2019-12-12
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Cengiz Aktar
 
İki Cami arasında Binamaz
2019-11-21 10:49
Cengiz Aktar
Esasen camilere ilâveten epey de “mescit” var: AB, Mısır, Suudî Arabistan, İran, Irak, Kürdler, İsrail, Yunanistan ve bilumum komşu. Hazretin mescitlerde ibadet gibi bir ikbali yok elbet. Aksine, azarlıyor hepsini. Ama Vaşington Camii ile Moskova Camiinin şakası yok. Bu kafayla daha çok gelir gider oralara yüz sürmeye.

İşin reis açısından en çıldırtıcı tarafı ise ABD ile Rusya (ve Şam) arasındaki son derece nazik, maharet ve sükûnet isteyen dengeyi kendisi ne kadar tutturamıyorsa Suriyeli Kürdler de o kadar tutturuyor olması. Hani şu insan yerine koymadığı Kürdler.

Epeydir rejimin sonunun dış politika maceraları ve ekonomiden neşet edeceğini öngörüyorum. (Muhalefetin cevvaliyeti veya erken seçimden değil). Dış politika ve ekonomi fiyaskoları birbirini besliyor zaten. Savaş sonuçta en pahalı insan faaliyeti. Ege üzerinde durup dinlenmeden uçurulan uçakların, Irak’ta PKK ile süren savaşın, Kıbrıs’ın kuzeyindeki işgâl bölgesinde 1974’den bu yana bulundurulan 40.000 askerlik kolordunun, Suriye’de işgâl edilen topraklarda faaliyet gösteren profesyonel (Mehmetçik değil bildiğin maaşlı asker) kuvvetlerin, 110.000 cihatçıdan oluştuğu söylenen Suriyeli çapulcu ordusunun, Libya ile Nijerya’daki karanlık askerî faaliyetlerin, Somali’de neye yaradığı belirsiz askerî üssün ekonomik bedeli olmaz mı? İçerideki jöhlüpöhlü özel kuvvetleri, Kürd korucu ordusunu ve polis ordusunu saymıyorum. Nitekim içişleri ve savunma bakanlıklarının, şu sıralarda mecliste tartışılıyormuş gibi yapılan muazzam bütçelerine bakmak yeterli.

Rejimin elinde kamu borçlanması dışında bir araç kalmadı. Kamu borçlarının millî gelire oranı Avrupa ülkeleriyle karşılaştırılınca hâlen mâkul. Pahalı borçlanıyor ama borçlanabiliyor. İhalelerin sıklığı ve miktarından bu kaleme yüklenecekleri anlaşılıyor. Diğer bütün makro ve mikro göstergeler berbat. Sunî olarak soğutulan ekonomi, yeniden ısıtılınca kadim sorunlar yeniden aynı şekilde baş gösterecektir. Hiçbir ciddî yapısal reform yapılmadığı için! Erdoğan ve başında bulunduğu ekonominin sürdürülebilir olmadığını söylemeyen kalmadı. Bunun toplumsal ve politik sonuçlarını üç vâdede göreceğiz.

Gelelim diğer fiyasko alanı, dış politikaya. Dünya liderinin Vaşington seferi sonrasında treydırların pek memnun olduğu görüldü. Ekonominin temel göstergeleri, para ticareti yapanların pek umuru değildir. Günü kurtarırlar. Tıpkı rejim ve reis gibi…

Ermeni Soykırımı’nın inkârını önleme ve soykırım öğretimi ile ilgili Temsilciler Meclisi"nden geçen kararın Senato’da da oylanmasının önü şimdilik kesildi. Tek bir senatörün karşı çıkması yeterliydi. Yargı Komitesi başkanı LindsayGraham’ın bu rolü oynamaya soyunması bir zafer olarak görüldü. Bunun dışında, Vaşington seferinden elle tutulur bir sonuç çıkmadı. Beklendiği gibi.

Yeri gelmişken “Ermeni Soykırımı oldu mu olmadı mı” kavgasını Türkiye kaybedeli yıllar oluyor. Soykırım gibi korkunç bir suçu Trump-Erdoğan arasındaki itiş kakışa âlet etmek de ayrı bir ayıp.

Gelelim esas S-400/F-35 ve DAEŞ meselelerine.

Heyet ABD’deyken yapılan DAEŞ ve Suriye temalı iki uluslararası toplantıda Ankara’nın tezlerini, iddialarını ve hayallerini dikkate alan olmadı. Zaten Suriye’nin geleceği ile ilgili dar grupta Türkiye yok. Türkiye, Batı’da Suriye’nin geleceği konuşulurken İran ve Rusya ile anılıyor.

r. Hani, her şey çok iyi gidiyormuş hissiyatına kapılıp küttedek ortada kalmak gibi. Ankara bu kadar çok husumeti birlikte kotarmaya çalışıyor ki buna ne kadrosu, ne gücü ne de dünyadaki kredisi yeterli. “Her şey çok iyi gidiyor, ABD ile de aşık atarım Rusya ile de”, “Kıbrıs’a da ayar veririm Yunanistan’a da, AB’ye de”, “ne yapsam yanıma kâr kalır” tavrının sürdürülemez olduğunun farkında değil. Bu hezeyanlarda dünyayı bilmeme, câhil cüreti, bir varoluş biçimi hâline getirilen küstahlık ve ümmîlik var.

