2019-11-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
DIRBAN’DA…
2019-03-15 15:39
Kemal Burkay


Mustafa abim Şubat ortalarında rahatsızlanmış, önce Tunceli’de sonra Elazığ’da hastaneye kaldırmışlardı. Bu nedenle 24 Şubat’ta uçakla Elazığ’a gittim. Beni havaalanından yeğenim Cemil aldı. Hastaneye uğrayıp Abimi ziyaret ettik. Oğlu Derya ve bu nedenle Avustralya’dan gelmiş olan kızı Naciye başında idiler. Ankara’dan gelen kızı Gülsüm ise köydeydi.

Cemil’le birlikte o akşam Dersim’deki köyümüze, Dırban’a geçtik. Bu yıl Kürdistan bol kar görmüştü. Şubat sonu yaklaşmış olsa da çevre dağlar ve dağ etekleri hala kar altındaydı. Rakımı yüksek olan bizim köy de.

Kapıda bizi beyaz bir köpek karşıladı. Sanki beni görmekten pek memnun, pek teklifsizdi. Sürtündü, başını okşattı. Önce komşuların köpeği Tomas sandım. Ama onu andırsa da bu bir süre önce çıkagelmiş başka bir köpek. Kimin olduğu, nereden geldiği bilinmiyor. Derya önce, nerden gelmişse yine çıkıp gitsin diye düşünmüşse de, hayvanın iki gün boyunca kapı önünde dikilip kalması ve ısrarlı bakışları karşısında aç olduğunu anlamış, yiyecek vermiş. Böylece o da postu buraya sermiş, evin köpeği olmuş.

Yeni gelenin henüz bir adı yok..Tomas başlangıçta onunla fena kapışmış, sonra birbirlernin varlığını kabul etmişler… Tomasda eskisi gibi komşu evlere ve bize uğrayıp payını alıyor. O evin bir yanındaysa yeni gelen öteki yanında oluyor. Yani Anadolu’ya sonradan gelen arkadaşlar gibi yapmamışlar... Tabi onlar ne de olsa kurt soyundanlar!

Derya’nın şu namlı horozu yine biraz kabardı, ama bu kez bana saldırmadı. Garip değil mi, köpekler hırlamıyor, hatta pek dostça hoş geldin diyorlar da bu horoz çevreyi kimseyle paylaşmıyor.

Cemil beni bıraktıktan sonra Elazığ’a döndü, oradan da Hollanda’ya… Ben gelmeden önce de yeğenim Murat İsveç’ten gelip babasını ve köyü gördükten sonra dönmüş.

Kar güneye bakan yamaçlarda, örneğin bizim bahçede büyük oranda erimiş ve kara toprak, hatta yer yeşil çimenler, ilk çiçekler görünür olmuş. Üstlerinde arılar bile dolaşıyor. Ama köyün öteki yerleri, yamaçlar, tepeler 50-60 santim dolayında kalın birkar tabakasıyla kaplı.

Kışın kargalar ve serçeler zaten hep varlar. Koca armudun kökü civarında kızıl ibikli, ak benekli bir ağaçkakan da uçuşup durmakta. Yanı sıra, bülbülü andıran bir kuş… Ötede bir sincap sesi, o da yuvasından çıkmış çevreyi kolaçan ediyor, orda burda toprağı yokluyor; besbelli sonbaharda toprağa gömdüğü cevizleri arıyor.

Biz tam bahar kapıyı çalmak üzere derken, geldiğim günün gecesi ve onu izleyen iki gün yeniden kar yağdı, açılmış yerler, ağaçlar yeniden beyaza büründü. Ben de fotoğraf makinama sarılıp bu güzelim kar manzaralarını çektim.

2011’de, uzun gurbetlik yıllarından sonra yurda dönüşümün ardından köye hemen her yaz geldim. Kışın ise bu üçüncü gelişim. İlk keresinde Ablam İnci’yi toprağa vermek için gelmiştik. Şubat ortasıydı ama kar yoktu, bahar gibiydi. İkinci kez Diyarbakır’da bir toplantıdan buraya geçmiştim. Yine Şubat’tı ve yine kar yoktu. Bu kez köyün kışını yakaladım.

