2019-08-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
 
Laik ahlâk, dinlerin de üstünde
2019-04-08 19:18
Metin Can
Baharın başlangıcı Mart’ta. Tabiatın canlanması, renklenmesi, süslenmesi doğası gereği. Aslında doğal olan her şey, kendisidir de. Varolduğu için vardır. Doğanın milyonlarca canlısından biri olan insanın da öyle olması beklenir, öyle olması gerekir.

Bebekler, örneğin kurnazlık etmeyi ya da başkasına özenmeyi bilmezler. Dini, milleti bilmezler. Doğal bir şekilde özgür ve laiktirler yani. Belli bir yaşa geldiklerinde durum yavaş yavaş değişir ama. İçinde yaşadıkları aile, grup ve toplum onları yönlendirmeye, şekillendirmeye başlar. Ellerini, beynini kullanmalarını öğretir mesela. Böylece her bebek, bir toplum mühendisliği atmosferinde büyümek zorunda bırakılır.

İnsanın doğa ve toplum mühendisliği, önemli oranda yıkıcıdır. Doğayı tahrip eder, kirletir. Toplum olarak, birlikte ve bir harmoni içinde yaşamayı zorlaştırır, yerine ve zamanına göre olanaksızlaştırır. İnsan, yine insanların bir kesimini ötekileştirir. Dövüştürür toplumun farklı kesimlerini ve bundan kurnazca kazançlar elde eder. Kirli kavgalarla elde edilmiş kirli kazançlardır bunlar. Ötekileştirdiklerinin, kendisi olmasına ve kendini tanımasna fırsat vermez. Bunda ısrar edenleri, bir şekilde etkisizleştirir.

Fakat, doğa gibi, toplumların doğası da değişimden, gelişimden yana işler. Bazen bir hayli geciktirilebilinmiş olsa bile!

16 Mart 1988’e kadar, Mart ayı benim için de baharın gelişi ve Newroz Bayramı demekti. Ne yazık ki bu tariten sonra, baharın havasına girmeden ve Newroz Bayramı’nı kutlamadan önce Halepçe Soykırımı’nı anımsar, anarım. Doğada her şey canlanır ve yeşerirken, o gün binlerce insanın hayatı, umudu bir anda yokedildi.

Kim bilir tarihin derinliklerinde, dünyanın dört bir yanında tam da baharın geldiği ayda, insanın insana, diğer canlılara, doğaya yaşattığı başka ne büyük acılar var! Bir şey daha var: Sayısız acılara rağmen, bahar ertelenemiyor işte!

Yazıda kullandığım başlık, Tibet budistlerinin ruhani lideri Dalai Lama’ya ait. Kendisiyle yapılan röportajlardan oluşturulmuş bir kitabın da adı.

Ahlâk, bireyin ve içinde yaşadığı toplumun tümünün insani davranışları, birbiriyle olan ilişkilerinin belirlendiği yaşam normlarıdır. Din ahlâkı (İslam ahlâkı, Hıristiyan ahlâkı), iş ahlâkı, sosyal ahlâk, hukuki ahlâk vs. Listeyi uzatmak mümkün.

Gelelim ‘laik ahlâk’a. Burada kastedilen manası, onun evrenseliği içermesidir. Hem varolan dinleri, hem de varolan ulusları aşkın bir anlayışlar dizgesidir. İdeal bir anayasadan beklenen, toplumu birarada tutmanın hukuki çerçevesini belirlemesidir. Böyle bir anayasanın en temel ilkesi, bireyin temel insani ve doğal haklarının güvenceye alınmasıdır.

Bu, nasıl olabilir peki?

Laik ahlâkın her alanda gelişmesini, insanların barış içinde birarada yaşayabilmesini, birbirlerine saygı çerçevesinde sahip çıkabilmesini, farklılıkları bilinçle koruyabilmesini sağlamakla! Aksi taktirde, yani topluma önerilen ahlâk bu sıralananları sağlayamıyorsa, ‘orman kanunu’ndan farkı yok demektir. Kimseye faydası olmaz.

Laik insan ahlâkını temel alanlar, gücünü ve desteğini sivil toplumdan alırlar. Hareket tarzları, sorunların adil ve meşru çerçevede kalarak çözülmesine dayanır. Bu medeni cesareti gösteremeyenler, militarist gücü ve zorbalığı devreye sokarak sorunlara çare bulacaklarına inanırlar. Bu da katliamlara, yıkımlara, zülümlere, göçlere, sürgünlere neden olur. Toplumlarda, ahlâki değerlerin çürümeye başlaması ile vicdan yitimi birbirine koşut bir şekilde gerçekleşir. Öyle toplumlarda, bir türlü rahat ve insana yakışır bir şekilde yaşanmaz.

Birlikte yaşamanın kuralları ve gerekleri önemsenmek zorunda. Polisiye önlemler, daha sıkı bir denetim, yasak, ekonomik kaynakları militarizme ve onun için üretilen malzemelere yatırmak çare değil. Bu bir bumerang, yani eninde sonunda döner sahiplerini yaralar, yokeder.

Çare, sivilizasyonda!
Print