2019-03-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Ergun Babahan
 
Putin'e göre Kürtleri Şam’la anlaşmaya mecbur etmek için Türkiye tehdidi hala kullanışlı
2018-12-27 10:39
Ergun Babahan
Taştekin: Putin"e göre Kürtleri Şam’la anlaşmaya mecbur etmek için Türkiye tehdidi hala kullanışlı

Gazeteci Fehim Taştekin, Kürt hareketinin Suriye’de tüm elmalarını Amerikan sepetine koymasının hata olduğu görüşünde.

“Benim kanaatim Kürtlerin aradığı kazanımları geleceğe taşımak açısından ABD’nin garanti sunamayacağı yönündeydi. Şam üzerinde etkili olan asıl güç Rusya. Kürtlerin aktörlere eşit mesafede olmayı ve savaşı evden uzak tutmayı telkin eden ‘üçüncü yol’ stratejisinden sapmamaları gerektiğini söyledim” diyen bölge uzmanı gazeteci bunu yazdığı için de Rus tezlerini savunmakla suçlandığını belirtiyor ve ekliyor:

“Fakat şunun da farkındayız: Şam’ın eli güçlü iken Kürtleri IŞİD’e karşı savaşan vatan evladı olarak selamladılar, ordu topraklar üzerinde hâkimiyetini yeniden tesis ederken güvensizliği neden olan tehditkâr dile geri dönüldü. Bu ciddi bir açmazdır. Kürtlerin kendi pozisyonlarını Şam’ı etkileyecek noktalarda durarak güçlendirmeleri gerekiyordu. Amerikan ortaklığı, Kürtlerin çok da kaçacak yerlerinin olmadığı bir odada oynamayı tercih ettikleri bir kumardı.”

Taştekin, Trump’ın hızla çekilme kararının Ankara için de sıkıntı olduğu görüşünde aynı zamanda: “ABD’nin Kürtleri tuttuğu koşullarda Suriye’nin kuzeyine girmek ile her türlü sürprize açık koşullarda girmek arasında büyük fark var. Bunun için Suriye’den, İran’dan ve Rusya’dan emin olmaları gerekir. Aslında Trump, Erdoğan’ı çok çetrefilli bir pozisyona sokmuş oldu.”

Taştekin ile bu hafta bölgedeki muhtemel gelişmeleri, Rusya’nın planlarını ve Erdoğan’ın olası hamlelerini konuştuk.


Trump’ın Suriye’den çekilme kararı Türkiye için zafer, Kürtler için hezimet mi?

Dinamik ve akışkan bir süreçteyiz, bu kadar kesin sonuçlara ulaşacak noktada olduğumuzdan emin değilim. Evet, Amerika ile ortaklığa binaen oluşan beklentilerin suya düşmüş olması nedeniyle Kürtler yarı yolda bırakılmış oldu. Kürtler Menbic’ten sonra Amerikan güçleri ile birlikte Rakka ve Deyr el Zor’a giderken Şam ve müttefiklerinin ‘düşman’ kategorisine girme ve Suriye topraklarında yasadışı yabancı bir güce yer açma suçlamasını göze alarak bu adımı attılar. Amerikan desteği, üç kantonluRojava özerkliğinin Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’nuna dönüştürülmesi konusunda da yerel aktörlere cesaret verdi. Arap aşiretleri bu projeye katıldılar vs.

Bu modelin siyasi çözüm sürecinde bir veri olması konusunda beklenti çıtası yükseldi. Amerikan askeri ortaklığının siyasal tanımayı da beraberinde getireceği umuldu. En önemli beklenti Amerika gerek Suriye ordusu gerek Türkiye’nin müdahalelerine karşı Kürtlere koruma sunacaktı. Bunlar olmadı. Bu bakımdan sonuç hezimettir ama ne bir taraf için sondur ne de diğer taraf için zaferdir.