Misâlen, Vaşington’da iki ahbap çavuş S-400 ve F-35 için ortak mekanizma kurulmasına karar verdi ve bu mekanizma güya hemen çalışmaya başladı. Türkiye tarafında başında gayriresmî dışişleri bakanı ilâhiyatçı İbrahim Kalın, ABD tarafında Trump’ınbilmemkaçıncı Ulusal Güvenlik Danışmanı, avukat Robert O’Brien var. Şaka değil!

NATO, Pentagon ve aklı başında olan herkes aylardır bu iki silâhın birbirine hasım olduğunu ve aynı orduda bulunamayacağını söyleyip duruyor. İlâhiyatçıyla avukat oturup bu dehşetli teknik konuda çare çözüm üretecekler!

Zaten ABD’nin bu konudaki zikriyle fikrinin aynı olmadığı, daha hazret Amerikan toprağını terk etmeden ortaya çıktı. “S-400 sıkıntı yaratır” dendi, kestirip atıldı.

DAEŞ meselesine gelince. Ankara ne yaparsa yapsın, NATO’nun tuhaf Genel Sekreteri ne kadar Ankara’nın “katkılarını” överse övsün, uluslararası kamuoyu ve kararvericiler için Türkiye DAEŞ ile mücadele etmiyor, aksine DAEŞ’i kolluyor. Bu kavrayışın değişmesi için hiçbir neden yok, herkes dönen dolapların farkında. Ankara Bağdadî ve üst düzey bir adamının ABD tarafından öldürülmesi sonrasında dostlar alışverişte görsün misâli bir sürü DAEŞ’li tutukladı. Bu apansız işgüzarlık dünyada “peki, neden bu DAEŞ’liler sizin memlekette bugüne kadar bir elleri yağda bir elleri balda idi” sorusuyla karşılandı. Aynı çerçevede, Ankara Rusya’nın DAEŞ’i ve diğer cihatçı katilleri can düşmanı olarak gördüğünü bir türlü kavrayamıyor.

Peki, bu fiyaskolardan başka geriye ne kaldı?

Erdoğan’ın adını doğru dürüst söylemekten âciz Trump yüz kelimeden oluşan İngilizcesiyle bir dolu mesnetsiz iltifata ilâveten hâlihazırda 25 milyar dolar mertebesinde olan yıllık ticaret hacmini dörde katlayarak 100 milyara çıkarılacağına hükmetti. Bir düğmeye basılarak zahir!

Reisin davul zurnayla her önüne gelene satmaya çalıştığı “Suriyelilerin işgâl bölgelerine zorunlu iskânı” TOKİ procesini bugüne kadar ciddîye alan çıkmadı, çıkacağı da yok. Mülteci şantajının alıcısı da çıkmadı.

Bunlara mukabil önümüzdeki günlerde üç olumsuz gelişme beklenmeli. Reisten devamlı azar işiten AB’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesinde illegal fosil yakıt arama faaliyetinde bulunması sonucu 11 Kasım’da kabul ettiği “Türkiye yaptırım çerçeve kararı”nın içi doldurulacak. Yaptırım uygulanacak şirket ve kişiler belirlenecek.

Suriye’de savaş hattı stabilize olmuş ve SDG ile Şam arasındaki görüşmeler hızlanmış gözüküyor. Ocak’ta Putin ziyaretini beklemeden operasyon sahası Ankara’nın aleyhine giderek daralacağa, Moskova destekli Şam’ın lehine o ölçüde genişleyeceğe benziyor.

Aralık başında NATO’nun 70. yıldönümü münasebetiyle yapılacak Londra zirvesinde neler olur bilinmez ama reisin izole olduğunu kestirmek zor değil. Türkiye’nin üyeliğinin içi, İncirlik’in tedricen boşaltılmasıyla fiilen boşalacak gibi duruyor.

Rejim bugüne kadar yaptığı bütün iç ve dış politika hatâlarına, sebep olduğu bütün melânete rağmen ciddî bir bedel ödemedi. Bu, hayatın böyle devam edebileceği algısı yarattı. Bu sayede rejim içerde ve dışarda dayatmalarını olduğu gibi hatta dozunu artırarak sürdürüyor.

Felâketler umumiyetle her şey çok iyi gidiyor sanıldığında çıkagelir.
----------------------------------------------------------------------------------
Marmara Yaerel Haber -19-11-2019
Print