2019-07-19
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
EKİM DEVRİMİ’NİN 100. YILINDA
2017-11-07 17:00
Kemal Burkay
Şu günlerde Ekim Devrimi’nin 100. Yılını yaşıyoruz.

Dünyamız Son 3 yüzyılda pek çok devrimci değişikliklere sahne oldu. Ama bunlardan iki tanesi kanımca en önemlileridir.

Bunlardan ilki 1789 Fransız İhtilali’dir. Bir burjuva devrimi olan ayaklanma, İngiltere’de yüzyıllar öncesinden başlayan reform ve değişim adımlarını ve yine Amerika İç Savaşı’nın ve Bağımsızlık Savaşı’nın ardından gelen, onların kazanımlarını üst seviyede ve çok daha kapsamlı olarak dile getiren bir devrimdir.

Fransız burjuva devriminin en bilinen ve temel şiarı “ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, ADALET”tir.

Günümüzde de önemini sürdüren ve uğrunda mücadele edilen birçok temel insan hakkı -ki bunlar arasında dil ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, yasaların yapılmasına katkıda bulunma ve yasalar önünde eşitlik, baskıya karşı direnme hakkı da vardır- Fransız Devrimi’nin “İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi”nde yer alır.

Bunlar genel olarak “siyasi haklar” diye nitelenen haklardır.

100 yıl önce Rusya’da, Bolşevik Partisi ve onun lideri Lenin’in öncülüğünde gerçekleşen 1917 Ekim Devrimi ise, İnsanlık tarihinde gerçekleşen ikinci büyük siyasi ve sosyal devrimdir.

Fransız Devrimi’nin daha çok temel siyasi haklara vurgu yapmasına ve bunların hayata geçmesini öngörmesine karşılık Ekim Devrimi insanın insan üzerindeki baskı ve sömürüsünü bir bütün olarak ortadan kaldırmaya yöneliktir. Gerçek özgürlük, eşitlik ve adalet de ancak bu şekilde hayata geçer. Çünkü kapitalizm ve emperyalizm var olduğu ve böylece kaçınılmaz olarak insanların büyük çoğunluğu, sermayeyi ve gücü ellerinde tutan küçük bir azınlık tarafından sömürüldüğü, yoksulluğa mahkum edildiği ve baskı gördüğü sürece gerçek anlamda özgür ve eşit olmaları beklenemez. Böyle bir sistemin adil olması da beklenemez.

İşte Ekim devrimi bunu yapmaya çalıştı. O, üretim güçlerini, toprakları, fabrikaları, bankaları bir avuç toprak ağasının ve kapitalistin elinden alıp toplumsallaştırdı, diğer bir deyişle sömürücü sınıfların varlığına son verdi ve emekçilere teslim etti.

İşsizliğin ortadan kalkması (çalışma hakkı), yaptığı işe uygun bir gelire sahip olma hakkı, parasız ve yeteneklerine uygun bir eğitim görme hakkı, bir konuta sahip olma (barınma) hakkı, sağlık kurumlarında parasız tedavi görme hakkı, herkes gibi tatil ve dinlenme hakkı bunlar arasında idi. Bunlar sosyalist sistemin getirdiği temel sosyal haklardı.

Bunlar toplumların hayatında emekçilerden, yoksullardan yana çok büyük değişikliklerdi. Öyle ki Kapitalist ülkelerin kendileri de keskin sınıf çelişkilerini yumuşatıp devrimi önleyebilmek için sosyal haklar alanında emekçilere tavizler verdiler; işsizlik yardımı, muhtaç olanlara kira yardımı, sağlık yardımı vb. biçimlerde sosyal hakları iyileştirdiler.

Ekim devriminin hayata geçirdiği önemli adımlardan biri de ulusların kendi kaderini tayin hakkı idi.

Daha 1776’daki Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nde “bir halkın kendini başka bir halka bağlayan siyasal bağları koparma” hakkından söz ediliyor, “Tüm insanların eşit yaratıldığı, yaradanları tarafından kendilerine devredilemez haklar verildiği ve bu hakların ‘yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları” olduğu belirtiliyor, “herhangi bir yönetimin zarar vermesi durumunda onu değiştirmek, güvenlik ve mutluluklarına uygun bir yönetimi hayata geçirmek” hakları olduğu dile getiriliyordu. Fransız devrimi de yönetim hakkının bir kişi ya da zümrede değil, ulusta olduğunu vurguluyordu.

