2018-11-16
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Abdullah Çelebi
 
Biz kendi partimiz için çalıştık, Ya siz?
2018-07-19 20:19
Abdullah Çelebi
HAK-PAR 24 Haziran 2018 baskın seçimlerine Parti olarak katılamadı. Tamamen keyfi hukuk dışı yollarla örgütlü yapısı yok farz edildi. Partilerle ilgilenen Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcılığı yeni bir uygulamaya geçerek 42 ilde ve ilçelerin üçte birinde yeniden örgütlenme, kongrelerini yapma zorunluluğunu dayattı.

Daha sonra mahkeme kararlarıyla geri aldırılsa da yöneticilerden bulundukları yerde ikamet etme zorunluluğunu getirdi. Her ilçede Parti binasının olmasını şart koştu, İlçe örgütleri tamamlanmadan il örgütlerinin atanmasını engelledi. Daha pek çok keyfi uygulama….

Kısacası HAK-PAR’ın yeni baştan örgütlenmesi, bu il ve ilçelerde kongreler yapması gerekti ki bunun için zaman gerekliydi. Seçimlerin erkene alınması HAK-PAR’ın örgütlülüğünü tamamlamasına olanak vermedi.

Seçimlere katılma hakkı gasp edilen partilerden biri olarak erkene alınan seçimlere HAK-PAR adıyla katılamasa bile, boş durmadı. Seyirci olmayı değil müdahale etmeyi seçti.

Bence doğru olanı yaptı.

HAK-PAR’ın seçimlere Diyarbakır, Mardin, Dersim, Ağrı ve Van’da 5 bağımsız adayla katılıp az oy almasını fırsat bilerek eleştirenleri, alay edenleri tanıyoruz. Onlar iflah olmaz HAK-PAR düşmanlarıdır. Hiç bir şekilde kale almamak gerek.

İyi niyetle eleştirenlere ise cevabımız şu; Önce ne “yapılmalıydı” yı düşünerek başlayalım;

“Madem seçimlere katılmamız engellendi biz de evimizde oturup seyredelim” diyebilirdik.

Bu politik bir tutum olur muydu? HAK-PAR her olanağı değerlendirerek, fırsata dönüştürerek görüşlerini halka taşımayı es geçmemeyi tercih etti.

Ya da; “Kürt karşıtı “ bloklardan birinin destekçisi mi olmalı veya Kürt karşıtları eliyle inşa edilmiş bir proje olan HDP ile vekillik için pazarlıklara mı girişmeliydi?

Bu da bizi hem tutarsız kılar, yanlış, halkımıza zarar veren siyasetlerin büyümesinin bir parçasına dönüştürür, günahların ortağı yapar, hem de seçenek olmaktan çıkarırdı.

HAK-PAR doğru bir strateji izledi.

Seçimler görece serbest propaganda imkanlarının oluştuğu süreçlerdir. Kitlelerde politik duyarlılık yüksektir. Her parti veya her siyasi aktörün görüşlerini, projelerini halka taşıyabildiği zamanlarıdır.

HAK-PAR da görüşlerini, politikalarını yüz binlerce bildiri dağıtarak, sesli propaganda araçlarını kullanarak, ev ev, köy köy dolaşarak halka ulaştırmaya çabaladı. Yanlışları teşhir etti. Halkımıza kurulan tuzaklara karşı uyarı görevini yerine getirdi. Özcesi legal bir parti olarak görevini yaptı.

HAK-PAR iddialı bir partidir. Seçimlere katılması hukuk dışı yollarla engellendi diye kenara çekilip gelişmeleri seyretmek yerine, veya Kürt halkına büyük zararlar veren kesimleri yeniden umut haline dönüştürmeye neden olacak vekil pazarlıklarına girip, seçenek olmaktan çıkmak yerine bağımsız adaylarla, az oy alınacağını bilebile sahaya indi. Bütün bunları mali olanaklarını da gözeterek 5 ilde bağımsız adaylar çıkararak gerçekleştirdi.

Kuşkusuz bağımsız adayların aldığı oylar tatmin edici değil. Memnun da değiliz…Ancak bu durumu hezimet olarak görmek de doğru değil. Oylarını Devlet partilerine veya HDP ye verip, onları halka adres olarak gösterip bağımsız Kürt adayların neden az oy aldığını sorgulayan kimi kesimlerin art niyetli yaklaşımı bir yana, bu sonuçlar üzerinde hem HAK-PAR Parti Meclisi hem de Kürt yurtseverleri ciddiyetle düşünmeli, kılı kırk yaran analizler yapmalıdırlar.

