2020-12-02
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
8. Bölüm ÇIKIŞ YOLU NE?
2020-05-29 12:44
Kemal Burkay
Şu Korona Günleri – 8. Bölüm
ÇIKIŞ YOLU NE?

Kemal Burkay

Sevgili arkadaşlar, dostlar,
Korona günlerinin bana düşündürdüğü, bir yazı dizisine dönüşen söyleyeceklerimin son bölümüne geldim. Umarım sizi bıktırmamışımdır.
“Demek ki Neymiş!” başlıklı yazımla birlikte, onu izleyen önceki yazılarımda özetle dile getirdiğim şey şu oldu: İnsan toplumunda bozulma, eşitsizlik ve sömürü, özel mülkiyetin ve sınıfların ortaya çıktığı köleci toplumla başladı, feodal toplumla devam etti, kapitalist toplumla doruğa çıktı. Kapitalizm oburluğu, adaletsizliği, savaşları ve tüm öteki yaptıklarıyla insanlığın hayatını daha da bozdu ve şimdi tanık olduğumuz kötü manzarayı yarattı, dünyayı tüm canlılar için tehlikeli ve yaşanmaz bir hale getirdi.
Peki bu durumdan çıkış yolu yok mu?
Doğrusu, gelinen durum karamsarlık verici. İnsanlık bu kötü gidişi durdurmak için ne yazık ki oldukça geç kaldı. Ama başka yolu da yok. İnsanlık, ya Afrika’nın Serengetti’sinde yabani sığır sürülerinin, aslanların saldırısından kaçarken uçuruma doğru çılgınca koşmaları gibi, kendileriyle birlikte dünyadaki tüm hayatın bir uçurumdan savrulup gitmesini oturup seyredecek, ya da bu gidişe bir dur diyecek.
Bu gidişe dur demeli, başka yolu yok.
Tüm bu kötülüklerin kaynağı sınıflı toplum ve günümüzün kapitalizmi ömrünü artık doldurmuştur. İnsanlığın eşitlikçi, özgürlükçü, adil bir sistem kurmasından başka çözüm yok.
Kapitalistlerin kendiliğinden böyle bir değişime yönelmelerini beklemek düştür. Onlar korona öncesinde olduğu gibi sonrasında da yırtıcı bir kurt gibi aynı aç gözlülükle para ve servet peşinde koşmayı sürdürecekler.
Daha şimdiden, şu Covid-19 musibeti nedeniyle ortaya çıkan durumu kendilerine yontmak, bu dönemin tecrübeleri ile geleceği kendilerinden yana düzenlemek için çaba içindeler. Üretim sürecinde yer almayan yaşlıları ve çocukları eve kapamak, çocuklara ve gençlere evde, bilgisayar ve televizyon yoluyla ders vermek, daha çok robot kullanıp daha az işçi çalıştırmak, giderek insanları bir robota dönüştürmek…
Şu günlerde, onları daha iyi denetleyip yönlendirmek için herkese çip takma uygulamasının gündeme gelmesinden çokça söz ediliyor. Bu bana, gençlik dönemimde izlediğim bir İngiliz çizgi romanını hatırlattı. Kötü adamlar, romanın kahramanı sportmen yapılı Gordon’un beynine yerleştirdikleri bir çiple ona isteneni yaptırıyorlardı. Onu maceradan maceraya koşturuyor, cinayet işletiyor, soygun yaptırıyorlardı.
O dönemde henüz bilgisayar yoktu veya bugünkü gibi gelişip yaygınlaşıp insan yaşamına girmemişti. Şimdi bir cep telefonu bile nice bilgiyi taşıyor ve nice marifete sahip. Zaten insanlarımız daha şimdiden televizyonun, bilgisayarın, özellikle de cep telefonunun tutsağı olmuşlar. Bunlar, yeni dönemin elektroniğe dayanan bu tekniği, bir hayli zamandır ki bizi sosyal ilişkilerden, doğadan, hatta aile içinde bile sıcak ilişkilerden soyutluyor, sanal bir yaşama sürüklüyor.
Kapitalist ve emperyalistlerimiz bundan böyle bize bu tür bir yaşam tarzını dayatıp, eşitsizlik, soygun ve sömürü çarklarını bunun üstüne inşa etmeye çalışırlarsa hiç şaşmayalım.
İnsanlık ancak sosyalist bir sistemle bugünkü çıkmazı aşıp düze çıkabilir. Bunu yapacak olansa emekçi yığınlar ve bu gerçeği kavrayan gerçek aydınlar, tüm sorumluluk bilincindeki insanlardır.
Dünya çapında bir nüfus planlaması yapmak, yoksul, geri kalmış ülkelerin sorunlarını çözüp ekonomik ve sosyal gelişmelerini sağlamak, kıtlık ve susuzlukla başa çıkmak, çevreyi korumak, savaşlara ve şiddete, insanın insan üzerindeki sömürü ve baskısına son vermek için insanlığa yeni bir anlayış, dünyamıza yeri bir sistem gerekli.
