2019-10-22
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
HASANKEYF, ZENGİN BİR TARİH SULARA MI GÖMÜLECEK?
2019-07-22 11:36
Kemal Burkay


Şu günlerde özellikle sosyal medyada Hasankeyf üzerine çokça yazılıp çiziliyor. Ilısu barajının tamamlanmasının ve su tutmasının ardından bu tarihi kentin su altında kalması tehlikesi artık aylarla, günlerle sayılır oldu. Bundan kaygı duyanlar haklı olarak seslerini yükseltiyorlar, binlerce yıla dayanan bu zengin tarih sular altında kalmasın diyorlar.

Son olarak bölgedeki 17 baro da yayınladıkları ortak bildiri ile bu konuda ilgililere çağrıda bulundurlar.

Bu güzel bir şey. Ama ne yazık ki geç kalındı. Ilısu barajını inşa girişimi, on yıllar öncesinden, GAP projesinin kapsamı içinde başladı. O dönemde, daha 1980’li yıllarda bu konuda ilgilileri uyarmaya ve kamuoyu yaratmaya çalışan insanlar oldu.

Ben de o yıllarda Ankara’da Mehmet Bayrak’ın çıkarıp yönettiği Özgür Gelecek Dergisi’nin Şubat 1989 tarihli sayısında yazdığım, “Hasankeyf Baraj Altında Kalıyor; Zengin Bir Tarih Sulara mı Gömülecek?” başlıklı uzunca bir yazıda bu konu üzerinde durdum. 30 yılı aşkın süre önce çıkan bu yazımın bir bölümünü aşağıya alıyorum:

“GAP projesi üzerine atılan nutuklar, kurulan umutlar malum. (….) Teknokratlar, politikacılar, işverenler harıl harıl planlar kuruyor, gelecekteki “milyar kilovat saatler”in, “milyon ton patetesler”in ve pamuk balyalarının hesabını yapıyorlar. Bunlar güzel. O patateslerden belki bizim payımıza da birkaç tane düşer. Belki şu Bingöl ya da Sason dağındaki kulübemizi de bir elektrik lambası şenlendirir… Söz konusu projenin Türkiye’ye ve bölge halkına ekonomik ve sosyal bakımdan ne getirip ne götüreceği ayrı bir konu; ama meselenin bir yanı daha var ki söz konusu bentlerin arkasında Mezopotamya ovasının, bin yıllar boyu Dicle ve Fırat kıyısında kurulan, bir bölümü şimdi toprak altında olan zengin uygarlıkları da yitip gidecek. Fırat üzerindeki tarihi Samsat kasabasını su bastı bile. Tarih bakımından eşsiz bir hazine olan Hasankeyf ise belki iki-üç yıla kadar Ilısu barajının altında kalacak.

“Cumhuriyet Gazetesi, yalnız gazetecilik açısından değil, kültür hizmeti açısından da saygın bir örnek vererek bir süreden beri bu konu üzerinde duruyor, kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmek istiyor. İlgili ve yetkilileri uyarıyor.

“Sorun gerçekten önemli. Bu konuda uzman bir kişi, bir süreden beri Hasankeyf yöresinde bir bölüm tarihi eserleri kurtarma çalışmalarına katılan, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Oluş Arık şöyle diyor: ‘Bu tür merkezler binlerce yılda oluşurken Hasankeyf yüzlerce yıldır bu yıkık durumda kalmış. Daha içinde ne hazineler olduğunu bile tam olarak bilmiyoruz ve onu bir anda yitiriyoruz.’

“Cumhuriyet’in yayını üzerine Kültür Bakanlığı da konuyla ilgilendi. Uzmanların verdiği bilgilere göre Ilısu Barajı’ndan tümüyle vazgeçmek de şart değil. Bendin yüksekliğini, yani su seviyesini birkaç metre düşük tutmak yetiyor. Hasankeyf Belediye Başkanı da bu tarihi kasabanın kurtarılması için girişimlerde bulundu; hükümete ve UNESCO’ya çağrı yaptı. Ne var ki Devlet Su İşleri önerilere aldırmıyor. Özal ve teknisyenleri için tarihin bir değeri yok. Ilısu Barajı, Karakaya, Keban ve Atatürk barajlarıyla kıyaslandığında son derece küçük kalıyor. Bent seviyesinin bir parça düşük tutulması elektrik enerjisi bakımından önemsiz bir kayıp olacaktır. Ancak bu kadarcık bir kaybı bile göze almıyorlar. Diğer yandan milyarlarla ölçülemeyecek bir tarihi göz göre göre sulara gömüyorlar.

“Bu baraj muhtemelen 40-50 yıl sonra dolmuş ve artık işe yaramaz olacak. Ama suya, çamura gömülen tarihi eserler bir daha geri gelmeyecek.
“İnsanlara elbet barajlar da gereklidir. Ama bu eşsiz tarihi değerleri yok etme pahasına olmamalı. Eğer Cengiz Hanlar, Hulagular döneminde yaşasaydık bu anlayışa şaşılmazdı. Ama Yirmi Birinci Yüzyıla yaklaşıyoruz. Çağımızda uygar uluslar tarihi değerleri korumak için ne büyük çabalar harcıyorlar. Kimi zaman eski bir tarihi yapıyı, hatta bir ağacı korumak için koca yolların yönünü değiştiriyorlar. Çünkü tarihi eserler toplum için yalnız maddi değil, aynı zamanda moral bir zenginliktir; bir bilgi, estetik ve onur kaynağıdır.”

Yazımın daha sonraki bölümünde Hasankeyf’in, Kürtçe adıyla Heskif’in tarihinden ve bilinen tarihi eserlerinden uzun uzun söz ediyor ve yazıyı şöyle bitiriyordum:

“Şimdi bu tarihi kent, Ilısu Barajı’nın tamamlanmasının ardından su altında kalmayı bekliyor. Onun kurtarılması için kamuoyunda çıkan sesler, örneğin bir Gökova ile, bir kaplumbağalar olayı ile kıyaslandığında san derece zayıf.

(….)

“Bölgedeki insanlarımıza gelince… Onlar da belki şimdi böyle şeyleri düşünecek durumda olmadıklarını söyleyecekler. Açlığın-işsizliğin, işkencenin-terörün gırla gittiği bir ortamda, bu can pazarında onlara hak vermemek mümkün değil. Ama yine de düşünmek gerek. Burası yurdumuzdur. Bu eserler ülkemizin değerleri, güzellikleri, zenginlikleridir. Baba-atamızdan kalmıştır. Onları korumak, onarmak, toprak altındakileri meydana çıkarmak için çaba göstermek bizim görevimiz.

“Sorun yalnızca Heskif değil elbet. Ama o bugün bir örnek. Yalnız sanat adamları, tarihçiler de değil. Tüm aydınlar, sorumlu politikacılar, bilinçli, uyanık herkes sesini yükseltmeli.

“Zaman geçmeden Heskif’i kurtaralım.”

Evet , 30 yıl önce Hasankeyf için böyle demişim. Ve konu bugün de gündemimizde. Şimdi daha çok insan binlerce yıla dayanan bu tarihin korunmasının önemini kavramış görünüyor. Artık sivil toplum örgütlerinin de sesi duyuluyor.

Peki ilgili ve yetkililer sesimizi duyacak mı? O da ayrı mesele. Eğer daha çok insan bu talebi yükseltirse, sesimiz daha gür çıkarsa başarabiliriz; belki onlar da kulaklarına bez tıkayamazlar.

22 Temmuz 2019



Print