Neden Kürt seçmen, Kürt karşıtı politikaları öne çıkararak siyaset yapan partilere yöneldi? MHP ile kol kola giren AKP ye, MHP den ayrılanların kurduğu İYİ PARTİ ile ittifak yapan CHP ye gösterdiği ilgiyi Kürt yurtseverlerinden esirgedi?

Veya “Kürt partisi değiliz” diyerek, çoğunlukla Türk adaylar göstererek, Türkiyelileşme siyaseti yürüten, “barış“ adına %13 oy alıp barikat hendek siyasetine gömülen, bedeli çok ağır, karanlık/kötü bir pratik ardından Kürtlerden oy isteyen HDP’ye desteğini sürdürdü? Gerçekten ciddi bir değerlendirme yapmak mutlaka gereklidir.

Hele hele o ve arkasındaki yapının Güneyin bağımsızlık referandumu sırasında ve sonrasında ki tutumuna, Rojava’daki ittifaklarına, Kürt yurtseverlerine yönelik akıl dışı uygulamalarına rağmen…

Birkaç tespit yaparak devam edelim;

Devletin Kürtlerin “kendileri olarak” siyaset yapmalarını engelleyen, Anayasal, yasal, fiili engelleri, mali sıkıntıları çok dillendirdik. Tekrara gerek yok. Ben diğer nedenlere dikkat çekmek istiyorum.

Birincisi; samimi Kürt milli damarının çok zayıf olduğunu, sosyal medyada bayrak sallamak, milli kahramanlara övgüler dizmekle, slogan yarışına girmekle sınırlı kaldığını görmek gerek.

Bağımsız birleşik Kürdistan sloganları atıp, Ala rengin sallayıp, Kürt mili kahramanlarını profil resmi yapıp seçimlerde Kürtlerden oylarını örneğin Van’da Sezai Temelli’ye verilmesi çağrısı yapan “millilerden” geçilmedi…

Evet, Bu alanda siyaset yapanlar çok dağınık. Kafa karışıklığı ise sürüyor…Öte yandan pek çok yurtsever “demokrasi bizi ilgilendirmez”, “parlamentoya karşıyız”, “bize ne seçimlerden”, “boykot” diyerek kenara çekilmekte, seyirci pozisyonunda kalmayı, bu mücadele alanını sömürgeci ve Türkiyelileşmeci proje partilerine terk etmeyi “milli duruş” sanmakta.

Bu durum güçlü bir seçenek yaratmanın önünde önemli bir engel.

Buna Kürt milli demokratik alanında siyaset yapan kadroları bloke eden, beşer onar kişilik etkisiz gruplara dönüştüren, kendisini doğal “lider” görenlerin egosunu da eklemek gerek.

Hele sömürgeci veya Türkiyeci Proje partinin kapısını vekillik için aşındıran “Kürdistani“ siyasilerden ise hiç bahsetmeyelim.

Tabi, Türk, Arap, Fars ile uzlaşmada mahir olan Kürdün Kürtle uzlaşma kültürünün zayıflığı da malum. Siz buna legal mücadele alanındaki deneyimsizlikleri, demokratik çalışma prensipleri konusundaki adaptasyon eksikliğini de ekleyin.

Bu olumsuz tablo ne yazık ki gerçek ve aşılması gerekir.

Diğer tespit ise şu; Toplum Kürt karşıtlığı üzerinden siyaset üreten partiler arasında kutuplaştırıldı. İktidar partisi AKP MHP, Büyük Birlik Partisi ile bir blok oluştururken CHP, İYİ PARTİ ve SAADET PARTİSİ ile blok oluşturdu. CHP sırf seçimlere girsin diye MHP’den ayrılan İYİ PARTİ’ye 15 milletvekili transfer etmekle yetinmedi, HDP’nin de barajı aşması için ciddi oranda oy kaydırdı.

CHP ile AKP’nin iktidar için her yolu denemelerini, toplumu kutuplaştırmalarını anlamak mümkün. Ancak bu kutuplaşma siyaseti daha çok Kürtleri vurdu. Kürtler bir kez daha “kendileri için” siyasi pozisyonlar almak yerine bu bloklaşmanın aparatı haline getirildi.

AKP karşıtı bloğun aparatına dönüşen HDP’nin sözcüsü şayet ikinci tura kalırsa, fail meçhullerle ünlü 1990lı yılların iç işleri bakanı Meral Akşener’i destekleyeceklerini açıklamaktan dahi geri durmadı.

Kürtlere, Kürt karşıtı politikalarla şekillenen ve iktidar olanaklarını yitiren “Türkçü” Kemalistlerle, yeni iktidar odağı olarak devleti kendilerine göre kurgulayan ve en az Kemalistler kadar Kürt karşıtı “Türkçü” İslamcılar arsındaki kapışma da taraf olmak dayatıldı. Doğrusu bu mühendislik çalışmasının başarılı olduğunu söylemek gerek.