Bu düzenin sosyalizm olduğundan, olacağından kuşku duymuyorum.
Üretim araçları üzerinde özel mülkiyete son vermeli. Toprak, fabrikalar, ticarethaneler tüm toplumun olmalı.
Kimse işsiz kalmamalı. Herkes yeteneğine ve tercihine uygun olarak toplumda bir iş sahibi olmalı, üretime katılmalı. Ve herkes yaptığı işe uygun, insanca yaşayabileceği bir ücret almalı. Bir inşaat işçisinin, bir maden işçisinin ücreti -işinin ağırlığı göz önüne alınarak- elbette bir bürokratınkinden, bir valinin ve parlamenterin maaşından fazla olmalı.
Giderek ücretler eşitlenmeli. Zamanla paraya da gerek kalmaz, insanlar ihtiyaçlarını parasız karşılarlar.
Her kesin barınabileceği güvenli, depremlere dayanıklı, sel ve fırtınalara karşı korunaklı bir evi olmalı. Başlangıçta sembolik kira olsa da zamanla kalkmalı.
Her çocuk ve genç eğilim ve yeteneklerine uygun parasız eğitim almalı. İnsanlar geçmişin beyin yıkayıcı koşullanmalarından, sınıflı toplumların yalan ve düzmecelerinden kurtarılmalı. Bilimsel düşünce yol gösterici olmalı ve özgür düşünen nesiller yetiştirilmeli.
Sağlık hizmetleri herkes için parasız olmalı.
Her kes sanat ve kültür etkinliklerinden yararlanabilmeli.
Hiçbir halka, hiç kimseye dilinden, düşüncesinden, renginden dolayı baskı veya ayrımcılık yapılmamalı.
Kadın-erkek arasındaki eşitsizlik her alanda son bulmalı.
Kaynaklar savaşa, silaha, bir başka deyişle öldürmeye, yakıp yıkmaya değil, üretime, ekonomik ve sosyal gelişmeye, sağlık, eğitim, barınma, beslenme gibi temel hizmetlere yönlendirilmeli. Şiddet bir bütün olarak toplum yaşamından çıkarılmalı.
Planlı, temiz, yeterince yeşil alanları, parkları olan kentler kurulmalı, mevcutlar buna dönüştürülmeli.
Ulaşımı kolaylaştırmak, hava kirliliğini önlemek için toplu taşıma araçlarına, metro ve benzeri alt yapı hizmetlerine ağırlık verilmeli.
Diğer canlıların haklarına saygı gösterilmeli. Doğa –toprak, ormanlar, akarsular, göller, denizler titizlikle korunmalı, kirletilmemeli.
Dünya zaten bir cennet gibidir, başka cennet aramaya gerek yok. Yeter ki biz onu cehenneme çevirmeyelim.
Bütün bu işleri ancak sosyalist bir sistemle başarabiliriz.
Ama bu bir ütopyadır, diyebilirsiniz. Öyle görünse de gerçekte koşulların, sosyal hayatın gelip dayandığı bir değişim gereğidir.
Sosyalist sistem geçen yüzyılın başlarında Ekim devrimiyle sahneye çıktı, ama başaramadı, 70 yıl kadar sonra sistem çöktü diyebilirsiniz. Evet, Sovyetlerde ve Doğu Avrupa’da sistem çöktü, Çin’de de, hâlâ Komünist Partisi yönetimini korusa bile, kapitalizme dönüştü; ama bu sosyalizmin kötü olduğunu göstermez, sadece ilk büyük denemenin başarısız olduğunu ve hedefine ulaşamadığını gösterir.
Bu aynı zamanda, sosyalist yönetimlerin bir dizi güzel işler yaptığı gerçeğini de ortadan kaldırmaz. Söz konusu sosyalist ülkelerde işsizlik yoktu, evsiz ve aç insan yoktu, sağlık ve eğitim hizmetleri bedava idi, gelir düzeyi bakımından yurttaşlar arasında uçurum yoktu.
Stalin döneminin yanlışları, Pol-Pot yönetimi benzeri çarpık uygulamalar bu gerçeği değiştirmez.
Yaşanan söz konusu deney bize şunu da öğretti: Sosyalizmin kuruluşu, bilinçli işçi ve emekçi kitlelerin yanı sıra gelişkin bir demokratik toplumu gerektirir.
Ancak bilinçli emekçi kitleler değişimi isterler ve yapabilirler. Bunun için de tek tek ülkelerde ve dünya çapında örgüt ve mücadele gerekir.
Başka yolu yok.
Fidel Kastro’nun deyişiyle, “Ya barbarlık, ya sosyalizm!..”
28 Mayıs 2020

Print