Elbette Amerikan yönetiminin de kendi hesapları vardı. Trump’ın “Çekiliyoruz” tweetine kadar yönetimin tüm birimleri, daha birkaç yıl daha Suriye’de kalınmasını gerektiren bir stratejiyi hararetle savunuyordu. Trump sadece Kürtleri yüzüstü bırakmadı Suriye’deki operasyonlarının 2019 bütçesini çıkarmış olan Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı’nı da ters köşeye yatırmış oldu.

Asıl hezimet Amerikan politikasında. Trump, Suriye’de istediği sonuçları alamadığı halde top çeviren Amerikan kurulu düzeninde kısa devre yaptırdı. Evet, Trump kendi seçim vaadi olan çekilme planına geri döndü, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın baskıları da ona bu fırsatı verdi, kendisi açısından bir çelişki yok ama Amerikan dış politikaları açısından bu bir yenilginin teslimidir.

Afganistan’da da aynısı oluyor. Paralel bir kararla Trump Afganistan’daki 15 bin askerin yarısını acilen çıkarma talimatı verdi. Kalanını da çekmek için Körfez’deki ortakları aracılığıyla Taliban’la bir önce anlaşmak için uğraşıyorlar.

Trump’ın kararı Türkiye’yi de aslında hazırlıksız bir seçenekle karşı karşıya bıraktı. Erdoğan YPG’ye desteğin kesilmesi için Amerikan güçlerinin yanında Türk ordusu ve Özgür Suriye Ordusu’nun IŞİD’le mücadele edebileceğini söylüyordu. Alternatifi buydu, Türk ordusunun tek başına Rakka ve Deyr el Zor’a inmesi değil. Trump, öyle bir rest çekti ki IŞİD’le mücadele misyonu Erdoğan’ın önünde kaldı. Erdoğan’ın istediği bu değil ki! Şimdi kara kara düşünüyor olmalılar, Deyr el Zor’a nasıl inilir diye. ABD’nin Kürtleri tuttuğu koşullarda Suriye’nin kuzeyine girmek ile her türlü sürprize açık koşullarda girmek arasında büyük fark var. Bunun için Suriye’den, İran’dan ve Rusya’dan emin olmaları gerekir. Aslında Trump, Erdoğan’ı çok çetrefilli bir pozisyona sokmuş oldu.

Kürtler bugüne kadar Esad ile anlaşmayarak hata mı yaptı?

Bu soruya sahadaki aktörlerin Kürtlerle ilgili nerede ne zaman pozisyonlarının değiştiğini anlatarak yanıt vereyim. Şam’da üst düzey askeri ve sivil yetkililerle Kürtlerin fiili özerkliğini farklı dönemlerde tartışma fırsatım oldu. Bunlar arasında iki tümgeneral, bir istihbarat generali ve bir Baas yetkilisi de var. Temmuz 2012’de ordu Suriye’nin ana arterlerini korumak için merkeze çekilirken bölgeyi yakından tanıdığı ve yarın müzakere edebileceği PYD çizgisindeki Kürtlere bıraktı. Bölgeyi ödünç verdi. Yine de yer yer iki taraf arasında gerilimler ve çatışmalar oldu.

Suriye yönetimine göre IŞİD ile savaş başladığında YPG’ye silah da verildi. Afrin’de az da olsa Rus desteği vardı. Kanton sistemi de ‘yerel yönetimler yasasını geliştirerek içselleştirilebilir’ diye bir esnek bakış açısı vardı. Elbette Baasçı yapıya karşı keskin bir güvensizlik de var. Yarın ne olacağının garantisi yok. Orası ayrı.

ABD’nin bölgeye girmesine paralel olarak bu bakış açısı değişti. Kürtler düşmanı eve alan güç olarak resmedilmeye başlandı. Rusya ve İran da bu noktadan sonra Kürtlerle ilgili rezerv koymaya başladı. Asıl kırılma Rakka ve Deyr el Zor operasyonu ile başladı. Kürtlere “Rakka’ya ABD ile birlikte gitmeyin” denildi. Kürtler kritik bir tercihte bulunarak Suriye ordusu ve müttefikleri değil ABD ile gitti. Bu Kürtlerin Şam’daki yerini değiştirdi.

