2018-11-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Metin Can
 
Toplumsal suç ve kadın erkek ilişkileri
2018-03-19 23:44
Metin Can
Sosyal bilimlere göre suçu toplum hazırlar, bireyler, guruplar veya yığınlarda suçu veya suçlar zincirini işler.

Suçun kendisi ise; bireyin malına, canına, işine, onuruna, kültürüne, inancına, cinsiyetine, meslegine ve düşünce dünyasına bilerek zarar vermek, yok saymak, hakaret etmek, gasp etmek, iftira atmak, haklarında yalan haberler yapmak gibi…

Bunu önlemenin yolu da, çoğulcu toplum yapısını bir arada tutan, sosyal barışı ve adil gelir dağılımını sağlıyan, adil hukuk sisteminde geçer. Böylece suç işleme oranını toplumda asgarı sevyede kontrol altına tutulur.

Parelel olarak egitim sistemi, sivil toplum kuruluşları, inanç kurumları ve yargı sistemi de sosyal sorunların çözümü suça dönüşmemesi için kendi alanlarında gerekli bilgilendirmeler ve dğzenlemeler yaparlar.

Cezası kesinleşenleri de tekrar topluma kazandırmak için kurumsal projelerle, çalışmalar yapılır.

İşlenen suç veya suçlar cezasız kalırsa, örtbas edilirse, hukuk sistemi suçluyu kollar ve hatta korumaya alırsa, sadece o kişi veya kişiler suçlu sayılmaz, onu koruyan, destekliyen, seyirci kalan da suç ortağı olur.

Bu da toplumsal çürümeye kadar götürür ki, cezasını gelecek kuşaklar bile çekmek zorunda kalırlar.

Bedeli çok ağır olur. Hiç kimse güvende olmaz, kutuplaşmalar başlar, her kes kendi adamını kollar, fırsatları kollayıp kendisi gibi olmayanları linç etirmelere kadar götürebilirler.

Toplumsal suçların kaynağında kadın erkek ilişkileri yatar, yani doğal cinselligin, dahası kadın erkek arasındaki ortaklığın cilvesi, gönüllülüğe ve sevgiye dayalı olayan toplumlarda dalavereler eksik olmaz, sevgiden ve bilgiden yoksun kavgalı aile ortamlarında büyüyen çocukların ruh hali nice olur, yetişen mutsuz yığınlardan ancak kahraman ve şehit adayları çıkar, tam da toplumsal kavgalarda beslenenlerinin işine yaramaktadır.

Zorunlu, çıkar gereği veya zoraki evliliklerdeki doğan çocukların değeri ne olabilir ki, nasıl olurda bir anne kirli kavgalara ikinci evladını da feda etmeye hazır olur, evladının neden şehit olduğunu sorgulamaz, kendisine verilen bir eve veya aylığa bağlanmaya razı olur, bu sadace maddi fakirlikle geçiştirilecek bir olay değildir.

İsteksiz bedensel birlikteliklerin ruhsal dengeyi sarstığı gibi, mutsuzluk yaşamın kendisi olur. Erkeklerin kahveleri eve tercih etmeleri, kadının giyim,kuşamı ve saçıyla uğraşmak boşuna olmasa gerek.

Bu ruh yapısı bireyi hem rotasızlaştırır hem de saldırganlaştırır. Olağanlaşan bu gibi bireyler topluluğu ‘öl de ölelim, vur de vuralım’ der, kime ? niçini sormadan.

Böyle kalabalıklara uygun üst yapılar da hazırsa, ölçüsüzlüklerin önü zor alınır, bu kadar ‘terorist’ yok ettik deyip, onbinlerin de alkışladığı diyarlarda vicdan ve merhametin adı, sizce ne olur!

Allah adına Allahın yarattığı insanın doğal yaşam hakkını, din ticaretine kurban edenlerin, günahını gelecek kuşaklar neden çeksin ki, hangi hakla?.

Bu zülmün de bir faturası vardır ve zamanı geldiğinde cezasını fazlasıyla ödiyeceklerdir. Kürtlerin haklı olmaları yetmiyor, kendi hatalarının kurbanı olmaya devam ettikleri ve birbiriyle uğraştıkları sürece de, hep kullanılacaklardır ve harcanacaklardır, sızlamanın, yakınmanın manası yoktur.

Kürt halkını baskı altında tutup, haklarını vermemek için çırpınanlar da hem kendilerini hem de toplumlarının geleceğini tefeci şavaş baronlarına hipotek ederler. Meydan sizin, güçlüsünüz devam edin edebildiğiniz kadar!

Sonrası!, aynı metodlarla değişik sonuç almak istiyenlere aptal deniliyor. Maşallahı vardır bunlar, hem Kürtleri yok saymayı kendilerine kıble olarak seçenler de, hem de fazlasıyla Kürdler de mevcut.
Türkiye cumhuriyeti ile İmrali cumhuriyeti arasında şıkışanların işilerinin kolay olmadığı açık, her iki toplumunda vicdan sahibi olanlar, umutla oyunbozanlığı oynamaları gerekiyor, kadınların çocuklarını sevmeleri ve korumaları lazım yoksa genç bedenlerde beslenenlerin vicdanları sızlamaz.

‘Tanrının komedisi’ buna derler, dindarlar diyarında savunmasızların ölü sayısını alkışlamak, bunu toplumun vicdanı sayılan medya aracılığı ile kahramanlık olarak topluma yansıtmak, insanı tiskindiriyor, utandırıyor.

Ama en son ölenin umut olduğu söylenir, umut hep vardı ve olacaktır da.

Aptallara duyurulur...
Print