2019-06-20
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Mehmet Altan
 
Recep Peker kafasıyla medya düzeni
2019-04-12 21:16
Mehmet Altan
1946’daki başbakanlığa kadar defalarca bakanlık yapan ve eski bir asker olan Recep Peker 61 yıllık ömründe ceberrut devletin simgesi oldu
1930’lu yılların Türkiye’sinde dolaşmaya devam ediyoruz… İki hafta önceki “Yarın…Yarın” başlıklı yazıda Arif Oruç’un yaşam hikâyesini anlatırken “Yarın"ın kapanması üzerine bazı yakınlarına Mücadele adlı bir gazete çıkarttıysa da bu gazetenin de 7 Eylül 1931 tarihli ilk sayısı toplatıldı ve devamı yasaklandı. Mücadele gazetesinin de inanılmaz bir hikâyesi var. Tek bir gün çıkan gazetenin künyesinde olmamasına rağmen ardındaki ismin Arif Oruç olduğu iddiasıyla gazetenin yayını engelleniyor… Başrolde de dönemin başbakanı Recep Peker bulunuyor…” diye yazmıştım.

“Belki bir yazıyı da bu çok ilginç gazete macerasına ayırırız” diye de eklemiştim…

***

Ne yazık ki devlet ve hükümet baskısıyla püskürtülen ve ancak bir sayı çıkabilen Mücadele gazetesinin üzerine, Doç. Dr Serdar Öztürk’ün 2005 yılında yazdığı 14 sayfalık bir makalesi dışında pek bir çalışma yok…

Halbuki bu gazetenin hikâyesi 1930’lu yılları ve dönemin Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Sekreteri ve daha sonranın başbakanı Recep Peker’in otoriter ve totaliter Türkiye’sini dört dörtlük anlatmakta.

Ancak bir gün çıkabilen bir muhalif gazeteden söz ediyoruz…

Genç nüfus Recep Peker’i bilmiyorsa da, “Recep Peker kafası” bize çok tanıdık… O nedenle önce Recep Peker’den başlayalım… Daha sonrası kendiliğinden geliyor.

***

1923 yılından başlayıp 1946 yılındaki başbakanlığa kadar defalarca bakanlık yapan ve eski bir asker olan Recep Peker 61 yıllık ömründe Türkiye’deki ceberrut devletin en unutulmaz simgesi oldu.

İtalya"daki BenitoMussolini ve Almanya"daki Adolf Hitler rejimlerine yakın bir siyaseti savundu.

1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası Kâtib-i Umumîliği"ne atandı.

1933 yılında yeniden organize edilen İstanbul Üniversitesi"nde Atatürk tarafından İnkılâp Tarihi dersleri vermekle görevlendirildi.

1931-1936 yılları arasında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü ile birlikte Tek Parti rejiminin güçlü adamı olarak görüldü.

1936 yılında faşizmi incelemek üzere İtalya"ya gönderildi.

Dönüşünde TBMM’nin de üzerinde yer alan bir "Faşist Konsey" kurulmasını öneren bir rapor yazdı.

TBMM"de, Türkiye"de daha çok demokrasinin olması gerektiği üzerine bir tartışma esnasında “Zigana dağının üzerinde portakal ağacı dikilmez” ve “Liberalizm, vatan hainliğidir” diyebilen bir siyasetçiden söz ediyoruz.

***

Doç. Dr. Serdar Öztürk, Recep Peker’inCHF’nin Genel Sekreteri olarak basına ve özel olarak da Mücadele gazetesine yönelik genelgelerini bulmuş çıkarmış…

“6 Temmuz 1931 tarihinde zamanın Cumhuriyet Halk Fırkası Kâtib-i Umumîsi Recep (Peker) imzalı bir genelge Parti’nin tüm il idare heyeti başkanlıklarına gönderildi.

“Genelgeye göre, uzun süreden beri Türkiye’de “muhalif fikir cereyanlarını temsil etmek” bahanesiyle yayın faaliyetlerinde bulunan bazı gazeteler, parti ilkeleri doğrultusunda yayın yapan gazetecilerin dikkatlerini çekmektedir. ‘Muhalefet namı altındaki neşriyat,’ genelgedeki iddiaya göre, bir süreden beri ‘Devlet otoritesini bozacak ve masum fikirli vatandaşları zehirleyecek’ sınıra gelmişlerdir.

“ ‘Her aklı başında’ yurttaş, bu gerçeği, ‘teessürle ve esefle takip’ etmektedir. Son ay zarfında (Haziran) CHF Umumi İdare Heyeti’ nin bu durumu dikkatle ‘takip ve mütalaa’ etmiş, yapılan yayınlarda izlenen amacın ‘tenkit ve murakebeden (denetim) ziyade tahrip ve umumi nizam ve intizamı teşviş edecek (bozacak) gayelere hizmet eder’ içerikte görmüştür.

“… Bunun neticesinde halk tabakaları arasında otorite, zevat ve müesseseler aleyhinde yapılan mütemadi telkinin fena kanaatler uyandıracağı ve bu kanaatlerin gitgide umumileşeceği ve memlekette iyi, doğru mefhumlarının büsbütün kaybolacağı tehlikeleri tabii mütalaa olunmalıdır. Bu vaziyet milli itimadı, nefsi, istikbale giden yolların kuvvet menbaı olan ümidi, milli birliği de tehlikeli kılmak istibadındadır.”

Bu tür “yanlışlara” düşülmesin diye “Meclis tutanaklarının bütün gazetelerde aynen yayınlanması hakkında Meclis kararı bulunmaktadır.” Genelge bunu da hatırlatmaktadır.

