2020-07-07
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Murat Yetkin
 
CHP tuzağa düşmedikçe AK Parti…
2017-03-07 11:39
Murat Yetkin
Belli ki AK Parti referandum kampanyasını hazırlayanlar, CHP’nin belli davranış kalıplarından vaz geçemeyeceği var sayımını da esas almışlar.

Adeta CHP’nin kendi kendine kuracağı tuzaklara göre planlar yapılmış.

Şimdi, onlar olmadıkça, zamanında en çok şikayet ettikleri konu olan “niyet okuyuculuğu” sırası AK Partililere geliyor sanki.

Nereden mi çıkarıyorum bunları?

Mesela dün AK Parti Grup Başkan Vekili Naci Bostancı CNN Türk’te dedi ki “Genel dilleri bu olsaydı”, ki bununla CHP’nin ‘pozitif kampanya’ dediği üslubu kast ediyor, “öne çıkarmazlardı”.

Yine dün Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’den CHP kampanyasına bir eleştiri: “Tanımasak biz bile inanacağız”.

Canikli’nin eleştirisi belki de CHP’nin izlediği yöntemin yankı bulduğunun dolaylı kabulüdür.

CHP’nin 16 Nisan referandumu üzerine “Hayır” kampanyasında AK Partinin beklediği gibi davranmamasının rahatsızlığı artık açığa çıkmış durumda. O kadar ki Abdülkadir Selvi “Bir tek rabia işareti yapmadığı kaldı” diye yazarak rahatsızlığı dile getirdi.

Bu aslında ilk olarak CHP Meclis’in referandum kararını Anayasa Mahkemesine götürmediğinde görüldü.

Başbakan Binali Yıldırım’ın AK Parti grubunda “Bunlar halka değil mahkemeye güvenirler, Anayasa Mahkemesine giderler” mealinde meydan okumasından bir buçuk saat kadar sonra Kemal Kılıçdaroğlu CHP grubunda “Mahkemeye gitmiyoruz, halka gidiyoruz” deyiverdi. Oysa siyaset kulisinde AK Parti’nin kampanyayı on gün kadar geciktirip 25 Şubat’ta başlatmasında bu “Nasıl olsa giderler” var sayımının yattığı konuşuyordu. CHP’nin gitmesi ve Mahkeme’nin de anında reddetmesi durumunda çifte darbe vurma malzemesi çıkmış olacaktı.

İkincisi, Kılıçdaroğlu’nun “Hayır” kampanyasını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı hedef alarak yürütmeyeceğini açıklaması oldu.

Oysa “Evet” cephesinin en büyük kozu Erdoğan idi. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dediği olsun diye adına “Başkanlık sistemi” denilmeyen, yeni bulunmuş adıyla “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini” tam olarak savunamayan AK Partililer dahi, Erdoğan’a yapılan CHP saldırılarına karşı cansiperane durabilir, savunabilirlerdi.

Kılıçdaroğlu’nun partili milletvekili ve yöneticilere Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hakaretamiz, hatta iğneleyici lisandan kaçınmalarını, “Sayın Cumhurbaşkanı” diye hitap etmesini istemesi adeta yaraya tuz bastı.

Abdülkadir Selvi’nin “Bir tek Rabia işareti yapmadığı kaldı” diye yakınması boşuna değil. AK Parti kulisindeki havayı yansıtıyor

Bu arada başka küçük tuzaklardan da sakındı CHP. Mesela Mesud Barzani geldiğinde çekilen Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayrağının göndere çekilmesi konusu… Başka koşullar altında CHP o topa girebilirdi ve ne PKK’ya karşı yeni –belki de tek- müttefikimize saldırması kalırdı, ne terörle mücadeleyi baltalaması. Ama o topa MHP lideri Bahçeli girdi “Evet” cephesinden; neredeyse “Ben mi, Barzani mi?” restine varacaktı iş ki, Başbakan Yıldırım ortalığı yatıştırdı.

Ama en son gelişme, Almanya tartışması oldu.

Hazır Almanya Bekir Bozdağ’ın “Evet” konuşmasını yaptırmamış, Avusturya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aynı maksatla gelecekse gelmemesini istemiş, hazır Hollanda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na “Bari bizim seçim geçtikten sonra gelseniz” demişken CHP bunu fırsat bilse, “Hayır” kampanyası için Avrupa yollarına düşse neler olurdu acaba?

O da olmadı. CHP’nin önceki genel başkanı Deniz Baykal, Almanya’yı bu nedenle kınadı ve kendi seyahatini iptal etti.

Belki de AK Parti yetkililerini “Dilleri bu olsa, öne çıkartmazlardı” diye, ya da “Biz bile inanacağız” diye şikâyet ettiren, “niyet okutturan” da işte bu son tutum oldu.

CHP bu tutumu daha ne kadar sürdürür, önüne çıkan tuzaklara düşmemeyi daha ne kadar başarır, kavga dili yerine ikna dilini daha ne kadar sürdürebilir? Bunu bilemiyorum. Ama şimdiye kadar yankı bulduğu AK Parti cenahından gelen yakınmalardan anlaşılabiliyor.

-----------------------------------------------

Hürriyet-7 Mmart
Print