2019-05-23
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Levent Gültekin
 
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
2019-05-05 17:44
Levent Gültekin
HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in PKK lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı, giderek yaygınlaşan açlık grevleri var.

Bugüne kadar açlık grevlerinde yaklaşık sekiz kişi hayatını kaybetti.
Yukarıda da dediğim gibi amaç başta Öcalan olmak üzere mahkumlara uygulanan tecridin kaldırılması olduğu söyleniyor.

Meseleye söylendiği şekliyle baktığımızda burada bütün suç ‘insanların haklı taleplerine kulak tıkayan devletin’ diyebiliriz.

Elbette ki tecridin kalkması lazım.

Mahkum da olsalar haksızlık, hukuksuzluk kabul edilemez.
Zaten açlık grevlerinin başladığı ilk aylarda devlet Öcalan’ın kardeşi ile görüşmesine izin verdi.

Bir anlamda tecridi azaltmaya dönük kendince adım attığını göstermiş oldu.
Görünen o ki devletin bu adımı yeterli görülmemiş olacak ki başlayanlar vazgeçmediği gibi açlık grevleri her geçen gün giderek yaygınlaşıyor.
Bir hak talebinde bulunurken kendi yaşamından vazgeçmek ya da vazgeçmeye zorlanmak başlı başına bir tartışma konusu.

Dahası ülkede tek adam rejimi kurulmuşken, demokrasi ağır yara almışken, KHK gibi hukuksuzluklarla dışarıdaki insanların bile hayatı karartılırken, hukuk, bağımsız yargı neredeyse bütünü ile rafa kaldırılmışken, toplumun bütün kesimlerini derinden etkileyen yoksulluk, işsizlik dalga dalga yayılırken, ülkede yaşayan her bir bireyin yaşamını onlarca yıl olumsuz etkileyecek bir karanlık sürece girilmişken böyle bir ortamda Kürt siyasetinin birinci önceliğinin Öcalan’a uygulanan tecridin veyahut hapishanelerdeki hak ihlallerinin olması, bunun için insanların canının feda edilmesi hakikaten aklın, mantığın aldığı bir şey değil.
Fakat mesele sadece bununla sınırlı değil.

Çünkü açlık grevine katılan insanların aileleriyle konuşanlar veyahut yaşananların arka planını bilenler meselenin basit bir hak talebi olmadığını da biliyorlar.

PKK insanların canı üzerinden devlete karşı stratejik bir hamle yapıyor.
Bir anlamda kendince güç gösterisinden bulunuyor.

Bu stratejik hamlesi için de yüzlerce insanın hayatını kullanıyor.
Aynen hendek politikasında olduğu gibi.

Bunun böyle olduğunu bilmiyormuş veyahut böyle değilmiş gibi davranmak ne dürüstlüğe, ne insanlığa sığar ne de sorunun çözümüne katkı sunar.

Sekiz kişi hayatını kaybetti. Yüzlercesi de aylardır açlık grevinde ve birçoğu ciddi hasar görmüş durumda. Şimdi de ölüm oruçları başlıyor.

İnsan yaşamının politikaya bu kadar hoyratça malzeme yapılması, yüzlerce insanın göz göre göre ölüme gönderilmesi, oradan politik başarı beklenmesi kabul edilir bir şey değil.

Tekrar edeyim: PKK baskıyla taraftarlarını ölüme göndererek devlete karşı güç gösterisinde bulunuyor.

Devlet bu taleplere olumlu cevap vermezse zannediyorlar ki toplum vicdanında ağır yara alacak. Olumlu cevap verirse PKK bir zafer kazanmış olacak.

Devletin böyle durumlara bilgece bir tutumla yaklaşmadığını meseleyi her zaman pozisyonu korumak olarak gördüğünü hepimiz biliyoruz.

Bunu bildiğimiz halde sabah akşam iktidara laf söylemek meseleleri çözüme kavuşturmuyor.

Asıl tartışılması gereken: PKK’nın, HDP’ye meşru siyaset zemini bırakmayan, temsil iddiasında olduğu halkın canını bile hiçe sayan bu çağdışı adımları bu kadar pervasızca atabiliyor olması.

Dahası HDP’de barışçı, sivil siyasetten yana olanlar yani Kürt meselesinin demokrasi içinde çözülmesi gerektiğini savunanlar PKK’nın bu dayatmacı, meşru siyaset zeminini yok edici akıl dışı adımlarının karşısında sessiz, çaresiz kalması.

HDP niçin var?

Neyin siyasetini yapıyor?

Temsil ettiği toplum kesimine hangi geleceği vaat ediyor?

PKK’nın bu tehdide, baskıya dayalı, insanların canını hiçe sayan dayatmalarına karşı ne yapmayı düşünüyor ya da niçin bir şey yapmayı düşünmüyor?

Dahası PKK’nın HDP’ye tepeden bakan tavrına, ‘sizin değil bizim dediğimiz olur’ yaklaşımına, ‘sizin göreviniz siyaset üretmek değil bizim belirlediğimiz stratejiye göre tavır belirlemek’dayatmasına HDP daha ne kadar sessiz kalacak?

Ne zaman bu açmazı bozacak bir siyaset üretecek?

Diğer taraftan iktidar ne zaman bir gerginliğe, toplumu kutuplaştırmaya ihtiyaç duysa PKK’nın devletin imdadına yetişir tarzda eylemlerde ve söylemlerde bulunmasındaki bu şaibeli durumu daha ne kadar görmezden gelecek?

