler bu eleştirileri önemser, dersler çıkarır, kendisini yeniler ve yola devam edilir.

İstenen de, yapılan da buydu.

Bozyel’in bunca eleştiriyi, tepkiyi, kırılmayı yok sayıp, “kimse beni eleştirmedi” demesi tam da kendi kendini kandırma durumudur.

Bozyel kendi yazısında da HAK-PAR’ın BDP ile sürdürülecek seçim işbirliğinin çerçevesini çizdiğini söylüyor bu çerçeve şu şelkildedir; “Yapılacak bir seçim işbirliği, ilkesel bir zemine dayanmalıdır. O nedenle bu seçimde, niçin ve hangi hedefler için bir araya geldiğimizi, parlamentoya yansımamız halinde nasıl bir yol haritası izleyeceğimizi ortaya koyan bir protokol ya da ortak deklarasyon hazırlanmalı ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.”

Ancak başından beri BDP çevresi “seçim işbirliğine”, “protokole”, “deklarasyona” yanaşmadı. Sadece Genel başkanın yani “1 kişi”nin listelerinde yer almasını istediler.

HAK-PAR’ın çizdiği işbirliği çerçevesi dikkate alınmadı, milletvekilliği için pazarlıklar son güne kadar sürdürüldü.

İşin aslı Bozyel’in aşağıdaki şu sözlerinde gizli;

“Bu çerçevede listelerde kazanılabilecek üç arkadaşımıza yer verilmelidir. (Kendi aramızda ise sayı konusunda esneyebileceğimizi konuştuk)”

Evet, dikkat edilirse HAK-PAR’ın Parti Meclisi, Başkanlık Kurlu, Seçim Komisyonu gibi kurumlarının dışında birde “Kendi aramızda” kurumu oluşturulmuş (!)

Esasen bu süreçte, tüm tartışma yaratan kararlar da Parti organlarını devre dışı bırakan, onları yanlış ve eksik bilgilendiren bu “Kendi aramızda” kurumu tarafından icra edildi.

Ünlü “Banker Bilo” filminde Şener Şen(Maho), gariban arkadaşı Bilo"ya sürekli yanlış yapar, yaptığı her yanlış ortaya çıktığında da öfkelenen Bilo’ya “hele bir sor bakalım neden yaptım?” diye çıkışır ve yeniden onu maniple eder.

Bozyel de Maho gibi gerçeği ters yüz edip yeni manipülasyonlara girişmek eski arkadaşlarına hakaretler yağdırmak, onları “müritlikle” suçlamak yerine bu süreçten dersler çıkarmalı, her gün biraz daha fazla sürüklendiği, kendi geçmişine, emeğine yabancılaşma tutumundan kurtulmalıdır.

Şayet Bozyel bu konuları gündeme taşıyıp, “PSK ve HAK-PAR’da birlikte yürüdüğü” arkadaşlarını yani bizleri “alttan alta ve ahlaksızca bir kampanya yürütmekle” itham etmeseydi bu süreci yeniden gözden geçirme ve ona bilerek unuttuklarını hatırlatmak, akıllıca ters yüz ettiklerini düzeltmek ve ilgili kamuoyunu bilgilendirme ihtiyacı da oluşmazdı.

Bozyel’in PSK 10.Kongresi kapsamında “ PSK ve HAK-PAR da birlikte yürüdüğü arkadaşlarına, yani bizlere yönelttiği ithamları da bir sonraki yazıda ele alalım.

02.11.2016
Print