2019-09-22
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
Bu anayasa değişikliği nasıl bir şey?
2017-01-11 11:59
Kemal Burkay
Şu anda TBMM’de görüşülmekte olan Anayasa değişiklik tasarısı nasıl bir şey? Bu konuda görüşlerimi özetle söylemek isterim.

Öteden beri Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu savunduk. Mevcut anayasa 12 Eylül darbesinin ardından yapıldı. Darbeciler zaten yeterince demokratik olmayan önceki anayasayı da tümden değiştirip, bazı saygın hukuk adamlarının “polis tüzüğü” diye adlandırdıkları 1982 sözde anayasasını yaptılar ve bunu bir deli gömleği gibi topluma giydirdiler.

Darbenin ardından gelen sivil hükümetler de bu anayasayı değiştirip yeni, sivil, çağdaş bir anayasa yapmaya yanaşmadılar. Zaman zaman bazı hükümlerini işlerine gelir biçimde değiştirdiler, bir başka deyişle onu yamadılar.

Oysa yapılması gereken ülkenin demokratikleşmesine, sorunlarını çözmesine el verir yeni bir anayasa yapmaktı.

Şu anda yapılmak istenen ise 12 Eylül anayasasına bile rahmet okutacak türden.

Ülkeye başkanlık sistemi getirme adına icra, yasama ve yargının nerdeyse tüm yetkileri tek adamda toplanıyor. Böylece siyasi sistem sözde “vesayet” ten kurtulacakmış! Oysa tam tersine bu, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktır; tek kişiyi, cumhurbaşkanını vasi tayin etmektir. Bununla sistem demokratikleşmez, tek adam rejimi oluşur, yani otokratikleşir.

Demokratik bir anayasa, temel insan hak ve özgürlüklerini –düşünce, inanç, basın, eğitim, kültür, çalışma hakları vs- çağımızın ileri demokratik ülkelerinde geçerli olduğu biçimiyle güvence altına almalıdır. Oysa bu anayasa değişikliğinden amaç bu değil. Hayır, ülkeyi yönetenlerin böylesine bir isteği, düşüncesi yok.

Demokratik bir anayasa ülkenin temel sorunlarını çözmeye zemin hazırlamalıdır. Örneğin, ülkenin en büyük sorunu olan Kürt sorununu. Bu da bugünkü üniter yapıyı değiştirip, ademi merkeziyetçi bir yapıyı benimsemekle olur. Federal ve otonom bölgeler böyle oluşabilir. Bunun yanı sıra Kürtçe bu ülkede resmi dil haline gelmedikçe, ilkokuldan üniversiteye kadar anadilde eğitim hakkı tanınmadıkça Kürt sorununun çözülmesi mümkün olmaz.

Ama bu anayasa değişikliğini parlamentoya getiren AK Parti ve MHP’nin aklından böyle bir şey geçmiyor. İşin garibi, sözde demokrasiyi savunma adına değişikliğe karşı çıkan ana muhalefet partisi CHP’nin de böyle bir talebi yok. Hatta CHP, karşı çıkma gerekçeleri arasında, bu değişikliğin üniter yapıyı bozacağını iddia ediyor, böylece toplumdaki bir fobiye yaslanıyor… Ama bu iddianın gerçekle bir alakası yok. Eğer CHP’nin bir derdi buysa, bu konuda yüreği rahat olsun!

Söz konusu değişiklik inanç özgürlüğü kapsamında da herhangi bir olumlu değişiklik getiriyor mu? Örneğin Alevi kitlesinin haklı taleplerinden herhangi birisi bu anayasa değişikliğinde yer alıyor mu? Hayır.

Değişiklik zorunlu din derslerine dokunmuyor. Diyanet İşleri Teşkilatı’nın konumuna dokunmuyor. Oysa, belli bir Sünni mezhebe göre oluşturulmuş böylesine devasa bir kamu kurumu oldukça ve onun eliyle yurttaşların din ve inanç hayatına düzen verilmek istendikçe gerçek anlamda bir laiklikten, inanç özgürlüğünden söz etmek mümkün değil. Bu ülkede laiklik dün yoktu, bugün de yok.

