2020-04-05
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Cengiz Aktar
 
Normalleşme = Faşizme alışma
2020-02-26 16:38
Cengiz Aktar
Geçen Salı 18 Şubat öğlen sularında Türkiye birdenbire normalleşiverdi, ne ki normalleşme uzun ömürlü olmadı ve birkaç saat içinde memleket aslına rücu etti.

Normalleşme teşhisinin sahipleri, kimi Avrupalı “dostlarımız” ve normalleşme lakırdısıyla kendinden geçmeye daima hazır memleketli eşhas. Bu defaki normalleşmenin gerekçesiyse Osman Kavala’nın beraatı ve tahliyesiydi. Akabinde yeniden gözaltına alınıp, tutuklanıp hapishaneye geri gönderilmesi normalleşmeyi akamete uğrattı.

Bu hukukdışı keyfî uygulama binbir çeşit ünlem, çığlık, isyan kelimesiyle tarif edildi. Üzerine sayfalar dolusu mâkul ve içine düştüğümüz çukur ile çaresizliği betimleyen yorum yapıldı. Mevzuu bu değil.

Kararı normalleşme emaresi olarak yorumlama densizliğini gösteren pek çok yerli ve yabancı alâkadar, karar birkaç saat içinde biricik kararverici tarafından tersine çevrilince, böylece “eski normale” dönülünce ilk tepkilerini uzatmadılar, seslerini kestiler.

Zira pek kimsenin mevcut rejimden kurtulmak gibi bir derdi kalmadı, siz hararetli, hamasî çıkışlara bakmayın.

Bir grup insan rejime güzelce ayak uydurmuş vaziyette hayatını yaşıyor, eskisi kadar hoşnut olmasa da. Bir diğer grup “ele güne ayıp oluyor” endişesiyle “birazcık medenîleşelim” derdinde. Totalitarizm reformcuları bunlar. İşler, Salı günü olduğu gibi ters gittiğinde gerekçeler hazır. Kim oldukları meçhul bir takım mihraklar Türkiye’mizin normalleşmesini istemedikleri için reis beyi yanlış yönlendirmişlermişmiş… Meâli, reis iyi, ortam kötü!

Her iki grubun da rejimle hayatî bir derdi yok. Bir yanda çoktan alışmış olanlar, diğer yanda lâyıkıyla alışmak için gerekçe arayanlar. İkinci taife tehlikeli, “dış mihraklarla” koro hâlinde şakıyor.

Medenî trol olarak nitelediğim bu normalleşmeci taife işdünyasında pek yaygındır. Sermaye, mâlum, öyle uzayıp giden siyasî krizlerden usanır. Bir an evvel normalleşip, artık bedeli neyse, para kazanmaya devam etme mukadderatı genlerinde mevcuttur. TÜSİAD ara ara “hukuk lâzımdır” diye geveler, işine bakar. TOBB ezelden kapıkuludur. Müslüman işdünyasına hiç girmeyelim.

İşdünyası dışındaki troller ki bunların çoğunun işdünyasıylagöbekbağı vardır, daha ziyade medyada ve akademyada faaldir. Görevleri rejime kılıf uydurmak, bu kılıfları uydururken mütemadiyen boncuk aramak ve bol keseden boş umut dağıtarak “iyi şeyler de oluyor” korosuna odun taşımaktır. Giderek gözlere sokulan bir diğer hususiyetleri de faşizme faşizm diyen, diyebilenlerle aralarına mesafe koymaktır. Maazallah!

O uğursuz Salı tesadüfen Avrupa Parlamentosunda bir toplantıda konuşmacıydım. Konu memleketteki sivil ve siyasî hakların içler acısı durumu karşısında Avrupa kurumları ne yapabilir idi. AB kurumlarının ne yapmalarından çok ne yapmamaları üzerine konuşmayı tercih ettim ister istemez.