Kürtlere karşı Türkiye tehdidi bu noktadan sonra Şam ve ortakları açısından ‘elverişli’ hale geldi. Ben bu süreçte bu meseleyi YPG ve PYD’li yetkililerle de çok konuştum. Benim kanaatim, Kürtlerin aradığı kazanımları geleceğe taşımak açısından ABD’nin garanti sunamayacağı yönündeydi. Şam üzerinde etkili olan asıl güç Rusya. Kürtlerin aktörlere eşit mesafede olmayı ve savaşı evden uzak tutmayı telkin eden ‘üçüncü yol’ stratejisinden sapmamaları gerektiğini söyledim. Bunu yazdığım için de Rus tezlerini savunmakla suçlandım.

Fakat şunun da farkındayız: Şam’ın eli güçlü iken Kürtleri IŞİD’e karşı savaşan vatan evladı olarak selamladılar, ordu topraklar üzerinde hâkimiyetini yeniden tesis ederken güvensizliği neden olan tehditkâr dile geri dönüldü. Bu ciddi bir açmazdır. Kürtlerih kendi pozisyonlarını Şam’ı etkileyecek noktalarda durarak güçlendirmeleri gerekiyordu. Amerikan ortaklığı, Kürtlerin çok da kaçacak yerlerinin olmadığı bir odada oynamayı tercih ettikleri bir kumardı.

Kürtlerin şu an oyun planı açısından ne gibi imkânları var?

Elbette Kürtlerin seçenekleri daraldı. IŞİD’e karşı koalisyonun diğer ortaklarının desteği de kesilirse tamamen Ekim 2014 öncesi koşullara dönmüş olacaklar. Yani kendi imkân ve potansiyelleriyle mücadele ettikleri döneme. Suriye yönetimiyle pazarlık kapısı açık. Ama ellerindeki kartlar azaldı ya da etkisini yitirdi. Şam bölgenin koşulsuz teslim edilmesi için Türkiye baskısını kendi avantajına çevirebilir. Kürtler de kendi direnme potansiyellerini göstererek Şam’a ödemek zorunda oldukları bedeli hatırlatacaktır. Doğrusu iki taraf için de savaş yıkıcı olur.

Şimdi Şam’da şöyle bir değerlendirme söz konusu: Evet Kürtler ABD ile ortak olarak hata yaptılar ama Kürtleri ezerek Türkiye’yi de memnun etmek ister miyiz? En azından burada Rusya’nın Astana ve Soçi’de masaya koyduğu ‘kültürel özerklik’ gibi belli hakların tanınması bile Ankara’nın sinirlerini zıplatıyor.

Şam, Suriye’de olup bitenlerden sorumlu tuttuğu Türkiye’ye bu hamleyi yaparak ders verebilir. Bu yöndeki tartışmalara şahit oldum. Savaşı dışlayan bir akılla ademi merkeziyetçi bir model üzerinden barışın tesisi onların da tercihi olabilir. Rusya da bu konuda cesaretlendirici rol oynayabilir. Türkiye ise tam çökertmeden yana. Yani Kürtlerin seçenekleriyle ilgili marjları belirleyen sadece kendi direnme kapasiteleri değil Rusya ile Türkiye, Rusya ile Suriye, Rusya ile ABD arasındaki pazarlıklara bağlı.

Rusya, bu şartlarda Türkiye’nin Suriye’de yeni bölgeler işgaline nasıl bakar?

