2019-09-23
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
HÊLİN’İN ARDINDAN
2017-05-26 13:47
Kemal Burkay
Değerli okurlar, dostlar,

Kızım Hêlin’in beklenmedik biçimde kaybı nedeniyle iki aya yakın süredir yazmadım, yalnızca face sayfamda bu olayla ilgili bazı zorunlu kısa açıklamalar yaptım, bilgi verdim. Bu yazım da yine ona dair olacak.

Geçtiğimiz Mart ayında arkadaşımız İlhan Çetin’in 21 yaşlarındaki gencecik kızı Filiz bir trafik kazası sonucu komaya girmişti ve bu acılı durum günlerdir devam etmekte, İlhan’a verdiği derin acının yanı sıra hepimizi üzmekte idi. Tam da böyle bir zamanda Hêlin’le ilgili acılı haber geldi.

Bildiğiniz gibi Hêlin 3 Nisan’da motosiklet çarpması sonucu ağır yaralandı ve 7 Nisan’da hayatını kaybetti. Olay Stokholm’da, Hêlin’in yaşadığı Kista semtine yirmi dakika mesafede, Rinkeby ve Tensta semtlerine yakın bir kırsal alanda meydana gelmişti. Bu semtlerde şimdi yoğun olarak Ortadoğu’dan ve Afrika’dan gelen göçmenler yaşamakta ve bu nedenle buralar bir tür getoya dönüşmüş durumda.

Hêlin son yıllarda ev doktoru olarak bu semtlerdeki yaşlılara hizmet vermekteydi. Yine böylesine bir hasta ziyaretinden çıkmış, yürüyerek evine dönüyordu. Geçtiği yol, çevredeki çiftliklere ait olanlar dışında, motosiklet dahil, motorlu araçlara kapalıydı. Ama buna aldırmayan magandalar bu sakin ve trafik kurallarına son derece saygılı ülkede bile vardı. Motosikletle bu tür ara yollara dalan kişiler burada yaşayanlara ve gezinenlere karşı adeta terör estiriyorlardı. Bunlar genellikle, çevre semtlerde oturan ve göç ettikleri bu ülkeye uyum sağlayamamış olan göçmen gençlerdi.

Bu kez de öyle olmuştu. Polisin verdiği bilgiye göre Motosiklet çalıntıydı ve onu kullananlar aynı zamanda uyuşturucu almışlar. Çarpmanın ardından motosikleti kullanan 19 yaşlarındaki erkek kaçmış, arkasında oturan genç kız ise şoka girerek olay yerinde kalmış.

Doktorunun verdiği bilgiye göre ise çarpmanın etkisiyle kızımın kalbi durmuş, ancak olay yerine ambulansın gelmesinin ardından sağlık ekibinin çabasıyla kalbi yeniden çalıştırılmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Ama epeyce bir süre beyne kan gitmediği için beyin ciddi hasar görmüş ve komaya girmişti. Ne yazık ki bu durumu atlatamadı ve 7 Nisan’da onu kaybettik.

Motosikleti kullananın Irak’lı olduğu söylendi. Yakalandı ve hemen bırakıldı. Mahkeme safhasında ceza alırsa belki tutuklanır!

Doğal olarak olayda bir kasıt, örneğin siyasi nedenlerle bir saldırı olup olmadığını düşündük. Polis olayın siyasi nedenlerle işlenmediği kanısında idi. Ama uzun dönemler barış içinde yaşayan bu ülkenin polisi bağışıklık sistemini nerdeyse yitirmiş durumda, bir kasıt olsa bile, ne yazık ki bunu kavrayacak ve ortaya çıkaracak yetenekten yoksun. Nitekim yıllar önce kendi Başbakanı’na (Olof Palme) karşı cadde ortasında işlenen cinayeti bile aydınlatamadı ve yine kendi Dışişleri Bakanı’nın (Anna Lind) bir markette alışveriş ederken herkesin gözü önünde katledilmesini önleyemedi…

Olayda siyasi bir kasıt olup olmadığı belki mahkeme safhasında netleşir.

Söz konusu motosikletli magandaların çevrede estirdiği teröre karşı da –ki bu nedenle daha önceki aylarda bir kız çocuğu daha yaşamını yitirmiş- çevredeki insanların şikâyetlerine rağmen polisin bugüne kadar herhangi bir tedbir aldığı yok. İşin ilginci polis, herhangi bir suçluyu yakalamak için bile söz konusu getolara girmek istediğinde burada yaşayan gençlerin taşlı tepkileriyle karşılaşıyor.

