2020-07-10
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Vahap Coşkun
 
İdlib Düğümü
2017-10-12 10:39
Vahap Coşkun
Suriye’de altı yılı aşkın bir süredir devam eden iç savaşın sonun gelindiğine dair işaretler çoğalıyor. Rakka ver Deyra Zor’da devam eden operasyonların çok uzak olmayan bir tarihte neticeleneceği tahmin ediliyor. Her iki merkezden IŞİD’in çıkarılması ve savaş perdesinin İdlib’te inmesi bekleniyor.

İdlib, birçok bakımdan önem arz ediyor. Evvelen şehir ciddi bir nüfusa sahip. Normalde 2.4 milyon olan nüfusa özellikle Halep’te yaşanan büyük yıkımdan sonra büyük bir nüfus daha eklendi. 1.3 milyon insan ölümden kaçıp İdlib’e sığındı. Saniyen, İdlib’de birçok silahlı grup var. Savaşta dengelerin değişmesine bağlı olarak çok sayıda silahlı grupların üyeleri, aileleri ile birlikte, İdlib’e yerleştiler. Ve salisen, İdlib’de şu anda El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir El Şam hakimiyet sürüyor. Zaten buraya dönük bir operasyonu ivedi kılan unsur da budur.

Astana: Cenevre’nin Anahtarı

İdlib’e müdahale, Astana’da alınan bir kararın sonucu. Astana’yı kuran irade Rusya ve Türkiye’ye ait. İran ise Suriye sahasında fiilen yer aldığı için üçüncü bir aktör olarak sürecin içine dahil edildi. Böylece üç ülkenin garantörlüğünü üstlendiği bir süreç teşekkül etmiş oldu. Astana’ya önem kazandıran iki nokta var:

Birincisi, Suriye’de siyasi bir çözüme ağırlık kazandırmasıdır. Astana’nın gayesi, Cenevre’ye bir alternatif olmak değildir. Aksine Cenevre’de bir araya getirilemeyen muhalifler ile rejimi bir araya getirmektir. Her bir garantör ülkenin kendisine yakın olan güçleri kontrol altına alarak onlar arasında önce çatışmasızlığı oluşturmak ve ardından masaya oturmalarını sağlamaktır. Bu itibarla Astana, Cenevre’nin anahtarı olarak değerlendirilebilir. Şüphe yok ki, eğer Astana’da öngörülenler başarılırsa Rusya, Türkiye ve İran’ın sözleri, Suriye yeniden tanzim edilirken daha fazla para edecektir.

İkincisi, Türkiye’ye desteklediği muhalifleri koruma olanağı sağlamasıdır. Çünkü savaş alanındaki en etkin güç olan Rusya, muhalifleri “ılımlı muhalif” ve “radikal muhalif gibi bir ayrıma tabi tutmuyor. Rejime karşı isyan eden her gruba aynı nazarla bakıyor ve üzerlerine aynı şiddetle gidiyor. Eğer Astana olmasaydı, Rusya ve İran bütün muhalif grupların üzerinden silindir gibi geçeceklerdi. Astana sayesinde Türkiye, işbirliği yaptı muhaliflerin tamamen ortadan kalkmalarını engellemeye ve varlıklarını korumaya çalışıyor. Böylece bu grupların, Astana Cenevre’ye çevrildiğinde, masadaki yerlerini almaları temin etmeye gayret ediyor.

Rusya: Suriye’nin patronu

Erdoğan’ın Putin ile birlikte kotardığı “çatışmasızlık bölgeleri” fikrinin altında yatan saik buydu. Astana’da dört çatışmasızlık bölgesi belirlendi: Güneyden kuzeye doğru bir hat üzerinde; Dera-Kuneytra, Doğu Guta, Humus-Hama ve İdlib’de çatışmasızlık bölgeleri oluşturuldu. Bu bölgelerdeki gözetleyici ve garantör ülkelere bakıldığında Suirye’deki asıl patronun Rusya olduğu rahatlıkla tespit edilebilir. Zira ABD sadece Ürdün sınırındaki Dera-Kuneytra bölgesinde, Türkiye ise yalnızca İdlib’de varlık gösterirken, Rusya her dört bölgede de söz sahibi konumunda.
•Çatışmasızlık bölgeleri salt çatışmaları söndürmek amacına yönelik değil; bu bölgelerden beklenenler dört başlıkta toplanabilir:
•Taraflar arasında bir çatışmasızlık hali meydana getirmek ve bu hale riayet etmeyenleri tespit etmek
•İnsani yardım ve bilhassa tıbbi malzeme akışı için gerekli zemini oluşturmak
•Altyapı hizmetleri sunarak insanları yaşadıkları bölgelerde tutmak
•Yeni göç dalgalarının önüne geçmek ve Halep’tekine benzer insani trajedilerin yaşanmamasını temin etmek

Neden şimdi?