Bu kutuplaştırma siyaseti etkili oldu. HDP yöneticileri samimiyetle “biz Kürt partisi değiliz” deseler de, vekil adaylarının çoğunu Kürt olmayanlardan seçseler de, “bir el” yeniden HDP yi Kürtlerin toplanma merkezine dönüştürmeyi başardı.

Kürt karşıtı politikalara farklı açılardan hizmet eden bu proje yapının Kemalist bloğun iktidar mücadelesinin etkili bir aparatına dönüştüğü sır değil. 24 Haziran seçimlerinde de Kemalist bloğun, ne pahasına olursa olsun AKP’nin Meclis çoğunluğunu engelleme stratejisine uygun olarak yeniden Kürtleri için tek adres haline getirildi.

Kürt meselesine yönelik bir tek olumlu açıklama, vaat olmamasına, Kürt karşıtlığı konusunda AKP MHP bloğu ile yarış halinde olmalarına rağmen, Kemalist blok, Kürtlerden seçimlere Kemalistlerin penceresinden bakmalarını sağlamada başarılı oldu.

Oradan da “varlığım Türk varlığına armağan olsun” sloganı gibi “varlığım Erdoğan karşıtı eski derin devlet yapılanmasına, CHP/İYİPARTİ bloğuna armağan olsun” manzarası görünüyordu…

Alanda bu bloklaştırmanın etkisini hissetmek mümkündü. Bırakın sıradan seçmeni, en “Kürdistani” kesimler, hatta “bağımsız birleşik Kürdistan” tezinin savunucusu olarak nam yapan pek çok PKK/HDP muhalifi Kürt siyasetçi bile, Kemalistlerin “Erdoğan”ı engelleme stratejisinin bir parçasına dönüştüler. “Türkiyelileşme”ci HDP’ye destek için, ittifak için çırpınıp durdular. Ciddiye alınmasalar bile yılmadılar, HDP’ye destek açıklamaları yapmaktan, kimileri köy köy dolaşarak HDP için çalışmaktan geri durmadılar.

HAK-PAR estirilen bu olumsuz fırtınayı gördü. Kürt karşıtlığında ortaklaşan bu blokları da onların iktidar çatışmasında kullandıkları bir araca dönüşen HDP’nin ve arkasındaki gücün de yanlış siyasetini mahkum etti. Bağımsızlığını korudu. Vekillik için pazarlıklara girişmedi. Savrulmadı.

HAK-PAR gerçekçi bir partidir. Hem Kürtlerin içinde bulunduğu koşulları, hem de Kürt yurtsever hareketinin açmazlarının farkında olarak oy hesabıyla alana inmediğini ta başından ilan etti.

Siz alınan düşük oylara bakmayın. HAK-PAR, şiddetin hüküm sürdüğü, OHAL koşullarında ve aşırı kutuplaşma ortamında yapılan bu baskın seçimde istikrarlı, barışçıl, demokratik, savrulmayan, saygın “demokratik, milli seçenek” olarak çıktı.

HAK-PAR 2015 seçimlerinde Türkiye’nin neredeyse tüm seçim bölgelerinde seçimlere katıldığında da ancak 110 bin oy alabilmişti. Bu kez sadece 5 ilde, bağımsız adaylarla ve sembolik olarak seçimlere katıldı. Daha çok oy alması sevindirirdi kuşkusuz. Söz konusu 5 ilde, geçmişte de, üstelik parti amblemiyle seçimlere katıldığında da çok tatminkar oylar alamamıştı..Yine az oy alacağımızın bilincindeydik. Amacımız seçim sürecinde halkla yüz yüze olmak, Parti binalarımızdan çıkarak sokağa inmek, Partiyi tanıtmak, doğru politikaları öne çıkarmak ve yanlışları teşhir etmekti.

Bu bizim gibi partiler için az bir şey değildir.

Bağımsız aday olan Sayın Refik Karakoç’un seçim çalışmalarını yürütürken Diyarbakır’da Ofis semtinde seçim otobüsleri Türkçü marşlar ve sloganlar eşliğinde peş peşe geçiyordu. Birkaç dakika sonra da HAK-PAR seçim otobüsünün sesi duyuluyordu. O kalabalık cadde “Ey Reqip” marşı ile “Kine Em” ile Kurmanci, Dimilî sloganlar ile inliyordu.

Bazen bu türden bir duruş bile çok şey ifade eder.

Bizimle alay edenlere şu soruyu sorarak bitireyim;

-Biz kendi partimiz için çalıştık, kendi politikalarımızı halka taşıdık.

Ya siz kimin için çalıştınız ?


Print