Zira AB’nin mülteci kâbusu Türkiye ve Erdoğan ile olan tüm ilişkilerini belirler hâle geldi artık. Avrupa’nın reise, muhayyel mülteci zaptiyeliği karşılığında vermeyeceği tâviz yok. Bu yolla rejimin ömrünü uzatıyor olmaları umurları değil. Türkiye’ye verilmiş bu görev Avrupa’yı esir almış durumda ve Avrupa bu esaretten gayet memnun.

Salı günkü ilk karara verilen tepkileri bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Nitekim beraat ve tahliye duyulur duyulmaz Avrupa Parlamentosunun çiçeği burnunda Türkiye raportörüNachoSanchez Amor siyasî gaf antolojisine geçecek bir beyanda bulundu: “Mahkemenin Gezi kararı bizi mutlu etti. Bu tür kararlar Türkiye’nin normalleşme sürecine girdiğinin bir işareti”! Hemen ardından ikinci karar gelince “Gezi ve Büyükada davaları darbe sonrası yaşanan olağanüstü durumun sonlandığı ve ülkenin normalleşmeye başladığı mesajını vermesi için bir fırsattı. Dün yaşananlardan sonra hayal kırıklığına uğradık” diyerek toparlamaya çalıştı.

Normalleşmenin başlama vuruşu yapılacakmış, bak sen hele! Tamamen mâsum olan Osman Kavala 850 gündür hapis; memleketteki hak ihlâlleri dört dönem kürsü dersine malzeme olacak kadar bol; TSK cihatçı teröristlerle kolkola Suriye ve Libya’da gazada, sinyor normalleşmeye başlama mesajı deyü. Kolsaati filan hediye ettiler Ocak ayındaki ziyaretinde zahir…

Totaliter düzenden asla çıkılmadığı ve aksine totaliter düzenin gittikçe kök saldığı bir ülkede Avrupa’nın boncuk arama yarışması yeni değil. En sakil manevrayı rejimin normalleştiğine yormak bu rezil piyesin kuralı… Avrupa Konseyi’nin ThorbjørnJagland nam idrak yoksunu bir genel sekreteri vardı 2016’da, olağanüstü hâlin üç ayda biteceği müjdesini verdiydi…

Avrupalı kararvericiler, tıpkı medenî troller gibi rejimin adını koymaktan âciz. Koysalar neler yapmaları gerektiğini bildikleri için âcizler, zira hem böyle bir belâyla uğraşmak istemiyorlar hem de sonu Suriye gibi olursa diye ödleri kopuyor. Üstüne üstlük, kâbusları olan mültecileri zapt ettiğini farz ettikleri bir adama neden bulaşsınlar?

Bu öyle bir körlük ki diğer kâbusları olan islamî terörü bile unutturuyor; Ankara’nın şu sırada Avrupa’nın İtalya kıyılarına neredeyse yüzme mesafesindeki Libya’ya uçak filolarıyla terörist ihraç etmekte olduğunu görmezden gelecek kadar.

Ünsal Oskay “Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım” adlı eserinde şöyle der: “Yazdıklarımda ‘kötümserliğin’ ağır bastığını sanmıyorum. Uzun süreceğe benzeyen zor dönemlerde iyimserliğin yolu, yaşanan hayatın ‘sahih’ hâlini görebilmekten geçiyor. Marx’ın yaptığı güzel bir alıntıyı yineleyeyim: Corruptiooptimipessima. Türkçesiyle ‘aldatıcı, iğva edici iyimserlik gerçek kötümserliktir’…”

Mim koyalım. Totaliter rejimler normalleşmezler. Ancak onlara alışmak isteyenlerce, kâğıt üzerinde normalleştirilirler. Totaliter rejimlerin dönüşüp demokratikleştiği ise hiç görülmemiştir. Ancak çökerler ve tarihin çöplüğünü boylarlar.

------------------------------------------------------------

Marmara Yerel Haber-25-2-2020
Print