2020-08-15
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Necla Çamlibel
 
Biyolojik ajan corona virüsün insanlıkla savaşında, yılan kabuk mu değiştiriyor
2020-03-20 11:36
Necla Çamlibel
Sağlıklı ve güneşli günlerin dünya üzerinde eksilmeyeceği, yeni güne; ruh, beden sağlığı ve bağışıklık sistemi güçlü insanlık, bir kez daha bir sınava tabi tutulmuş görünüyor. Biyolojik ajan virüs, her geçen gün etki alanlarını yeryüzünde artırarak yaymaya devam ediyor. Görünen o ki, bu bahar Newroz coskusu yerini, bu ajan virüsle savaşmaya ayırdı.

İnsanlık tarihi boyunca insanlar çaresi bulunamayan ve yaşam tehdidi oluşturan hastalıklardan ve bilinmeyenden hep korkar olmuştur. Son dönemin ise en korkulan salgını, Çin"in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve Covid-19 corona virüsü salgınıdır. Peki bu korku ve panik halleri neden oluştu.

Bu ajan virüs küresel ve toplumsal bir problem olmuş durumda, bu virüse karşı, her ülke ve birey kendine göre önlemler almayı sürdürüyor.

Herkes artık yaşamındaki ve dünyadaki tüm sorunları bir kenara bırakmış, ülkeler ve şehirler. üç beş haftalık izolasyona çekilmiş bir zamanlar izlediğimiz, hayalet bilimkurgu filmlerin içine çekildi. Bu ajan virüs insanlığı yeni bir siyasi anlayışa, sosyal, siyasal ekonomik ve kültürel dönüşümemi çekiyor. Eski dünya yıkılacak yeni bir dünya düzeni gelecek diye, siyasal literatürde var olan. O eşitlikçi, zengin fakir ırk, renk dil farkı gözetmeksizin herkesi etkisine alan bu Ajan virüs dünyaya güzellikler mi getirecek. Dünya devleri arasındaki yarışta, batan ülkeleri kurtaran bir can yeleği mi olacak.

Biz ailece tedbirli olmayı sadece coronayla değil, insan yaşamında, her daim her türlü virüs ve haksızlığa ve olumsuzluğa hazırlıklı bir ruh ve karekter içindiyse. Bu tür biyolojik savaş karşısında da eli ayağı titremez, öksürük ve aksırık olsa da bunu atlatmanın yollarına baş vurur. Her kış döneminde gribe karşı nasıl önlem aldıysa veya herhangi bir hastalık halinde insan ne tür tedbirler aldıysa onları alması virüsün yayılmasını yavaşlatır veya durdurur.

Corona ile yatıp corona ile yatan insanlar, travmatik ruh hali içerisinde ortaya çıkan içler acısı tabloyu hayretler içinde izliyoruz..

Kime sorsam boğazı acıyor. Bir iki ay öncesinde rahat rahat öksüren aksıran insanlar, aksırmaktan hapşırmaktan korkar oldular. Her öksüren, burnu akan, gizliden gizliye corona olduğunu düşünüyor. ama kimseye açmıyor konuyu. Corona ya da grip, ya da başka bir hastalık. Bir virüs ortalıkta dolaştığı, kesin, peki sağduyulu aklı başında insanların ortalığı yaygaraya vermesi dünya liderlerinin ülkelerindeki insanların yüzdelik oranlarla bu virüse yakalanma riskleri olduğunu söylemeleri. Yaşlı kesimlerin kurban gösterilmesi, ilişkilerinin kesilmesi anlayışı bir başka tranvatik bakış açısı değilde nedir? Dünya yaşlandı, dünyada batsın, yaşlı nüfus da azalsın insanlığa sığan bir bakış açısı mı? Sevinmeki lazım, bu virüs’ün çocuklar üzerinde öldürücü etkisinin olmamasına. Bu virüs savaş yanlıları ülke ve liderlerlerden daha insaflı mı çıktı. Kendime soramadan edemedim.

