2019-07-19
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Mehmet Y. Yılmaz
 
Önce utanç tablosunu değiştirin
2019-07-05 18:40
Mehmet Y. Yılmaz
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yeni Türk yargıcı Saadet Yüksel’in yemin töreni, Ankara’nın küçük çaplı bir gövde gösterisine dönüştürülmek istendi ama AİHM “kekimi ye, beni yeme” dedi!

Yemin töreni basına kapatıldı, törenden fotoğraf servis edilmedi.
Tören için Ankara’dan Brüksel’e giden Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit ve Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, yanlarına Yüksel’i de alarak “AİHM kapısında” bir hatıra fotoğrafı ile yetinmek zorunda kaldılar.

AİHM’ye seçilen yargıçların yemin töreni son derece sade ve üst düzeyde bir davetli listesi de hiçbir zaman olmuyor. Yemin törenine katılanlar sadece diğer AİHM yargıçları oluyor.

Üç yüksek mahkeme başkanının yemin töreni için bu durum bilinmiyormuş gibi Ankara’dan gönderilmelerinin nedeni Türkiye’nin AİHM’ye verdiği önemi göstermekmiş!

Bunu okuyunca kendimi kahkaha atarken buldum.

Siyasetçi karşısında cüppesini iliklemeye çalışan, denetlemekle yükümlü olduğu idarenin başıyla çay toplamaya giden yargıçlar mı AİHM’ye verdiğimiz önemi gösterecek?

AİHM’ye gerçekten önem veren bir devlet, her şeyden önce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve AİHM içtihatlarına uymaya gayret eder.
Sokaklarında polisin insanları plastik mermi ve biber gazıyla terörize ettiği, ağzını açanın hapse tıkıldığı, yargı mensuplarının yürütmenin memuru konumuna düşürüldüğü bir ülke burası.

Üç yüksek yargıcı değil, bütün Adalet Bakanlığı’nı da Brüksel’e gönderseniz AİHM siciliniz utanç verici.

Türkiye şu anda Rusya, Romanya ve Ukrayna’nın ardından AİHM gündeminde hakkında en fazla şikâyet olan ülke konumunda.
Avrupa demokrasi liginde birlikte oynadığımız grup bu!

AİHM gündemindeki 58 bin 500 dava başvurusundan 7 bin 850’sini Ankara’ya karşı şikayetler oluşturuyor.

AİHM’ye önem veriyorsanız önce bir üst kümeye çıkmaya gayret edin!

***
Muhalefete FETÖ sopası
Ali Babacan’ın, Abdullah Gül’ün de desteğiyle bir siyasi parti kuracağı dedikoduları ilk çıktığında hiç inanmamıştım.

Daha sonra yayımlanan kulis haberlerine de hep ihtiyatla yaklaştım.
Ama dün okuduğum bir haberden sonra da bu bilginin artık kesin doğru olduğunu söyleyebilirim.

Haber şöyle:
“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ali Babacan hakkında “FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım ettiği” gerekçesiyle başlattığı soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı.

“Savcılık, Babacan’ın bakanlığı döneminde İzmir Askeri Casusluk kumpasıyla hedef alınan dönemin Hazine Müsteşarlığı çalışanlarını, ‘bilgilerine başvurmak üzere’ ifadeye çağırdı.

“Eski Hazine çalışanı Ali Çevik, eski bakan Ali Babacan hakkında FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım ettiği gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusundabulunmuştu.”

Hatırlarsınız, Meral Akşener hakkında da 2016 yılında “Fethullahçıdır” diye başlatılan soruşturma, iktidar koalisyonunun seçim yenilgisinin ardından raflardan indirildi.

“Üç yıldır akılları neredeydi, soruşturma üç yıl niye bekledi” diye sorduğunuzu zannetmiyorum, çünkü nedeni belli: Üç yıl önce seçimde yenilmemişlerdi!

Bu parti kurma işleri olmasaydı, Ali Babacan hakkındaki soruşturma da asla gündeme gelmezdi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı Babacan’ın “FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddiasıyla açıyor.

Kuşkusuz ki AKP’nin bir bakanı olarak Babacan da, Fethullahçılara, tıpkı zamanın başbakanı gibi “ne istedilerse vermiştir”.

Yalnız unutulan bir şey var: Babacan, bakan olarak Fethullahçılara yardım ederken bunlara “FETÖ” değil, “Hocaefendi’nin hizmet hareketi” demek iktidar çevrelerinde kabul gören bir hitap biçimiydi.

Biz bir avuç gazeteci, köşe yazılarımızla, hapse atılma tehlikesini de göze alarak “yapmayın, Fethullahçılara uymayın, bunlar gizli örgüt” dedikçe bize kızıyorlardı, onu da hatırlıyorum.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu soruşturmayı Babacan ile sınırlı tutmaması gerekir.

Soruşturmanın, derinleştirilip genişletilmesi gerekir ki FETÖ’nün siyasi ayağı dediğimiz şey de ortaya çıksın.

Fethullahçılara kim, ne yardım etmiş, kim hangi makamları, avantaları peşkeş çekmiş, kim değirmenlerine su taşımış, hepsi ortaya çıksın.

FETÖ soruşturmalarını siyasete alet etmeyin, sadece gerçeği arayın ki bu belayı başımıza kimler sardı, hep birlikte öğrenelim.

***
Binali Bey, sizi unuttum sanmayın sakın!
Binali Yıldırım Bey’e bir soru sordum yanıt alamadım.
Yanıt vermediği gibi avukatları yazıma erişim yasağı koydurttu. Üzerine bir de savcıya vermişler, hapislerde sürüneyim filan diye!
Binali Bey, bırakın bu boş işleri.

Bu tür tehditlerden korkmam, korksam bu işi yapmam.

Sorum hâlâ geçerli: Dünyanın her yerindeki iş idaresi okullarının lisans üstü programlarında örnek olay diye anlatılabilecek bir ticari başarı söz konusu.
Bu işin püf noktalarını herkesle paylaşmaktan niye kaçınıyorsunuz?
Yeni yetişen girişimci gençlere ilham verecek bir başarı öyküsünü niye bizlerden esirgiyorsunuz?

Gözüm üzerinizde, kulağım sizde. Kestane kebap, acele cevap!
-------------------------------------------------------
T24- 5 Temmuz 2019

Print