2019-10-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Abdulmenaf Kıran
 
Sistem Terör Üretiyor
2016-12-21 11:10
Abdulmenaf Kıran
Bu ülkenin insanları olarak her gün şiddet ve terör olaylarıyla karşı karşıyayız. Yaşamamız tesadüftür. Her an bir şiddet sahnesiyle, bir canlı bombayla ya da suikastla karşı karşıya kalabiliriz. Ya kendimiz bu olaylardan birine kurban gidebilir ya da pek çok kurbanın sonuna şahit olma riski içindeyiz.

Tüm bu olup bitenlerin dış kaynaklı olduğu şeklinde iddialar olsa da, kanımca esas sorun içerdedir. Her ne kadar Anayasada soyut olarak “Türkiye Cumhuriyeti’nin İnsan haklarına dayalı, Demokratik, Sosyal Hukuk Devleti “olduğu düzenlemesi varsa da pratikte bunun sağlandığını kabul etmek mümkün değildir. Yine Anayasada “ her kesin kanun önünde eşit olduğu” düzenlemesi de gerçek yaşamda eşitliği sağlamıyor.

Kuruluşundan beri devlet her yurttaşı aynı kabul etmemiş. Bir kısım yurttaş güvenilir ve ayrıcalıklı kabul edilmiş, bir kısmı ise güvenilmez ve öteki kabul edilmiştir. Ayrıcalıklılar sistemin merkezine alınmış, devletin tüm nimetlerinden faydalandırılmış, ötekiler ise hep devletin hışmına uğramışlardır.

Evvela Devlet Türklerin devleti olarak kurulmuş. İddia edildiği gibi ülkede yaşayan, ya da vatandaşlık bağı ile bağlı olan her kes Türk sayılmamıştır. Zaten Lozan’da Müslüman olmayanlar azınlık kabul edilmiş. Azınlık haklarına riayet edilmediği gibi eşit vatandaş olarak da kabul edilmemişler. Mübadeleye tabi tutulmuşlar, varlık vergisinin hedefi olmuşlar, 6-7 Eylül olaylarının hedefi olmuşlar. Her daim devletin yakın gözetimi altında kalmışlar.

Aleviler her zaman devlet için bir tehlike kaynağı olarak görülmüşler. Devletin en üst bürokratik yaşamında yer bulamamışlar. Ne yaşam tarzı olarak ne de inanç kesimi olarak Sünni kesimin sahip olduğu imkanlardan yararlanmamışlar.

Kürtler bu devlet için her zaman güvenlik tehdidi olarak görülmüşler. İskân Kanunlarına, sürgünlere ve toplu kıyımlara maruz kalmışlar. Sistem Kürtleri her daim yakın takip altında tutmuş. Yetmemiş, bu ülkenin dışında yaşayan Kürtlerin siyasal tutum ve davranışları daima mercek altında tutulmuş, olası siyasi ve demokratik kazanımlarına her ne pahasına olursa olsun engel olunmaya çalışılmıştır. Öte yandan Batı Trakya, Bulgaristan ve Kıbrıs Türkleri için tüm devlet olanakları seferber edilmiştir.

Normal siyasal demokrasilerde iktidar ve muhalefet, yöneten ile yönetilen ayrımı vardır. Bu ülkede devlet yanlısı ve devlet karşıtlığı vardır. Devlet yanlısı olarak kabul edilenler kendilerini devletin sahibi olarak görür, karşıt gördüklerinin siyasal sistem içine en ufak bir temsil bulmasına izin vermezler. Uygulamada Türk ırkından olmayanlar ancak etnik kimliklerini inkâr edip, halis muhlis Türk olduklarını söyleyip, davranışlarıyla da bunu kanıtlayanlar sistemde kendilerine yer bulabilirler. Yurttaş eşitliği, fırsat eşitliği, ehliyet, liyakat bu ülkenin gerçekliğinde zemin bulamamıştır.

Bu ülkede her zaman sistemi avucunda tutmak isteyen farklı yapılar olmuş. Geçmişte Kemalist kesim bunu yapıyordu, Kürtleri, Alevileri, farklı azınlıkları, solcuları, İslamcıları sistem dışına itiyordu. Her daim sistem üzerinde vesayet sahibiydi.

Soğuk savaş döneminde NATO ve ABD de sisteme bazı şekiller vermeye başladı. Bu bağlamda sosyalizme karşı ılımlı İslam projesi çerçevesinde pek çok cemaat desteklendi. Feto belki en çok destek bulanıydı. Netice de Feto eline geçirdiği imkanlarla işi darbe girişimine kadar ilerletti.

Bugün ise siyasal İslam kendisini devletin sahibi saymaktadır.

Hükümet olup bitenlerden ders çıkarmamıştır. 15 Temmuz’dan bu yana bir yandan devlet Fetocülerden temizlenmeye çalışılırken, beri yandan da Feto’ya benzer yeni cemaat ve oluşumlar canlandırılmaya ve devlet sistemine ikame edilmeye çalışılıyor. Cemaat okulları yerine bu kez Maarif Vakfı okulları ikame ediliyor. Feto’ya sağlanan imkanlar bu kez bu cemaat ve vakıflara yönlendiriliyor. Vatandaşın yarattığı imkanlar, verdiği vergiler el altında yeni yandaşlara peşkeş çekiliyor. Yarın bu yandaşlarında bizzat bu iktidara, ya da seçimle başa gelmiş başka bir iktidara karşı yeni bir darbe girişimine kalkışmayacağının hiçbir garantisi yoktur.

Yapılması gereken, bu ülkedeki tüm farklılıkları, saygıyla karşılayıp sisteme dahil etmektir. Farklı etnik yapıları olduğu gibi kabul edip, kolektif haklarını kullandırmak, her inanç kesimine eşit davranmak, her felsefi ve siyasal düşünceyi hukuken eşit saymaktır. Her yurttaş kendisini 78 milyondan bir ve eşit olarak görürse bu kadar radikalleşme de olmaz, hiçbir güç de iç savaş çıkarmak için nafile çabalara giremez.

Bu ülkede birileri kendini sistemin sahibi sayıp, diğer kesimleri ötekileştirdikçe, sistem kendi eliyle terör de üretmiş olacaktır. Zira sistemde kendine yer bulamayanların radikalleşmesi siyasal yaşamın doğasında vardır. Keza her gizlilik aynı zamanda krizlere davetiye çıkarıyor. Kapalı kapılar ardında sağlanan açık ve zımni mutabakatlarla toplumun bir kesimi ötekileştirilirse, hukuki düzenlemeler hayat bulmaz. Ne egemenlik milletin olur, ne de her kes kanun önünde eşit olur. 20.12.2016

Av. Abdulemanf KIRAN
HAK-PAR Gnl.Bşk.Yrd.



Print