***

7 Eylül 1931 günü Mücadele yayımlanır. Aynı gün bu gazeteyle ilgili hükümete imzasız bir ihbar mektubu ulaşır; gazetenin “ilmî şekilde ve gayri şahsî olarak şiddetle muhalefet yapacağı” belirtilmektedir…

İhbar mektubundan bir gün sonra, 8 Eylül 1931 tarihinde CHF Kâtib-i Umumîsi sıfatıyla Recep (Peker) Bey CHF’nin il başkanlıklarına iki ayrı genelge göndererek, il başkanlıklarının Mücadele ile ilgili gerekli önlemleri almasını istedi. 2280 numaralı genelgede şöyle denilmekteydi:

“İstanbul’da (Mücadele) isminde yeni bir gazete çıktı. Bu gazetenin başlığı altındaki yazıda işçi ve çiftçi haklarını müdafaa edeceği yazılıdır. Bundan başka (Niçin çıkıyoruz?) serlevhalı baş makalesinde hükümetçe tesisine müsaade edilmeyen işçi ve çiftçi teşekkülünün maksatlarına uyan ifadeler ve ezcümle kol ve kafa işçilerinden, esnaf ve çiftçiden bahseden milli birliği bozacak noktalar vardır. Mücadele’nin çatışmacı bir toplum yaklaşımını benimsemesi siyasal iktidarın dayanışmacı toplum modeline aykırı olduğundan, bu gazete ‘milli birliği bozacak’ bir yayın olarak nitelenmişti.”

***

Recep Peker, genelgede “gazetenin iç yüzüne dair aldığımız doğru malumat” gibi ifadelerle ihbar mektuba gönderme yapar:

“Gazetenin isminde de ve ilk nüsha başında Fırkamıza tariz etmesinden de anlaşılacağı üzere sahiplerinin gayesi çatışmak, efkâr-ı umumiye karşı Fırkamız aleyhine telkinat yapmaktır. Gazetenin kullandığı harflerden ve ilk nüshası muhteviyatından anlaşılan hüviyeti bunun kapanan (Yarın) gazetesinin isim değiştirilmiş muhteviyatından bir başka nüshası olduğunu anlatır. Diğer taraftan gazetenin iç yüzüne dair aldığımız doğru malumat yeni teşebbüs sahiplerinin bazı zahiri istisnalarla Yarın gazetesinin tahrir ve tertip heyetleri arasında olduğunu gösteriyor.”

2281 sayılı genelgede, il başkanlıklarından “fırka aleyhine yayın yapan gazete bayileri arasında fırka mensuplarının” yer almalarını önlemeleri istenilmekteydi. Çünkü alınan duyumlara göre muhalif gazeteleri satan gazete bayileri arasında partiye üye kişiler bulunmaktaydı.


***

Doç. Öztürk, Mücadele gazetesi ile ilgili 23 Eylül 1931 tarihli içeriği bilinmeyen bir başka genelgeden daha söz eder. Ancak Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki CHP kataloglarında yer alan bu belgeye “restorasyonda” olduğu için ulaşılamamaktadır.

***

CHF Kâtib-i Umumîsi Recep Bey’in emri üzerine gazetenin kapatılma kararı valilikçe gazete idarehanesine tebliğ edilir.

Vali yardımcısı Fazlı Bey, “Mücadele gazetesinin Yarın gazetesi yerine çıktığının ve gazetecilik yapması kanunen münselip bulunan Arif Oruç Bey tarafından çıkarıldığının anlaşıldığını” söylemiştir.

Şöyle devam etmiştir:

“Verilen beyannamede kendisini sahibi imtiyaz gösteren zat ki onun da kanunî evzafı haiz olup olmadığı henüz tetkik ediliyor. Müracaat ederek bunda muvazaa olmadığını şifahen beyan etmiş ise de beyanatı arasında Yarın gazetesinin bazı eşya ve malzemesinden istifade edildiğini söyleyerek muvazaayı tevilen itiraf da etmiştir. Bu itibarla haklarında yeni matbuat kanunun 17 ve 18 inci maddeleri ahkamı tatbik edilmiştir.”

Halbuki Recep Peker’in genelgesi il başkanlıklarına gönderilmiştir. Ve 1931 yılı itibariyle il başkanlıkları ile valiler arasında “resmî” olarak herhangi bir ilişki yoktur. Valilerin aynı zamanda il başkanı olması 1935 yılında resmîleşir. Bu parti-devlet inşasıdır.

Mücadele’nin kapatılmasına ilişkin kararın vilayet tarafından alınması bu tek parti-devlet özdeşliğinin çok daha önce başladığının da ifadesidir.

Böylece Mücadele gazetesi ikinci gün çıkamaz.

***
Altı sayfalık Mücadele gazetesinin tek nüshası ilk sayfası yırtık olarak Meclis kütüphanesinde bulunmakta…

İmkânınız olur ise basın tarihinde Recep Peker zulmünden nasibini alarak sadece tek gün çıkabilen Mücadele gazetesine bir göz atın…

Ve bunu gerçekleştirirseniz gazetedeki “Dalkavuk” imzalı “Dalkavuklara Söylüyorum” başlıklı yazıyı da muhakkak okuyun, günümüz dalkavuklarının eski bir tür olduğunu göreceksiniz:

Azizim dalkavuk! Epi(ey)dir matbuat piyasasında bir durgunluk var. Gazeteler süt dökmüş kediler gibi birer kenara büzülmüşler. Ne etliye ne sütlüye , ne sele ne sabuna el ve dil uzatıyorlar, kendi gölgesinden korkan çocuğa, kendi ağzını yara zanneden bir müvesvise benzetmekle hata etmemiş oluruz (…) Benden size nasihat gazeteci olacağınıza müvezzi olun, daha yan gelip keyif çatmış olursunuz.”


-------------------------------------------------------

Marmara Yerel Haber-12 nisan 2019
Print