2019-07-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Abdulmenaf Kıran
 
Etkisiz teröristler, etkili terör
2017-07-12 00:42
Abdulmenaf Kıran
Bu ülkede, gündemin ilk sıralarından hemen hemen hiç düşmeyen bir şey var: Terör. Bizim yaşlarımızda olan hemen herkes, her gün radyo ve televizyon haberlerinde terörist eylemlerle ilgili haberler duymuş ya da izlemiştir. Keza hemen her gün gazetelerin manşetlerinde terörist eylemlerle ilgili haberler göze çarpmıştır. Terör bu ülkede hemen hemen her gün can almıştır.

Eskiden çatışmalar sırasında öldürülen örgüt militanları için “ölü ele geçirildi“deniliyordu. Son zamanlarda öldürülen militanlar için“etkisiz hale getirildi” ibaresi kullanılıyor.

Türkiye’de geçmişten günümüze pek çok terör örgütü olmuş. Terör pek çok farklı kaynaktan doğup, uygun ortamlarda faaliyet göstermiştir. Sağ terör, sol terör, dini kaynaklı terör etnik kaynaklı terör…

Bu yazının konusu terör örgütlerini tanıtmak ya da terörü tanımlamak değildir. Ben bir terör uzmanı da değilim. Terör ve terörizm tanımı konusunda evrensel bir konselsüs de yoktur.

Yine şiddete bulaşan her örgütde her devlet veya uluslararası örgüt tarafından terörist olarak kabul edilmiyor. Söz gelimi, Hamas, İsrail tarafından terör örgütü olarak kabul ediliyor. Ama Filistin’de meşru hükümetin parçası. Keza Lübnan Hizbullah’ı İslam ülkelerinde terörist örgüt gibi görülmüyor. Bu örgüt de İsrail için teröristtir. Müslüman Kardeşler Mısır’da terör örgütü olarak kabul edilirken, pek çok İslam ülkesinde sempati ile karşılanmıştır. Örnekler çoğaltılabilir.

Bu yazının konusu Türkiye’de terörle mücadele ve terörün günlük yaşamımız üzerindeki etkisidir. Daha özel olarak etnik terör üzerinde kafa yormaktır.

Ülkelerin sistemleri, yönetim şekilleri iç barış ya da iç çatışmaya ortam sağlarlar. Thomas Paine: “Yanlış bir hükümet sistemi tarafından insanlar birbirlerine düşman hale getirilmediği sürece, insan insanın düşmanı değildir.” der.

Bu ülkede 1985 yılından günümüze kadar süren, resmi jargonla isimlendirecek olursak etnik bir terör vardır. Ne yazık ki 1985 yılından bu yana on binlerce insanımızın canına, binlerce köy ve mezramızın boşalmasına, Milyarlarca dolarlık maliyete, üretimin pek çok yerde durmasına ya da yavaşlamasına vs. zararlara neden olmuştur. Halen de zararları göz önündedir.

Bu etnik terör veya şiddet gıdasını, Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin, siyasal haklarının tanınmamasından alıyor. Bu ülkede halen Kürt ve Kürdistan kelimeleri sistem tarafından güvenlik tehdidi olarak algılanıyor. Ülke katı merkeziyetçi, üniter bir devlet. Tüm yetkiler tek merkezde toplanmış, seksen milyon yurttaşın tamamı yasal olarak Türk kabul ediliyor. Bu ülkede siyaset ve yönetim kazan kazan ilkesi üzerinde kurulmamıştır. Kürtlerin kaybı üzerine kurgulanmıştır. Böyle olunca sürekli sonuç sıfırdır. Kürdün kaybı sistemin kazancına karşılık geliyor. İşte Thomas Paine’nin belirtiği sonuç çıkıyor. Hükümet etme şekli ülkemizde çatışmayı körüklüyor.

1790 Fransız devriminden bu yana dünyada etnik selfdeterminasyon bir hak olarak kabul ediliyor. Ünlü 14 maddelik Wilson Prensipleri de ulusların kendi kaderlerini tayın hakkının altını çiziyor. Ülkelerin sınırlarını cetvelle çizilemeyeceği, üzerinde yaşayan halkların etnik kökenlerine göre, yani milliyetlere göre belirleneceğini belirtiyor. Birden fazla etnik yapıdan oluşan ulusal devletlerin üniter değil, federal olarak örgütlenmesi gerekiyor. Ne var ki kuruluşundan beri Türkiye Cumhuriyeti bu prensiplere aykırı yapılandırıldı. Tekçi ve inkarcı.

Etnik Terörün baş aktürü olarak PKK kabul ediliyor. PKK’ya karşı mücadele 1985 yılından beri amansızca devam ediyor. Bugüne kadar elli binin üzerinde militanı öldürüldü. ( etkisiz hale getirildi.) Binlerce üye ve yandaşı tutuklu ya da hükümlü. Fakat örgütün etkisi kırılmıyor. Örgüt her zaman yeterli militan bulabiliyor. Bunun nedeni örgütün başarısı değildir. Sistemin yanlışlığıdır.

Sistem nüfusun üçte birini oluşturan Kürtlerle adil ve eşitliğe dayalı siyasal ve idari yapılanmaya izin vermiyor. Örgüt ise kendini Kürtlerin haklarının hamisi olarak tanıtmıştır. İnsanları gerçekler değil algılar harekete geçiriyor. PKK ilk kuruluşunda Bağımsız Birleşik Kürdistan için mücadele ettiğini deklere etti. Bu söylem Kürtler arasında sempati buldu. Kürtler örgütü halen aynı eksende görüyor. Oysa örgüt 1999 yılından beri bağımsızlık çizgisinden vazgeçtiğini, hatta otonomi bile istemediğini söylüyor. Devlet Halen bölücü terör olarak tanımlıyor. Devlet de bu tanımlaması ile Kürt Halkının zihnindeki kurtarıcı PKK imgesini perçinliyor.

Hiç şüphesiz Kürtlerdeki milli bilincin kökenleri 16. yüzyıla kadar gider. Kürtler hemen hemen her dönem kendi içlerinde otonom bir yaşam yaşamışlar. Osmanlı döneminde de Kürt beylikleri özerkti. Ne zaman ki bu beyliklerin özerklikleri üzerindeki vesayet artırılmaya çalışıldıysa, çatışmalar da başladı.

Devlet Kürtlerin siyasal ve demokratik haklarını Hukuki teminat altına almazsa terör bitmez.

Teröristler etkisiz hale getirilebilir; ama terör de etkisini sürdürecektir. Yapılacak şey Kürtlerin haklarını eşitlik temelinden tanıyarak, örgütün elindeki Kürt hamili söylemini elinden almaktır. Böylece hem Kürtlerin devlete karşı mücadelesi için neden kalmaz, hem örgütün de elinde Kürtlere yapılan haksızlıkla mücadele kozu kalmaz. Böylece terörün etkisi kırılır. Teröristleri etkisiz hale getirmek için bu kadar ağır bedeller de ödenmez. 11.07.2017

Av. Abdulmenaf KIRAN
HAK-PAR Gnl.Bşk.Yrd.


Print