2020-09-24
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
5. Bölüm İNSANLIK BARIŞA, EŞİTLİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE NASIL ULAŞIR?
2020-05-16 19:24
Kemal Burkay

Kemal Burkay

Geçen yazımda insan toplumunda uygarlığın gelişme sürecinden, sınıflı toplumun, özel mülkiyetin, devletin, sömürünün, savaşların ortaya çıkışından ve birbirini izleyen sınıflı toplum türlerinden (köleci, feodal, kapitalist toplumlar) özetle söz etmiştim.
Elbet yazdıklarım, çok daha önceleri sosyalist düşüncenin ustaları Marks ve Engels’in ayrıntılı olarak ortaya koydukları öğretinin kısa ve sade bir özeti sayılabilir. Siz değerli arkadaşlarım ve okurlarım bunların yabancısı değilsiniz. Ne var ki günümüzde yer alan gelişmelere ve ortaya çıkan sorunlara cevap ararken, ister istemez geçmişte olup bitenlere bir göz atıyor, kimi bilgilerimizi tazeliyoruz.
İnsanlığın gelişme ve değişim süreçlerine, buna yol açan dinamiklere bakınca şunlar gözümüze çarpıyor: Gelişmeye yol açan başlıca etken öncelikle insanların ihtiyaçlarıdır. İhtiyaç icat ve keşifleri doğurmuştur. İnsanın tarım yapmak için çapaya, saban demirine ihtiyacı vardı ve bunları yaptı, öküzü ehlileştirip işe koştu. Suyu ve sütü, süt ürünlerini, diğer yiyecekleri korumak, taşımak için kaba ihtiyacı vardı ve testi, çanak-çömlek yaptı… Atı bir binek hayvanı olarak ehlileştirdi. Bütün bunlar güzel!
Ama kılıca, topa ve tüfeğe, füzelere ihtiyacı var mıydı? Başkasının topraklarını, av alanlarını işgal etme, mallarını talan etme ve bunun için ona saldırma, onu öldürme, köleleştirme hakkından söz edebilir miyiz? Yo, böyle bir hak olamaz.
Vahşi doğada elbet bunun örnekleriyle karşılaşabiliriz. Kurtlar, aslanlar, ayılar ve daha başka yırtıcılar bazen sınırları aşar ve karşı karşıya gelirler. Böyle durumlarda bile söz konusu yırtıcılar esas olarak kendi alanlarını savunurlar, yani biz insanlar kadar ileri gitmezler. Ama insanların egoizminin, aç gözlülüğünün sınırı yoktur.
Orta Asya’dan çıkıp, Turan’ı-İran’ı aşıp Anadolu’ya gelen, geçtiği her yeri yakıp yıkan, talan eden, öldüren Cengiz ve Hülagu’yu, Timur’u; Rusya steplerini aşıp Macaristan’a kadar giden Atilla’yı, hangi ihtiyaç buna sürükledi? Ya dört bir yana yayılan, dehşet salan Roma?.. Makedonya’dan çıkıp ta İran’a kadar uzanan, bir nice ülkeyi ele geçirmek için onca kanlı savaşa yol açan İskender?.. Cihat ve fetih uğruna Endülüs’e kadar uzanan Emeviler?.. Haçlı seferleri?.. Dört bir yanı ele geçirmek için seferden sefere koşan, bu uğurda Viyana kapılarına dayanan Osmanlı?.. Pasifik’e kadar uzanan Çarlık Rusyası?.. Napolyon ve Hitler?.. Ya Fransa’yı Cezayir’de, ABD’yi Kore ve Vietnam’da savaştıran nedenler?..
Bunları söz konusu seferlere, kanlı savaşlara iten, aç gözlülükten, büyüklük tutkusundan başka nedir? Onlar bu duygularla acımasızlıkta, kan dökmekte sınır tanımadılar.
İnsanoğlunun en büyük suçu kendi hakkından fazlasını istemek, başkasının lokmasına el atmak ve bu uğurda insanlar arası barışı bozmak oldu. Özel mülkiyet ve sınıflaşma, yani eşitsizlik ve sömürü böyle ortaya çıktı. Bunu gereğinden çok biriktirme ve talan hırsı izledi. Savaşlara yol açan bu eşitsizlik, bu hırs ve açgözlülüktür.
İnsanoğlu ve de kızı eşitliğe razı olmadıkça, sömürü ve baskıyı bir yana bırakmadıkça barışa ve mutluluğa ulaşamaz. Bunu yapmadıkça özgür olamaz. Çünkü Marks’ın başka halkları tutsak eden sömürgeciler için dediği gibi, başkasına özgürlük tanımayan kendisi de özgür olamaz. En azından başı dertten beladan kurtulamaz.
Geçende sosyal medyaya, son yıllarda dünyanın hep en mutlu birinci ya da ikinci ülkesi olarak gösterilen küçük Latin Amerika ülkesi Kosta Rika ile ilgili bir yazı yansımıştı. Benim de paylaştığım bu yazıda, Kosta Rika’nın uzun yıllar birçok Latin Amerika ve Ortadoğu ülkesi gibi iç savaşla boğuştuğu, komşularıyla da çatıştığı, yani huzur yüzü görmeyen bir ülke olduğu anlatılıyordu. Ama 50 yıl kadar önce başa gelen yöneticiler, kendi dramatik hallerine bakıp “Biz manyak mıyız ya, neden savaşıyoruz?” demişler. İç savaşı sona erdirmiş, orduyu lağvetmişler. Orduya ve silaha harcadıkları para ile üniversiteler açmışlar. Hem içerde, hem komşularıyla barış sağlamışlar. Yani “Yurtta sulh, cihanda sulh!” özdeyişini lafta bırakmayıp hayata geçirmişler…
Acaba diğer ülkelerin, koca koca devletlerin yöneticileri ne zaman bu noktaya gelecekler? Ne zaman akıl edip bu soruyu kendilerine soracaklar:
“Biz manyak mıyız ya, neden savaşıyoruz?!.”
Ne zaman bu soru dünyamızın yönetenleri ve yönetilenleri tarafından yaygın şekilde sorulur, silahlar gömülür ve dünyada barış sağlanırsa, işte o zaman insanlık gerçekten gezegenimizin “tek akıllı yaratığı” olmaya hak kazanır. Bunu yapmadıkça o bir akıllı değil, delidir…
Elbet ülkede ve dünyada barışı sağlamak, aynı zamanda sınıfsal ve ulusal her türlü sömürü ve baskı ilişkisine, her türlü eşitsizliğe son vermekle olur.
Gelecek yazımda insanların bazı başka türden manyaklıkları ve bunların yol açtığı sorunlar üzerinde duracağım.
16 Mayıs, 2020
Devam edecek…
Print