Bu durum, benzer olayları yaşayan birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi İsveç’te de yabancı düşmanlığının, ırkçılığın boy göstermesinin bir nedeni. Bizi bile rahatsız eden bu durumun bu ülkenin yerli halkını rahatsız etmemesi mümkün mü?

Öte yandan göçmenlerin geldikleri Avrupa ülkelerinde bu tür tavırlar sergilemelerinin şaşırtıcı yanı yok. Onlar Afganistan’da, Pakistan’da, Ortadoğu ülkelerinde ya da Afrika’da, iç savaşların ve ateşin içinden, bir başka deyişle cehennemden geliyorlar. Bu nedenle onlardan bir melek tavrı beklenemez; doğaldır ki -en azından bir bölümü- zebani gibi davranacaklar. Nitekim söz konusu göçmenlerin çocukları da en iyi taş atmasını biliyorlar. Bunun İsveç gibi ülkelerde bile değişmesi uzun zaman alır.

* * *

Bu olay nedeniyle yoldaşlarım, dostlarım -yurt içinde ve dışında- bana ve ailemizin öteki bireylerine büyük dayanışma ve destek gösterdiler. Aralarında Kürdistan Bölge Başkanı sayın Mesud Barzani’nin olduğu birçok siyasi lider, dernek başkanı, yazar, dost ve arkadaş beni telefonla ve öteki kanallardan aradılar. Mesaj gönderdiler. Birçok arkadaşım bizzat Stokholm’a geldi. HAK-PAR Genel Başkanı Refik Karakoç bunlar arasındaydı. İsveç’teki Kürt kolonisi, başta İsveç Kürt Federasyonu ve Başkanı Keya İzol olmak üzere bize sıcak bir dayanışma gösterdiler.

Bu nedenle herkese çok teşekkür ediyorum.

Evet, Hêlin’i beklenmedik biçimde ve zamanda yitirdik. O benim en büyük çocuğumdu. Son yıllarda ise aynı zamanda dert ortağım, arkadaşımdı. İki çocuğuna iyi bir anne olmanın yanı sıra kardeşlerine de iyi bir abla idi.

Yaşasaydı yarın (27 Mayıs) 51 yaşını tamamlamış olacaktı; doğum günü yine de kutlu olsun! İyi ki doğdu, görece kısa da olsa yaşadı, arkasında iyi izler bıraktı.

Onun yokluğuna alışmak benim için kolay olmayacak. Ama böylesine acıları yaşayan tek insan değilim elbet. Ayrıca, seksen yıla varan yaşamım boyunca benzer bir dizi acılar yaşadım, başka yakınlarımı ve yoldaşlarımı yitirdim. Her şeye rağmen yaşadığım sürece bana düşen sorumluluklar olduğunun ve metin olmak gerektiğinin bilincindeyim. Kızımın ve zamansız yitirdiğimiz öteki canların anısına yakışan da budur.

Hêlin’le ilgili şiirim biliniyor. Onu ilk sürgünlük dönemimde 1974 yılında Almanya’da yazmıştım. Bu şiir nedeniyle bana İtalya’nın Premio Cremona ödülü verildi. Bu şiir aynı zamanda, Aziz Valentine Günü olarak da bilinen 14 Şubat Sevgililer Günü’ne atfen, İtalya’da opera müziği yapıldı.

1972 yılında, Mamak’ta hapiste yazdığım şiirlerden biri de üç kızımın adını taşıyor: “Hêlin, Evin, Berivan”. Bu şiirin son dörtlüğü şöyledir:

Hêlin, Evin, Berivan
Bilirim sizler büyüyünce
Mapusane külleri üstünde
Açan gülleri düşünürüm


O zamanlar, değişim konusunda ne kadar iyimsermişim... Hêlin henüz altı yaşında, ikizler (Evin ve Berivan) ise bir yaşında idiler. Onların artık büyümüş olacağı günlerde ülkemize özgürlük ve barışın da geleceğini ümit etmişim. Oysa onlar büyüdüler, ama hapishaneler yok olmadı, külleri üstünde güller açmadı. Aksine hapishaneler zaman içinde daha da çoğaldılar. Özgürlük ve barış ise ne yazık ki bugün de ufukta görünmüyor. Belli ki bu düş gerçekleşinceye kadar daha pek çok kuşak kurban vermeye, acı çekmeye devam edecek…

26 Mayıs 2017





Print