2019-07-18
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Abdulmenaf Kıran
 
Reel sektörde ekonomi durma noktasında
2016-12-05 10:00
Abdulmenaf Kıran
15 Temmuz darbe girişiminden sonra, olağan üstü halin ilanı ile beraber toplumda bir kaygılı bekleyiş olmaya başladı. Olağanüstü Kanun Hükmünde Kararnamelerle Fetocülere ait iş yerlerine el konulması ve binlerce kişinin kamu görevlerinden uzaklaştırılması, reel ekonomi üzerinde de olumsuz etkisini gecikmeden gösterdi. Bir yandan kamuda işten atılanlar, bir yandan da el konulan iş yerlerinde çalışanların işsiz kalması, zaten kabul edilebilir sınırların üzerinde olan işsizliği büsbütün artırdı.

Öte yandan sermaye güvenli ortam ister. Özel mülkiyetin güvence altında olmasına bakar. Akşam zengin olup, sabaha karşı KHK’larla tüm mal varlığına el konulduğu için yoksul olan insan sayısı artıkça, sermaye ürkmekle kalmaz, panik içinde güvenli liman arar.

OHAL’in ilanından sonra, hemen hemen tüm kredi değerlendirme kuruluşları, Türkiye Ekonomisinin durgunluk dönemine girdiğini rapor etti. Hükümet tüm bu değerlendirmeleri sakin karşılayıp, önlem alacağına, bunlar siyasi değerlendirme deyip, rapor ve gözlemleri reddetti. Ne var ki OHAL’in ilanından bu yan beş buçuk ay geçti. Geçen bu süre tüm kredi değerlendirme kuruluşlarını haklı çıkardı. Piyasada yaprak kımıldamıyor, döviz almış başını gidiyor. Tüm çabalara rağmen dövizdeki yükseliş durdurulamıyor.

Dövizdeki bu ani ve hızlı yükselişin topluma ağır bir faturası vardır. Bir kere Türkiye ekonomisi kapalı bir ekonomi değildir. Zaten ihracatımızın ithalatı karşılama imkânı yoktur. Dış ticaret açığı çok fazla. Bu ülke enerji bakımından yüzde yetmişin üzerinde dışa bağımlıdır. Bir yandan dünya piyasalarında petrol fiyatının artması, öte yandan döviz kurunun yükselmesi ekonomi üzerinde çifte baskı yapıyor. Enerji, üretimde de dağıtımda da temel girdidir. Hem üretim maliyeti hem de dağıtım maliyeti hızla artıyor. Enerji dışında da günlük yaşamda kullandığımız pek çok şey ithal ürünüdür. İthal malların fiyatı da dövizin yükselmesine bağlı yükseliyor. Bunun sonucu ister istemez enflasyon artacaktır. Enflasyondaki her bir puan artışı, işsizlikte de bir puan artış sağlayacaktır.

Küresel ekonomide sermaye iki şey arar. Birincisi güvenli bir piyasa, ikincisi de karlılıktır. Türkiye 19 Temmuzdan bu yana sermaye için güvenli sayılmıyor. Hiçbir yargı kararı olamadan, hükümetin düzenleyici işlemi ile işyerlerine ve işletmelere el konulabiliyorsa, burada sermaye için güven sorunu doğmuştur. Nitekim sadece yabancı sermayede değil, yerli sermayeden de kaçış vardır. Ülkeden çıkan döviz giren dövizden fazla olunca, dövizdeki yükseliş durdurulamıyor. Cumhurbaşkanın halka dövizinizi satın çağrısı, dövizin yükselişini engelleyemez. Zira dövize olan talep arzdan çok yüksektir.

Faizin aşırı düşürülmesi de sermayenin kaçışında etkili oluyor. Finansal hareketin yönü yine getirinin yüksekliğine bağlıdır. Her para sahibi girişimci değildir. Genelde tasarruf sahipleri girişim ve yatırım risklerini almadan tasarruflarını değerlendirme eğilimindedirler. Türkiye’de faiz getirisi dünya piyasalarının altına düştüğünde para faizin yüksek olduğu yerlere doğru akacaktır. Türkiye kapalı ekonomiyle yönetilmiyor ki faiz düşünce yatırım artsın. Faizin düşürülmesi tasarrufları doğrudan doğruya yatırıma yönlendirmiyor. Küresel ekonomide dünyanın başka bölgesinde daha yüksek faiz varken, kolay ve risksiz getiri olduğu için tasarruflar öncelikle oraya yöneliyor. Şu anda ülkeden döviz çıkışını artıran bir etken de, faizin enflasyonun altından seyretmesidir.