PKK’nın, Kürt sorununun çözümünde HDP’deki kimi barışçı, aklı selim politikacılardan farklı bir amaç güttüğü gerçeğini bu kimseler tam olarak ne zaman kabul edip ona göre tutum belirleyecek?

Hepimiz biliyoruz ki PKK açlık grevini sadece hapishanelerdeki kendi birkaç taraftarına dayatmıyor.

Kamuoyunun yakından tanıdığı, saygı duyduğu birçok HDP’li siyasetçi de benzer dayatmayla karşı karşıya.

Bu kimseler güçleri olduğu için PKK’nın ‘açlık grevine, ölüm orucuna başlayın’ dayatmalarına direnebiliyor.

Direnemeyen canını kaybedenler ise adı sanı duyulmamış insanlar.
Kendi canınızı kurtarıp bu insanların canının heba edilmesini daha ne kadar görmezden geleceksiniz?

Bu sorularıma “HDP’liler PKK’ya açıktan bir şey söyleyemezler çünkü fatura ağır olur” diye cevap verenler var.

Peki o zaman niye orada duruyorlar?

Niçin içlerinden kimse çıkıp da “Ben bütün politikalarıyla başta Kürt halkına genel olarak da Türkiye’ye zarar veren bu yapının değirmenine su taşımam” diyemiyor?

Sorunun çözümüne katkı sunacak bir aktör haline gelemedikten sonra, etki edici ağrılık kazanamadıktan sonra PKK’nın, insanların yaşamına neden olan bu akıl dışı politikalarına direnemedikten sonra vekillik, belediye başkanlığı, parti meclisi üyelikleri gibi pozisyonları korumak vicdana, insanlığa, demokratlığa sığar mı?

Bu makamları niçin alıyorsunuz?

Temsil ettiğiniz insanların hakkını, hukukunu, yaşamını korumak için değil mi?

‘İçeride kalarak mücadele ediyoruz’ tezi de bir yere kadar anlaşılır bir gerekçeydi.

Bunun sonuç vermediği, içeride kalmanın PKK’ya toplumsal meşruiyet sağladığı bunun da PKK’yı daha da pervasızlaştırdığı ne zaman fark edilecek?

Hep söyleriz AK Parti’de üç kişi beş kişi zamanında itiraz edip “Ben yokum” deseydi iktidar bu kadar pervasız, bu kadar hukuk tanımaz olmaz, ülkeyi böyle uçurumun eşiğine getiremezdi.

Birçok HDP’li de iktidar partisi mensuplarına ”İçinizde olup bitene itiraz edecek, ben yokum diyecek kimse çıkmayacak mı”sorusunu yöneltiyor.
Peki aynı soru HDP’li siyasetçiler için de geçerli değil mi?
Nedir sizi orada tutan?

PKK’nın gerçekte ne yapmak istediğini, nereye varmak istediğini, çağdışı anlayışa teslim olduğunu gördüğünüz, bildiğiniz halde dahası bu politikaların demokrasi mücadelesine büyük zarar verdiğini, Kürt halkının hayatını cehenneme çevirdiğini defalarca tecrübe ettiğiniz halde daha ne kadar bu oyunu parçası olmaya devam edeceksiniz?

Kürt meselesinin demokratik yollardan çözülmesinin, sivil siyasetin alan bulmasının, HDP’nin siyasette varlık göstermesinin önündeki tek engel iktidarın baskıcı politikaları değil.

PKK ile devletin bu anlamda dolaylı ama şaibeli bir çıkar ittifakı var.
Görünen o ki çatışmanın sürmesinden, diyalog yolunun tıkanmasında, sivil siyasetin önünün kapanmasında iki taraf da kendilerine kazanç sağlıyor.
Diğer taraftan Adapazarı’nda, Samsun’da veyahut başka şehirde bir Kürt vatandaşına yapılan ayrımcılık, kabalık için ortalığı ayağa kaldırıp haklı olarak feveran edenler PKK’nın binlerce Kürt vatandaşını ölüme götüren saçma sapan politikalarına tek söz söylememesi anlaşılır gibi değil.
Sekiz insan ölmüş yüzlercesi de ölümün eşiğinde.

Sesiz kalmak olacak şey mi?

Kaldı ki 30 yıldır açlık grevi yapılıyor, 30 yıldır güya özgürlük mücadelesi veriliyor.

Bütün bunlar ölümden, yıkımdan, başka şey getirmedi.

Aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek akıllı insanların yapacağı şey değil.
Bu nedenle HDP’deki aklı başındaki siyasetçilerin artık karar vermesi gerekiyor.

İyi niyetle verilen çabaların, içeride kalıp mücadele edeyim anlayışının esasında yıkım değirmenine su taşıma anlamına geldiğini artık görmeleri gerekiyor.
Ya PKK’yı yıkımdan ve ölümden başka şey getirmeyen politikalarından caydıracak bir tutum takınmalılar ya da “Ben yokum” diyerek PKK’nın tabandaki toplumsal meşruiyetinin sorgulanmasının önünü açmalılar.
Ya gerçekten sivil, meşru siyasetin gerekliliğini yerine getirecekler ya da PKK’nın çatışmacı politikalarının parçası olup topluma da demokratik mücadele veriyoruz demeyecekler.

Çünkü barışçı olmak, demokrat olmak dahası dürüstlük bunu gerektiriyor.
Aksi durumda hem kendi itibarlarını hem de temsil ettikleri toplum kesiminin desteğini kaybedecekler.

HDP’deki oy kaybı da bu çaresizliğin, çözümsüzlüğün neticesi.
------------------------------------------------------
Marmara Yerel Haber- 4 Mayıs 2019
Print