Bir yaşam tarzı değişikliği içindeyiz. Bu dünya kapitalist sisteminin savaşı içinde tüm dünyayı etkiliyecek, kimyasal silahların yerini biyolojik silahlanmayamı bırakacak. Yeni bir yüzyılın dinler arasındaki savaşına mı insanlık kurban ediliyor. Yılan kabuk mu değiştiriyor? Yeni biyolojik silahlar üretmek sadece bugüne ait bir durum olmadığını da biliyoruz. Peki ne oluyor?

Virüsler farklı türler arasında gen transferi yapabilen ve genetik çeşitliliği arttıran önemli araçlardır. Genlerimizle mi oynanılıyor. Yoksa hafızamızla mı?

Toplumlarda yıkıcı salgınlara neden olan virüslerin biyolojik silah olarak kullanılabileceği endişesi insanlığı ayaklandırdır mı dersiniz?

Bu virüsler, dünya devleri tarafından veya dünya devlerine savaş açmış hangi kesimler kendi özel labaratuarlarında böylesi bir virüsü çıkardı. Kocasına kızan biri mi, iflas eden, yada göç yolunda çoluğunu çocuğunu kaybeden birimiydi. Evi barkı yakılan, ailesi panzerlerle ezilen, gözlerinin önünde karısana tecavüz edilen bir eş mi, yada dili kültürü kimliği yok sayılan, ırkı bu yer yüzünde silinen bir kişimi, yüz yıllardır bu devlere karşı savaşta başarı elde etmeyince, gizli gizli ben yoksam tüm bana karşı olan, ırkıma, cinsime, sınıfıma evime, barkıma, ruhuma yaralar açan birinin yarattığı bir intikam virüsü mü, bu virüs?

Tüm dünyayı sarsan bu saldırı sonrası, hiçbirşey de eskisi gibi işlemeyeceğidir. Siyasal, sosyal, düşünsel, kültürel ve yaşam tarzı olarak büyük bir değişime mi insanlık çekiliyor?

Bugüne kadar kimyasal silahlar kullanan devlerin karşısına, biyolojik savaş, zehirli maddeler kullanılarak insan, hayvan ve bitkilerin soylarının yok edilmesine yol açanlardan, doğa intikamını mı alıyor yoksa.

Biyolojik savaş maddelerinin özellikleri uzmanlar şu şekilde sıralıyor. Kolay ve ucuz üretilirler. Dayanırlıkları fazladır. Salgın başlatırlar. Kuluçka devreleri genellikle kısadır. Teşhis ve tedavileri zordur ve çok zaman almaktadır. Öldürücü olabilir.

Biyolojik savaş maddelerinin vücuda giriş yolları konusunda da yine istatikler şu şekilde; Solunum sistemi, Deri, Sindirim sistemi, Üreme sistemi…

Peki hangisi doğru? Gerçekten hayatımıza bu kadar kısıtlamalar getirmemiz psikolojimizi olumsuz etkiler mi? Paniğe kapılmalı mıyız? Sakin mi olmalıyız?

Olumlu tarafından bakacak olursak bu kadar kaygı ve korku bizleri virüs hakkında daha çok bilgi edinmemize, dolayısıyla önlem alma ve kendimizi koruma yollarını araştırmamıza yöneltiyor. Herkes daha çok elini yıkar, burnunu siler oldu, daha çok uyuyup, daha çok ailesiyle vakit geçirmesi bu işin olumlu yanı.

Fakat en çok korkutan şeylerden biri de belirsizlik. Virüsün henüz bir tedavisinin bulunamaması ve bu nedenle her gün birçok ülkede ölümlerin arttığını duyuyor olmamız, ciddi anlamda ölüm korkusu oluşturuyor. Bunun önüne geçebilmemiz ve psikolojimizi koruyabilmemiz için salgına karşı farkındalığımızı ve akıl sağlığımızı korumamızdan geçiyor.

Yakın geçmişten birkaç örnek; Hirojimada patlayan atom bombası, Halepçe, Çernobil, Alman Nazilerinin yahudileri diri diri yakmadı mı? Aborjinlerin katliamı, Vietnam’da yaşananlar, Ermenilere yapılanlar, son ikiyüzyıldır Kürtlere uygulananlar.