Ama yeni kar çabuk eridi ve ağaçlar yeniden çıplandılar. Dal uçlarında tomurcuklar da uç vermeye başladı bile.

Köy oldukça sakin. Kışı köyde geçirenler az ve yazlıkçılar henüz görünmedi. Bazen aşağı yoldan araçlar geçse, kargalar uçsa, köpekler havlasa ve horozlar ötse bile çoğu zaman öyle bir sessizlik var ki, anılarımın 1. Cildinde, çocukluğumun kışlarını anlatırken yazdığım gibi, “gelip geçen biri bu köyde hayat olup olmadığından kuşkuya düşebilir…”

Evimizi şömineyi andıran bir odun sobasıyla ısıtıyoruz. Üst katta kaldığım odada klima da var; yatmadan bir süre önce çalıştırıyorum.

İki üç kez yeğenim Gülsüm’le yola inip karşıdaki yamaca, Konkar Mezrası’na doğru gezindik. Bir keresinde yol boyundaki kar tabakasının kıyısında koşturan küçük bir fareye rastladık. Yakında ev filan yoktu. Belli ki bir tarla faresiydi. Yuvasından çıkmış, belki yolunu şaşırmış, sığınacak yer arıyor gibiydi. Bizi görünce kaçmadı, tam tersine yanımıza sokuldu, çevremde dolaştı, botlarıma süründü.

Bu minicik fare, sesimizden ve davranışımızdan ona karşı iyi duygular içinde olduğumuzu nasıl fark etmişti? Hayvanlarda çok güçlü hisler olmalı. Avrupa’da olduğum yıllarda, trende, kafede filan, üstlerinde, koyunlarında bir fare ile dolaşan insanları hatırladım. Kol uçlarından girip yaka altından çıkan fare nasıl da kendini güvende hissederdi.

Bir an bir kağıt mendille onu oradan alıp güvenli bir yere götürüp bırakmayı düşündüm. Cebimden çıkardığım mendille, elimi ona doğru uzattım. Ama bu kez kaçıştı. Herhalde insanlara o kadar da güvenilmez, demişti…

Remini çektim. Videoya da almak istedim, ama beceremedim. Onu akşam soğuğunda, orada karın yanında, doğanın kucağında bırakıp yürüdük… Köpek, kedi filan neyse de, evimize fare de taşıyacak değildik!

Burada nerdeyse 10 günüm doldu. Bilgisayarımı yanımda getirmiştim ve burada internet var. Anılarımın geriye kalan bölümü, 2010 sonrası üzerinde çalıştım. Okurlarım bilir, anılarımın ilk iki cildi basıldı. 3. Ve 4. Ciltler ise ben yurda döndüğümde baskıya hazırdı; ama bazı nedenlerle beklettim. Bir süreden beri son yılların hikâyesini de yazmakta idim. Köyde geçirdiğim 10 gün içinde bu bölümü de tamamladım. Bu da 400-500 sayfa tutar ve 5. Cilt olur.

Böylece anılarım, toplam olarak 3000 sayfayı buluyor. 1940’lardan başlayarak, yalnız benim değil, bir bakıma ülkemin ve yaşadığım dönemin, yani 80 yılının hikâyesi…

Dün (5 Mart) Derya benimle Gülsüm’ü köyden alarak Elazığ’a hastaneye götürdü. Mustafa Abim, bu arada safra kesesinden küçük bir operasyon geçirmiş, biraz düzelmişti. 6 Mart’ta bu kez de karaciğerinden bir operasyon geçirecekti. Kendisine “Ev, bahçe seni özlemiş,” dedim. Tavukları sordu. “Onlar da iyidir,” dedim. “Yarın ki operasyon da iyi geçecek ve iki-üç gün içinde seninle köye döneceğiz,” dedim. Güldü, “İnşallah” dedi.

Ben gece köye döndüm. Az önce haber aldım, bugünkü operasyonu da iyi geçmiş.

Günler süren karlı, kapalı havalardan sonra bugün yine güneş açtı. Hayat böyle işte, “Yas ve şenlik bir arada…”

Bir aksilik olmazsa iki-üç güne kadar Ankara’ya dönerim.

6 Mart 2019

Print