Amerikan ve Fransız devrimlerinde dile getirilen ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına temel oluşturan, daha sonra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde de yer alan bu ilkeler, ne yazık ki burjuva toplumlar bakımından genellikle lafta kalmıştı. Emperyalizm ise, tam tersine dünyayı sömürgeleştirerek halkları zincire vurdu.

Bu ilkeleri hayata geçiren Ekim Devrimi oldu. Sovyetler Birliği, aynı zamanda özgürleşen halkların birliği oldu: SSCB 16 federe Cumhuriyet ile yüze yakın otonom bölge ve eyaletten oluşuyordu. Bu halkların, Moskova’daki ortak Sovyet kurumlarının yanı sıra, seçimle gelen kendi parlamentoları, hükümetleri vardı. Dilleri resmi dil ve eğitim diliydi. Alfabesi olmayan halklar için bile alfabe yapılarak kendi dillerinde eğitim ve yayın olanağı sağlandı.

Sovyetler Birliği’nde ulusal sorunun bu örnek çözümü, sosyalist sistem 1990’ların başında dağıldıktan sonra da Rusya’da süregelmekte.

Halklara özgürlük getiren Ekim devrimi, aynı zamanda dünyanın dört bir yanında halkların özgürlük istemini ateşledi ve sömürgeci sistemin çöküşünü getirdi.

Ekim Devrimi’ni, 2. Dünya Savaşı ile birlikte Doğu Avrupa’daki devrimler, Çin devrimi, daha sonra da Küba, Vietnam devrimi gibi devrimler izledi. Bu yüzdendir ki, 20. Yüzyıl “Sosyalist devrimler ve ulusal kurtuluş hareketleri çağı” olarak nitelendi.

İnsanlık tarihindeki bu büyük devrim dalgası ve değişim, ne yazık ki kalıcı olmadı. 1980’li yılların sonlarına doğru rüzgârın yönü döndü, Doğu Avrupa ve Sovyetler’deki sistem çöktü, Çin ve ötekiler de bundan etkilendiler; bu ülkelerde kapitalizm geri döndü. Böylece sosyalistler ve elbet emekçiler kaybederken kapitalist ve emperyalist güçler buna bakarak zafer sevinci yaşadılar, kendi sistemlerinin kazandığını ve kalıcı olduğunu ileri sürdüler.

Gerçek böyle mi, yani kapitalistlerin ve onların ideologlarının dediği gibi midir? Bu kanıda değilim.

Tüm bu önemli değişiklikler yaşanırken kaleme aldığım yazılarda, bunun insanlık tarihi bakımından bir geriye dönüş olduğunu söyledim. (*) Ama bu bizim açımızdan acı da olsa, şaşırtıcı değil. Değişim ve ilerleme, diyalektiğin belirlemesine uygun olarak düz bir hat izlemiyor, inişli-çıkışlıdır. Bu gerileme veya diğer bir deyişle kesinti de geçicidir. Ve bu, insanlığın ne yazı ki sosyalizm için henüz yeterince olgunlaşmadığını gösteriyor. Ama insanlık eninde sonunda, düşe kalka da olsa o aşamaya varacaktır.

Akıl almaz eşitsizliği, sömürüsü ve bundan kaynaklanan vicdansızlığı ve savaşçılığı ile kapitalizm uygar insana yaraşır bir sistem değildir. O var oldukça ne gerçek özgürlük, eşitlik, ne de adalet olacaktır; temel insan hakları kağıt üstünde kalacaktır. O sürdükçe dünyamız barışa ulaşamayacak, insana iyi ve mutlu bir yaşam veremeyecektir. Hatta o sürdükçe dünya kirlenmeyi sürdürecek, bitkiler ve hayvanlar da dahil, tüm hayat gederek daha çok tehlikede olacaktır.

İnsanlık için uygar bir düzen, ideal bir gelecek ancak sosyalizmdedir. Sosyalizmden umudu kesmek, insanlığın geleceğinden umudu kesmek demektir.

Fidel Castro’nun delişiyle: “Ya barbarlık, ya sosyalizm!”

7 Kasım 2017

------------------------------------------------------------------------------

(*) Bu yazılardan biri için bakınız: “Son Gelişmelerin Işığında Sosyalizm Kendini Yenilemeli” başlıklı yazım; Seçme Eserler, Cilt 2, s. 188-219; Deng Yayınları, 1996-İstanbul.




Print