Ekonomi yönetimi doğru yolda değildir. Bu ekonomik politika piyasayı canlandıramaz. Ülkede döviz çıkışının hız kazandığı bir dönemde vergileri artırmak yangına körükle gitmektir. Son günlerde Otomotivden tutun, tütün ve alkollü içeceklere kadar Özel Tüketim vergisi artırıldı. Zaten döviz artışı ile yükselen fiyatlar vergi artışı ile daha da katlandı. Hadi otomobiller ithal ediliyor, fiyatlarının yükselmesi talebi düşürerek bir miktar ithalat ihracat dengesine katkı yapabilir. Tütün ve alkollü içeceklerdeki fiyat artışı döviz tasarrufu sağlamaz. Olsa olsa kaçakçılığı kamçılar. Komşu ülkede beş liranın altında olan sigarayı piyasaya üç kat fiyatla arz ederseniz, vatandaş kaçak yoldan temin yoluna gider. Üstüne üstlük ihraç ettiğimiz sigara daha çok döviz verilerek kaçak yolda ülkeye geri döner.

Alkolde de durum aynı. Fakat bu kez kontrolsüz, ruhsatsız, merdiven altı alkollü içecek üretimi başlar. 2011 yılından bu yana yüzlerce vatandaşımız sahte rakı nedeniyle hayatından oldu. Öte yandan eğlence sektörü zora girer. Alkollü içecek fiyatı arttıkça, eğlence mekanlarının kepenkleri birer birer kapanır. Bu da yeni bir işsizlik ve gelir kaybı nedenidir.

Hükümetin ekonomi ile ilgili kararları rasyonel değildir. Mali politikalar mali ihtiyaçtan kaynaklanmıyor. İslami reflekslerle hareket edince, mali yük toplumun bir kesiminin sırtında kalıyor. Aslında hükümet bununla insanların yaşam tarzlarına müdahale etmiş oluyor. Bu nedenle AKP hükümeti başa geldiğinden beri tütün ve Alkollü içeceklerin fiyatı defalarca katlanmıştır.2002 de 8.5 TL olan 70.lik rakı bu gün 82.TL, 2.5 TL olan marlboro sigarası bu gün 13 TL’dir. 2002 de asgari ücret 265.5 TL iken bu gün 1.300.00.TL’dir. Sigara asgari ücretle baş başa zam alırken alkollü içecekler asgari ücrete göre tam iki kat zam almıştır. 2002 de Türkiye’de fert başına düşen gayri safi milli hasıla bin doların altında iken, şu anda 8.500 dolar düzeyindedir. (son döviz artışı dikkate alındığında) Alkol ve tütün tüketicileri gayrı safi milli hasıladaki artışın getirdiği refahtan zerre kadar istifade edemedikleri gibi, yaşam seviyeleri gerilemiştir. Hükümet açıkça yaşam tarzını hedef almış, kendilerinden olmayan, öteki saydığı bu kesime bile bile yüksek bir vergi yüklemiştir.

Hükümetin ÖTV’yi artırması liberal ekonomin de ruhuna aykırıdır. 1945 yılından beri gümrük vergilerinin düşürülmesi ve kota uygulamalarıyla mücadele ediliyor. Dünya Ticaret Örgütü, sermaye ve emtianın serbest dolaşımı için tüm dünyada gümrük vergilerinin yeknesaklığı konusunda çalışmalar yürütüyor. Türkiye’nin dünya piyasasıyla rekabet edebilecek güçlü bir otomotiv sanayisi yoktur. Otomotivdeki ÖTV artışı gizli bir gümrük vergisi artışı anlamında da yorumlanacaktır. ÖTV artışı talebi düşürecek, buna mukabil ithalat da düşecek. Küresel otomotiv devleri elbette bu duruma kayıtsız kalmayacaktır. Hem Türkiye aleyhine DTÖ ve kendi hükümetleri nezdinde lobicilik yapacak. Yüksek bir ihtimal ile o hükümetler de Türkiye’den ithal ettikleri mallara ÖTV benzeri vergiler uygulayacaklardır. Bu da Türkiye’nin ihracatını düşürecektir. Kısacası ÖTV artışı bir yandan vatandaşın refahını düşürürken beklenen mali katkıyı sağlamayacaktır.

Bundan sonra Türkiye ekonomisini zor günler bekliyor. Piyasanın canlanması verili durumdan zor görünüyor. Önümüzdeki dönemde pek çok esnafın kepenk kapatmasını, işletmelerin ardı ardına iflasını tahmin etmek kehanet değildir. 05.12.2016

Av.Abdulmenaf KIRAN
HAK-PAR Gnl.Bşk.Yard.



Print