Astana’da planlandığı gibi İdlib’e müdahale edilmesi için öncelikle Esed rejiminin ikna edilmesi gerekiyordu. Çünkü rejim, sert bir karşıtlık içinde olduğu Türkiye’nin askerleriyle İdlib’de konuşlanmasına rıza göstermiyordu. Bu itiraz Rusya’nın teminatı ile aşıldı. Ayrıca, Rusya ve Suriye, muhalifleri mümkün olduğunca zayıflatıp ondan sonra böyle bir sürecin başlamasını arzu ediyorlardı. Beri taraftan İdlib’in büyük bir nüfusu barındırması, İdlib’in tamamen muhaliflerin elindeki tek bölge olması ve İdlib’i kontrol eden HTŞ’nin yirmi binden fazla silahlı üyesinin bulunması da bu bölgeye daha ayrıntılı bir planlamanın yapılmasını zorunlu kıldı. İdlib’e operasyon ışığının şimdi yakılması, Rusya ve Suriye’nin düşündükleri seviyeye ulaştıklarına yorumlanabilir.

Astana’daki mutabakata göre, İdlib’in içinden Türkiye, dışından da Rusya sorumlu olacak. Başlangıçta 500 askerle 140 gözetleme noktası oluşturulacak. Türkiye doğuda muhalifleri, Rusya ise batıda rejim güçlerini kontrol edecek, bunların birbiriyle çatışmamaları sağlanacak.

Operasyonun süresini ve risklerini büyük ölçüde HTŞ’nin alacağı tavır belirleyecek. HTŞ, Astana’yı kabul etmiyor. Ayrıca İdlib operasyona dönük tehditkâr ifadeler de kullanıyor. Mesela “Türk askerlerinin İdlib’e piknik yapmaya gelmediklerini bilmeleri gerektiğini” söylüyor. Ancak HTŞ, Türkiye’yi de karşısına alacak bir savaşın içine de girmek istemiyor. Bu nedenle Türkiye’nin kontrol noktalarına itiraz etmesi beklenmiyor. Burada Türkiye için risk oluşturan unsur, HTŞ ile ÖSO arasındaki gerilim; HTŞ, ÖSO’nun İdlib’e girmesine kesinkes karşı duruyor. Eğer ÖSO kent merkezine girerse HTŞ ile ÖSO arasında bir çatışma kaçınılmaz olur. Türkiye de bu çatışmanın içine çekilebilir.

Afrin’i temizlemek!

Türkiye’de İdlib operasyonu Afrin dolayımıyla da konuşuluyor ve bir sonraki durağın Afrin olacağı yönünde yaygın bir propaganda yapılıyor. Lakin mevcut aşamada bunun mümkün olduğu kanısında değilim. Afrin’e operasyon bugünün konusu değil. Türkiye yaz aylarının başından itibaren Afrin’e bir müdahalede bulunmak istiyordu. Hatta bununla ilişkin ciddi hazırlıkların yapıldığı da hükümete yakın medyaya yansıdı. Ancak böyle bir operasyon yapılmadı. Neden?

Çünkü Afrin’e bir operasyonu Türkiye tek başına yapmaz. Sahadaki başka güçlerin, herkesten önce de Rusya’nın böyle bir operasyona onay ve destek vermesi gerekir. Hâlihazırda bu neviden bir onaydan bahsedilemez. Astana’da varılan mutabakatın sınırları gayet nettir: Çatışmasızlık bölgeleri oluşturmak ve rejim ile muhalifler arasında müzakereleri başlatmak. İdlib operasyonu fırsat belleyip Afrin’i de aradan temizlemek isterse, Rusya ile karşı karşıya gelebilir ve beklemediği bedelleri ödemek durumunda kalabilir.

Muhtemelen Türkiye, Afrin’e doğrudan müdahale riskli bir adımı atmaktan kaçınır. Rusya ve dolayısıyla Esed rejimi ile beraber yapılacak operasyon sayesinde İdlib’e PYD’nin girmesinin engellenmesini ve Afrin’i kuşatma altına alınmasını yeterli bulur ve Türkiye bunun üzerinden bir sonuç almaya çalışır.

İdlib’deki düğüm çözüldükten sonra ise Suriye’de kartlar tekrardan karılır.

---------------------------------------------------------

K24-11 Ekim 2017
Print