Yine, Çernobil Nükleer Santrali’nin patması sonucu. Bir şehir yok edilmedi mi? Sadece o mu? Etkisi 11 kuşak boyunca sürecek radyoaktif bir atmosfer miras kaldı hepimize. Oldukça geniş bir coğrafyadaki tarım ürünleri bu patlamadan nasibini aldı. O günden bugüne yüz binlerce insan kanserden hayatını kaybetti. Sabırla ilaç sanayiinin bizi kanserden koruyacak bir aşı veya ölümleri ortadan kaldıracak bir ilaç geliştirmesini bekledik.

16 mart 1988 de Halepçe de kullanılan kimyasal silahlar 5000 insanı birden yok etti. O toprakları çorak bıraktı. Bu yeryüzü üzerinde hayalet şehirlerin oluşumu yeni değil. Irkların, sınıfların, cinslerin, toplulukların yok edilmesi ne yazık ki yeni bir durum değil.

Film izler gibi izliyoruz, yüz yıllardır coğrafyamızda yaşananlar bu durumdan daha hafif değildi. Ancak ölüm korkusu bu dev güçlerin sermaye sınıfının kapısına dayanınca, korku ve panik artı. Ortadoğu ve coğrafyamızda yaşananlar, hergün binlerce çocuk Afrika da ölmüyormu? Göç yollarında hayatlarını kurtarmak için topraklarını savaş yüzünde terkedenlerde bu virüsün yarattığı etki kadar tüm dünya insanı duyarlılık gösterse, bu savaş tamtamcıları bu kadar rahat at koşturmaz insanlık üzerinde. Aklımız ve sağlığımızla oynamasına fırsat yaratmamış olmazmıydık.

Düşüncem o dur ki,, üçüncü dünya savaşı da bu biyolojik ajan virüsle gerçekleşiyor.

Öyle bir dünya hayal edildi ve çizildiki güzel insanlar tarafından, doğanın insanın ve her türlü canlının kendini özgürce ve biri diğerinin yaşamına saygı duyup hayatını sürdürebildiği sürdürecek bir yeni yaşam. Yeni ideoloji. Bugüne kadar kendi güçleri oranında bu dünyadaki virüs ve sömürüyü yok etmeye çalışan nice, kawalar, nice spartaküsler, nice güzel yürekli insanlar, nice öncü kadrolar, nice liderler çıktı. Dünyayı tümden olmasa da sarsacak adımlar attılar. Deryada bir damlaydılar. Bu kaus ortamı yer yüzünde insanlığın yaşadığı dramlar karşısında hafif kalıyor. Dünyanın tüm dengesini alt üst edebiliyoruz ama alt üst ettikten sonra niye bu panik halleri.

Salgından ölmek dünyadaki virüsel bir küresel savaşta herkes payını alacak gibi görünüyor

Değerli dostlar,sayfa arkadaşlarım, paniğe pirim vermek işimizi daha da zorlaştırır. Taşlar yerli yerine panik olsak da olmasak ta, istesekte istemesek de oturacak. Ama biz ne olur ne olmaz, akıl ve ruh sağlığımızı ajan virüslere karşı koruyalım. Yememize içmemize, temizliğimize dikkat etmekle görevlendirelim kendimizi bu süre geçinceye kadar. Bu süreyi bir ibadet olarak düşünsün inananlar. İnanmayanlar kaldı mı(!) bu virüsten sonra bilmem ama onlarda, şarkı türkü iyi filmler izleyerek, ev halkıyla sırayla güzel yemekler deneyin. Damak tadınızı geliştirin. Baharın kokusunu içinize çekin, bol bol kitap okuyup, bu vaktinin keyfini çıkarın derim.

Tüm canlar, Newrozunuz kutlu olsun. Odalarınıza baharın habercisi nergiz, sümbül kokusuyla dolsun. Virüssüz güzel özgür baharlarda görüşmek umuduyla. Mutasyona uğramadan, sağlıkla kalın.
Print