2019-08-19
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Murat Belge
 
Hariçten Gazel Tehlikesi
2016-12-01 23:19
Murat Belge
Tayyip Erdoğan dağ bayır dolaşıp Avrupa Birliği hakkında içinden geçirdiklerini dışına vurdu. Avrupa Birliği de bildiğimiz oylamayı yaptı. Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’ya karşı takındığı tavırla kıyaslandığında, Avrupa’nın Tayyip Erdoğan’a takındığı tavır bir hayli ılımlı kalıyor. Ama tabii bu Avrupa Birliği’nin Tayyip Erdoğan’a değil, Türkiye’ye karşı aldığı tavır olduğu için böyle. Avrupa’da çeşitli sağcı mülahazalarla Türkiye-sevmez kalabalıklar olduğu gibi doğru nedenlerle Türkiye’ye dost gözle bakan sol ve liberal kesimler de var. Bunlar aradaki cılız ve etkisiz diyalog ve iletişim kanallarının büsbütün kesilmesini istemiyorlar.

Ama Tayyip Erdoğan’ın aynı ya da benzer bir tavırda olduğunu sanmıyorum. Bu yakınlarda gene yazmıştım: Tayyip Erdoğan bu ilişkiyi “kesen adam” olmak istemiyor. Türkiye’de böyle bir eylemi içine sindirmeyecek çok kişi olduğunun farkında herhalde ve böyle büyük bir olayın sorumlusu olmaktan kaçınıyor. Ama Avrupa’nın bize karşı tutumunu sertleştirmesi için de elinden geleni ardına koymuyor. Avrupa Parlamentosu, şimdilik, bu oylamayla, işi onun gelmesini istediği yere getirmedi.

Dolayısıyla Erdoğan’ın Avrupa’ya nefret saçan salvolarına devam etmesi şaşırtıcı olmaz. Bu durumdan, kendi partisi içinde tedirgin olanların çabası etkili olur mu, hiç kestiremiyorum.

Tayyip Erdoğan özellikle Gezi Direnişi’nden sonra kamuflajı, diplomasiyi v.b. ortadan kaldırdı. İktidara yeni geldiği zamanlarda olduğu gibi, Avrupa’nın sağlayacağı demokratik koruma şemsiyesine de ihtiyacı kalmadığını hissediyor. Onun için, “atış serbest”! Sizin ‘diktatör’ dediğiniz benim indimde ‘iyi adamdır’ türünden “düzeyli” bir tartışma adabıyla götürüyor işi. Gezi Direnişi’nden beri gün geçtikçe netleşen bir düşünce yapısı görüyoruz. İdam kavramına gösterdiği şefkatten düşman bellediklerine laf çakarkenki şiddet ve celâle, konturları iyice belirginleşen bu düşünce yapısının “Avrupa” karşısında bu tavrı alması doğal. Ama bu, yalnız böyle bir ideolojiye sahip bir adamın kendine benzemeyenlere beslediği düşmanlıktan ibaret olmayabilir diye de düşünüyorum. Sanki daha pratik gerekçeleri de olabilir.

Örneğin sürüp gitmekte olan tutuklamalar ve işten çıkarmalar… Bunların ilân edilen gerekçesi 15 Temmuz girişimi. Bir hayli sefil olduğunu o gece gözümüzle gördüğümüz bir darbede yüz elli bin kişinin suç ortağı olduğuna mı inanacağız? Böyle darbe görülmüş mü dünyada? Ayrıca, yüz elli bin suç ortağı olan bu darbe girişiminden hükümetin habersiz olması ve Cumhurbaşkanı’nın da haberi eniştesinden alması nasıl açıklanır?

Neyse, bugün oralara dalmak istemiyorum. Bu noktaya gelme nedenim, bugün gözlemlediğimiz bu uygulamalara uğrayan insanların yarın –soluk alacak fırsat bulduğunda– başlarına gelen olayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürme ihtimalini düşünmem. Sürmekte olan uygulamanın öyle bir mahkeme önünde haklı görünecek mesnetlerden büyük ölçüde yoksun olduğu kanısındayım. Bunca yıldır birlikte çalıştıklarına göre iktidar cephesindekilerin nerede kimin Gülenci olduğunu bilmeleri anlaşılır bir şey. Ancak bir kere bu muameleye uğrayan herkesin Gülenci olmadığı belli. O belli de, Gülenci olanların, Gülenci olmak dışında, hangi suçu işledikleri de belli değil.

Dolayısıyla bu olaylar AİHM’de görüşülmeye başladığında, Türkiye’de devlete astronomik tutarlara ulaşan cezalar, tazminatlar kesilmesi oldukça kuvvetli bir ihtimal.

Yani, işler buralara gelmeden Avrupa ile selam sabahı kesmek gerçekçi bir yol gibi görünebilir. Gitgide bir “plebisiter diktatörlük” yolunda hamle yapan bir toplum tazminattan başka birçok konuda Avrupa’nın hukukî denetiminden uzak durmak isteyecektir.

Bu “hukukî denetim” önemli bir konu ve önemi gitgide artıyor. Tayyip Erdoğan’ın canını sıkan şeylerden biri Kuvvetler Ayrımı ilkesi çünkü bu ilke, tanımı gereği, toplumda ondan emir almadan çalışan bazı mekanizmalar bulunmasını öngörüyor. Bu, Tayyip Erdoğan gibi birinin hoşlanacağı bir şey değil. Nitekim burada en önemli kol olan Yargı’nın özerkliğini büyük ölçüde aşındırdığını söyleyebiliriz.

İçeride bunları sağlarken dışarıdan işimize gücümüze karışmak girişiminde bulunanlar hakkında ne düşündüğünü şimdiye kadar yeterince gösterdi.

Tayyip Erdoğan’ın ve onu izleyen AKP’nin önümüzdeki süreçler içinde iktidarı elde tutmaya devam etmek için ne gibi tedbirler düşündüğünü bilmiyoruz. Haziran ve Kasım seçimleri bu çerçevede bir fikir veriyor.

Böyle önemli işler arasında hariçten gazel atarak “Öyle olur, böyle olmaz” demeye kalkışacak aktörlere fazla yüz –ve imkân– vermemek gerek.

--------------------------------------------------

T24- 1 Aralık
Print