2018-10-22
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Ümit Fırat
 
Cinayet işleme hakkı…
2018-10-11 17:25
Ümit Fırat
12 Eylül döneminde, başta Diyarbekir 5 No’lu, olmak üzere, Mamak, Metris, Elaziz, Erzurum gibi birçok askeri hapishanede devletin insanlık dışı yaptırımları sürerken, Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı Gölcük Güllübahçe Askeri Cezaevi yönetiminin tutuklulara davranışı epey farklıydı, hatta insaniydi.

1983 yılı sonları olmalıydı. Bir gece koğuşumuzdaki televizyonda bir kovboy filmi izlemiştik. Filmde, bütün kovboy filmlerinde olduğu gibi şerif yardımcısı olan bazı kötü adamlar, bir cinayet işlemiş ve cinayetlerini kasabaya yeni gelen bir yabancının üzerine atıp tutuklatmışlardı. Şerif, sanığın mahkemede yargılanması için eyalet merkezinden kasabaya bir hâkim gelmesini ve beklenmesini istiyordu. Şerif yardımcıları ise, kasaba halkını da kışkırtıp harekete geçirerek, suçlu buldukları yabancının hemen asılmasını istiyorlardı. Aynı zamanda hapishane bölümü de olan şerifin ofisine girip adamı ele geçirmeyi başaramayınca, yangın çıkararak binayı bir kül yığını haline getirdiler.

Bunun üzerine harekete geçen şerif, elebaşı konumundakilerin hepsini tutuklayarak mahkeme edilmek üzere hâkim karşısına çıkardı. Yargılama bitip de suçları sabit görülenler hakkında idam kararı verilmek üzereyken, yakılarak öldürüldüğü sanılan yabancı sürpriz bir şekilde ortaya çıkınca, adamlara idam yerine öldürmeye teşebbüs suçundan ceza verildi.

Adam bir yolunu bulup hapisten kaçıp canını kurtarmıştı, ortaya çıkmasaydı adamlar cinayet işledikleri için asılacaklardı. Ama bizim koğuş arkadaşları adamın ortaya çıkışına çok öfkelenmişlerdi. Efendim, bu aşağılık herifler asılıp gebertilmeyi hak etmişken, ne gerek vardı ortaya çıkıp ben yaşıyorum demeye? Bıraksaydı bu pislikler asılıp temizlenmiş olacaklardı.

Arkadaşlarıma, bizim idam cezasına karşı olduğumuzu, yani kimsenin kimseyi asmaya hakkı olmadığını, dolayısıyla bizim de kimseyi asmaya hakkımız olmadığını falan anlatmaya çalışmıştım. Birkaç ay önce bir gece yarısı yanımızdan götürülüp asılan 4 genç arkadaşımızdan söz etmiş ve filmdeki adamlar ne kadar kötü olsalar da -ki gerçekten adamlar çok iğrenç tiplerdi- asılmaları gerekmiyor mealinde bir şeyler söylemiştim.

Geçtiğimiz hafta, 27 Eylül günü Almanya’nın Ingolstadt şehrinde yaşayan Batman/Kozluklu bir Kürt genci, Türkiye Almanya ilişkilerini, Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyaretini ve Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’ndeki koşullarını protesto etmek amacıyla, kendisini yakarak hayatına son verdi.

Bu eylemden bir ders veya örnek bir davranış olarak yararlanılabilir mi? Böylesi bir dehşet eylemi, siyasi gerekçelerle haklı bir eylem biçimi olarak ifade edebilip kutsanabilir mi?

Cinayet kelimesinin manası, TDK sözlüğünde “adam öldürme, adam öldürme derecesinde ağır suç” olarak tarif edilmiş. Adam denilmesini doğru bulmadığım için başka sözlüklere de baktım ve Wikipedia’nın, “bir kimsenin başka bir kimseyi bilerek öldürmesi eylemi” olarak yaptığı tarif, bana daha mantıklı geldi. Zaten yeni ceza kanununda da adam kelimesi terkedilerek, insan tercih edilmiş.

Yukarıdaki tariften yola çıkarsak, bir insanın kendisini yakarak hayatına son vermesi de bir öldürme fiili olarak düşünülebilir mi? Daha önceleri de aynıları yaşanmış olan bu intiharlar, bedenini yakarak kendisine karşı dayanılmaz bir işkenceyi de yaşatmak suretiyle işlenen birer cinayet sayılmaz mı?

Yine aynı günlerde, 26 Eylül 2018 tarihinde Bingöl merkeze bağlı Dugernan köyünde 32 yaşındaki Mahmut Bazencir kayboluyor. Çevrede aramalar yapan yakınları, ancak 4 gün sonra Bazencir’in kurşuna dizilmiş cesedini bulabiliyorlar.