Kısacası, bu anayasa değişikliğinin Kürt veya Alevi sorunlarının çözümüyle hiçbir ilgisi yok. Onun, genel anlamda da demokratik hak ve özgürlüklerin sınırlarını genişlettiğinden söz edilemez.

Tam tersine, gelecekte, bugün kullanabildiğimiz bazı hak ve özgürlükleri de belki arıyor olacağız.

O halde bu değişiklik kime ve neye yarayacak? Bununla ne amaçlanıyor?

İşin püf noktası da burada. Kanımca niyet son derece açık: Bu değişikliği yapanların amacı daha fazla demokrasi değil. Onlar, tam tersine, mevcut sınırlı demokratik mekanizmalardan bile rahatsızlar. Güçler ayrılığından rahatsızlar ve tüm gücü tek adamda toplamaya çalışıyorlar. Böylece kendileri açısından dikensiz gül bahçesi oluşturacaklarını sanıyorlar.

İcranın başı Cumhurbaşkanı olacak ve başbakanlık kurumu ortadan kalkacak.

Bu değişiklikle parlamento işlevini büyük ölçüde yitirecek, Başkan hem kanun hükmünde kararnameler çıkaracak, hem de Parlamento’yu çeşitli yollardan denetleyecek, işine gelmediğinde feshedecek.

Yargı ise, yüksek mahkemelerin yargıçlarının büyük bölümü Başkan tarafından belirleneceği için, bağımsızlık ve tarafsızlığı lafta kalacak.

Böyle bir değişim, ülkede mevcut güdük demokrasinin de sonlanması olur.

Ama sadece bununla da kalmayacak. Sorun sadece sayın Erdoğan’ın tüm gücü kendi eline alma tutkusundan ibaret değil bence. AK Parti yönetiminin bundan da öte niyetleri olduğunu düşünüyorum. Gönüllerde yeni bir sistem oluşturma projesi yatıyor.

“Bu yönetim biçimi altı yüzyıllık geleneğimize uygun” denirken kast edilen de budur. Bir başka deyişle “Türk-İslam sentezi” ve Osmanlı düzeni…

Bu ise yeni değil, aslında eski sisteme dönme çabası. Bir farkla ki Osmanlı’da Türk vurgusu yoktu, bunda var. “Tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak!..”

Ortadoğu batağının kıyısındaki, bir yönüyle içindeki, şu Türkiye bakımından bile, böylesine bir geriye gidiş mümkün müdür? Hiç sanmıyorum. Böyle bir çaba mevcut batağı daha da derinleştirmekten, sorunlara sorun eklemekten başka işe yaramaz.

Kemalistler yıllar yılı, modernizm diye, yarı faşizan bir rejimi bu ülkeye dayattılar. Kürt halkını ezdiler, Türk halkından ise demokrasiyi esirgediler. Bugün ülkenin bu duruma gelmesinde onların baskıcı rejimlerinin büyük payı var.

Şimdi onların yerini dindarlar aldı. Onlar da ülkeyi demokratikleştirme, sorun çözme yerine, eskiye dönmeyi, ülkeyi daha da geri götürmeyi, “eski hale dönmeyi” arzuluyorlar.

Onlar da bununla bir yere varamaz.

Sonuç olarak gündemdeki anayasa değişikliğinin toplumun beklentileriyle bir alakası yok. Buna hayır demek ve gerçek, sorun çözücü, demokratik, çağdaş bir anayasa için çaba göstermeyi sürdürmek gerekir.

Bu girişim Parlamentoda veya onu izleyecek referandum aşamasında reddedilebilirse, belki de olumlu bir değişim için yeni fırsatlar doğar.

11 Ocak 2017
Print