Türkiye’nin geliştirdiği iki askeri harekât Rusya’nın yeşil ışığı sayesinde oldu. Rusya geçit vermeseydi Türkiye, Suriye’ye giremezdi. Bu konuda ABD’nin çok etkisi olduğu söylenemez. Rusya bunu neden yaptı? Birincisi bu yeşil ışığın koşulu Halep gibi yerlerdeki ‘kurtarılmış bölgelerin’ tekrar rejime teslim edilmesinde Türkiye’nin yüksek katkılarını esirgememesiydi.

İdlib cihatçı rezerv alanı Türkiye’nin işbirliği sayesinde oldu. Yanı sorunu bir bölgeye küremiş oldular. Cihatçıları geldikleri kapıya doğru süpürmüş oldular. Bu Şam’daki cari siyasal akıl kıvrımlarına ışık tutan bir gelişme. Rusya’nın bir diğer hesabı Türkiye’yi bölgedeki oyunda ABD’nin çizgisinden koparmak ve mümkün olduğunda NATO’da çatlak yaratmaktı.

Fırat’ın doğusuna yönelik bir operasyona da ABD’yi bölgeden çıkmaya mecbur etmek ve Kürtleri Şam’a itmek için yeşil ışık yakabilirlerdi. Şimdi ABD gidiyor olduğuna göre Türkiye’ye daha fazla alan açmak isterler mi? Mantıken hayır. Ama Kürtleri Şam’la anlaşmaya mecbur etmek için de Türkiye tehdidi hala kullanışlı bir tehdit. Fakat unutmamak lazım Suriye açısından Türkiye’nin askeri varlığı da istenmeyen bir durum. Rusya’nın tercihi Türkiye tehdidini kullanarak Kürtleri Şam’la uzlaştırmak ve bölgenin tekrar Suriye ordusunun kontrolüne geçmesini sağlamak. Şam, Trump’ın çekilme sinyalini çok daha önceden aldı ve bölgede oluşacak yeni durumu avantajı çevirmek için askeri hazırlıklarını yapıyordu.

ABD’nin çekilmesinin ardından Moskova, Türkiye’den de benzer bir talepte bulunur mu? İdlib’de ne olur?

Bugün olmasa bile yarın Rusya Türkiye’ye “Sıra sende” diyecektir. Astana sürecinin bütün bağlamları Suriye’nin egemenliğinin tesis üzerine kurulu. Elbette Türkiye askeri varlığını, siyasi süreçte istediklerini almak için bir kart olarak kullanacaktır. Bu, bundan sonraki süreçlerde Türkiye’nin pazarlık gücüdür. Bir al-ver süreci başlayabilir. Burada elin yükseldiği yer, kuşkusuz fiili özerkliğin statü aradığı kuzey olacaktır.

İdlib konusunda da Türkiye’den beklenen kontrolü altındaki grupları barışçıl sürece zorlaması ve silahlı direnişin bir seçenek olmaktan çıkarmasıdır. İdlib barut fıçısı olarak duruyor. Rusya’nın öngördüğü ‘çözülme’ olmazsa, Türkiye’nin üzerindeki baskı artacak. ‘Gerilimi düşürme’ bölgesi kurma planlarıyla buradaki statüko ilelebet korunamaz. Rusya, ABD’nin Suriye’den elini eteğini tamamen çektiğinden emin olduktan sonra İdlib’i farklı bir tonda masaya koyacaktır.

Türkiye’nin işbirliğini ne yönde sürdüreceğine bağlı olarak sahadaki durum değişecektir. Türk askeri varlığıyla ilgili dillendirilmeyen ya da adı konulmamış ‘korunaklı konuşlanmanın’ belli koşulları vardır. Bu tür mayınlı sahalar gözetmeyi ve gözetilmeyi gerektirir. Yani bu bir dehşet dengesidir. Denge bozulduğunda ne İdlib ne Afrin’de sular şimdi aktığı gibi akmayabilir. Burası Ortadoğu.

------------------------------------------------------

Artı Gerçek-24 Aralık 2018



.

Print