2019-07-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Abdulmenaf Kıran
 
Kutsal yönetme hakkı olarak Alaturka Başkanlık!
2017-01-18 15:59
Abdulmenaf Kıran
Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesinden sonra, AKP tarafından Başkanlık Sistemi talebi gündeme taşındı. On beş Temmuz darbe girişiminden sonra MHP’nin yaktığı yeşil ışık ile birlikte Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak Anayasa değişiklik paketi Meclise sunuldu. Anayasa Komisyonunda süratle geçip, Genel Kurulda daha hızlı bir şekilde ilk turu tamamlandı. Bugün de ikinci tur oylama yapılacaktır. Görünen o ki referandum için gerekli olan 330 oy ile ikinci turda da geçecektir.

Bilindiği gibi Orta Çağ Avrupa’sında hükümdarlar yönetme yetkilerini tanrıya dayandırırlardı, Tanrıdan başka kimseye hesap vermeyeceklerini söylerlerdi. Sınırsız bir otoriteye sahiptiler. Taçlarını Papa veya temsilcisi takardı. Yeni tahta gelen hükümdarı kutsardı. Bu kutsal yönetme hakkıydı. Hükümran yasama, yürütme ve yargı yetkilerini tekelide bulundururdu. Bu sistemin de yönetenler için bir mahsuru vardı. Hükümdarlar dünyevi işlerde yetkiliydi. Kilise ise dini konularda yönetme tekeline sahipti. Bu durum dünyevi ve dini alan arasında sürekli yetki çatışmasına neden oluyordu. Siyasal iktidar fiilen iki ayrı erke bölünmüştü. Kilisenin sahip olduğu malvarlığı hükümet kaynaklarından fazla ve vergiden muaftı. Üstelik ruhban sınıfı ahirette cenneti de garantileyebildiği için, toplum üzerinde siyasi iktidardan daha çok etkindi. Amiyane değimle o gün ki koşullarda Paralel devlet yapılanması oluşmuştu. Ruhban sınıfı dünyevi siyaseti de kendine göre biçimlendirir olmuştu. Tam bu koşullarda kilise ve siyasi iktidar uyumu bitti, çatışma başladı. Uzun lafın kısası 30 yıl savaşından sonra 1648 de hem dünyevi iktidarın üstünlüğü kabul edildi, hem de ulus devlet tohumları ekildi, Fransız devrimi ile kilisenin siyasi gücü bertaraf edildi.

Bizdeki Anayasa değişikliğinde de Milli İrade ruhu egemendir! Sayın Cumhur Başkanının tabiri ile “Milli İrade üzerinde hiçbir vesayet olamaz.” nidaları arasında gümbür gümbür Alaturka Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı ) sistemimiz geliyor. Siyasal iktidarın unsurları olan yasama, yürütme ve yargı yetkisi Milletin temsilcisi Cumhurbaşkanın makamında yek-vücut oluyor. Milletin iradesi üzerinde hiçbir tahdit olamaz. Millet seçtiyse demokratik ve meşrudur. Kutsal yönetme hakkı Tanrıdan halka inmiştir. Halk yetki vermişse, hiç kimse hesap soramaz! Milli irade sorgulanamaz!…

Millet deniliyor, milli irade deniliyor ama bu milletin üçte birini oluşturan Kürtlerden bahseden yok. Kürt dili, Kürt Kültürü, Kürtlerin iradesi ile ilgili tek bir satır düzenleme Anayasamızda geçmiyor. Kürt halkının talep ve beklentilerini karşılamak da bu meclisin görevidir. Ne var ki Meclis içindeki muhalefet bu konuyu hep es geçiyor. Meclis içi muhalefet aslında beyaz Türklerin imtiyazlarını koruma kaygısıyla hareket ediyor. Bu ülkede etnik ve kültürel farklılıkların bireysel ve kolektif haklarından bahsedilmiyor. Her halde muhalefeti, iktidarından daha tutucu tek çok partili sistem bizdedir.

Sistem değişikliğine dönecek olursak; burada halkın gözü önünde inanılmaz bir sihirbazlık örneği veriliyor. Milli irade diye diye millet iradesiz kılınıyor. Öncelikle bizim siyasal sistemimizde, ön seçim zorunluluğu yoktur. Parti başkanları Milletvekili ve tüm seçilenlerde aday göstermeye tek yetkili merci. Durum böyle olunca aslında Millet seçmiş olmuyor, Millete seçtirilmiş olunuyor. Dolayısıyla seçilenler de kendilerini seçmene değil, aday gösteren Parti başkanına karşı sorumlu hissediyorlar. Böyle olmasaydı Alaturka Başkanlık sistemi iktidar partisinin blok oyuyla millete dayatılamazdı.

Getirilen sistemde denetleme denge sistemi yoktur. Meclisin seçimleri yenileme yetkisi, Cumhurbaşkanının Meclis seçimlerini yenilerken kendisinin de seçime gitmesi bir denge denetleme değildir. Partili olan Cumhurbaşkanı, zaten vekilleri de kendisi belirlemiş olacak. Kendi belirlediği vekiller, hangi karar ve kararnamesine muhalefet edecek ki?

Eski zamanlarda Tiranlar kutsal yönetme hakkına sahiptiler. Yetkiyi doğrudan Tanrıdan aldıklarını iddia ediyorlardı. Hitler ve Mussolini de halk tarafından seçildiler. Ama seçim onların otoriter, faşist sistem kurmalarını önleyemedi. Hangisi halka hesap verdi ki? Tam tersine halklarını büyük felakete sürükledikleri gibi, kendileri de felaketten nasiplendiler.

Meclis gündemindeki Anayasa değişiklik paketinin tek tek tek maddelerini değerlendirmek çok uzun bir yazı gerektirir. Cumhurbaşkanına tanınan yetkiler bir sayfayı dolduruyor. Fakat demokrasi için yasama, yürütme ve yargı erkleri arsında denge kurulmamış. Yürütmeye çok fazla yetki verilmiş. Yasama ve Yargı yetkisi iyice budandığı gibi Cumhurbaşkanına sınırsız yönetim yetkisi verilmiştir. Bu haliyle Cumhurbaşkanlığı sistemi Türkiye’ ye beklenen istikrarı getirmeyecek; tam tersine istikrarsızlığa neden olacaktır.18.01.2017

Av. Abdulmenaf KIRAN
HAK-PAR Gnl.Bşk.Yrd.






Print