27 Eylül günü PKK’ya yakınlığı ile bilinen bir yayın organında, “HPG: Mahmut Bazencir adlı kontra, Bingöl’e bağlı Dugernan köyünde güçlerimiz tarafından cezalandırılmıştır” açıklaması yer alıyor.

Net bir ifadeyle cinayeti sahiplenen HPG’nin bu açıklamasının ardından 1 Ekim günü PKK bir açıklama daha yapıyor ve bu kez Mahmut Bazencir’in ‘yanlışlıkla’ öldürüldüğü belirtilerek şöyle deniyor:

“31 Ağustos 2017 tarihinde Bingöl merkeze bağlı Dügernan (Alıncak) köyünde korucular ve gerillalarımız arasında çıkan bir çatışma sonucunda Şervan Siverek yoldaşımızın şehit düştüğünü, aynı olayda bir korucunun da öldürüldüğünü ve bu olayda düşmanla işbirliği yaptığı düşünülen Mahmut Bazancir’in 27 Eylül 2018 tarihinde cezalandırıldığını kamuoyuna duyurmuştuk. Ancak geçen bir yıllık süre zarfında olay hakkında yapılan inceleme ve soruşturma neticesinde bu eylemin güçlerimiz tarafından yanlış bir anlaşılma sonucu gerçekleştiği, Bazancir’in tesadüfen üst üste gelişen olaylar silsilesinden dolayı düşmanla işbirliği yaptığının sanıldığı, fakat yapılan soruşturma sonucunda Mahmut Bazancir’in yurtsever bir çevreden olup ajan olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle başta aile fertlerine, aile çevresine ve tüm halkımızdan özür dilediğimizi belirtiyor, başsağlığı diliyoruz.”

Hem kendinize cinayet işleme hakkı tanıyacaksınız, hem de sanki yanlış bir adrese gidilmiş gibi, yanlış bir bilgi açıklamış gibi, yanlışlıkla cinayet işlediğinizi açıklayıp, utanmadan özür dileyip başsağlığı dileyeceksiniz. Peki, bunun düzetilmesi mümkün mü, öldürdüğünüz insanlar bir daha hayata dönebiliyor mu? Bazencir kaçıncı yanlış cinayetinizin kurbanı oldu?

Hiçbir kurumun veya kimsenin, suçu ne olursa olsun, bir insanın öldürülmesine karar verme hakkı olamaz. İnsan hakları savunucuları ve örgütleri, yıllardır idamın bir ceza infazı olmadığını, aksine bir cinayet olduğu tekrar tekrar söyleyip kampanyalar düzenliyorlar. Bundan sadece devlet mi etkilenmeli, sizin bazı muafiyetleriniz mi var; bu çabaların size dönük hiçbir etkisi söz konusu değil mi?

Peki, oturup kalkıp insan hakları ihlallerinden söz edip, mağdur olduklarını düşündükleri her durumda insan hakları savunucularını harekete geçirmeyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmeyi ihmal etmeyen bir örgüt, hangi hakla insanları kurşuna dizip hayatlarına son verme hakkına sahip olabiliyor?

Hiçbir kurumun ve insanın sizi idam etme, öldürme hakkı olmadığına göre, neden sizin hoşunuza gitmeyen, hatta yanlışlıkla hoşunuza gitmediğini zannettiğiniz insanları yakalayıp kurşuna dizme hakkınız olsun? Kendinizi özgürlük hareketi gibi bir sıfatla adlandıracaksınız, ama insanlardan sadece size karşı itaat ve suskunluk isteyeceksiniz. Kimse sizin yanlış kararlarınıza ve cinayetlerinize karşı sessiz kalmaya mecbur değildir.

Gerçekleştirdiğiniz binlerce iç infaz ve cinayetleriniz karşısında, yaydığınız korku ve tehditlerinizle insanların sessiz kalmalarını bir ölçüde başarabiliyorsunuz. Hatta bu türden cinayetlerinize sempatiyle bakan destekçiler de bulabiliyorsunuz. Ama unutulmaması gereken bir husus daha var. Bu güne kadar Stalin ve Hitler gibi dünyanın en büyük katillerini örnek alarak cinayetler ve zorbalıklarla, ortalığa kana bulayarak itaatkâr bir toplum inşa etmeyi denemeye kalkanlar çok oldu, ama bu şekilde özgür ve demokratik bir toplum inşa edildiğine kimse şahit olmadı.

-----------------------------------------------------------

Kürdistan 24 – 10 Eki 2018
Print