2020-09-24
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Fehim Taştekin
 
10 olmazın elinde bir olura bakan Libya
2020-08-02 13:27
Fehim Taştekin
Fehim TAŞTEKİN

Libya’da silahların zoruyla oluşan ‘dehşet dengesi’ sürdürülebilir değil. Bu durum tarafları ya savaşa ya da müzakere masasına çekecek.
Hikâyeyi azıcık geriden alalım:
– Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin çıkarlarını Libya’da İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) olası zaferine bağlıyor.
– Mısır lideri Abdülfettah el Sisi, 1200 km’lik sınır komşusu Libya’nın İhvan’ın eline geçmesini ve Türkiye’nin bu ülkede üslenmesini ulusal güvenliğe tehdit sayıyor.
– Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan, İhvan kuşağına yatırım yapan Türkiye ve Katar’la Libya’da hesaplaşıyor.
– Rusya, Kuzey Afrika’nın giriş kapısında ayağına yer açmak, Suriye’den sonra Akdeniz’de ikinci bir deniz üssü, Latin Amerika bağlantısı için kara üssü ve eskiye dayalı ekonomik çıkarlarını temin etmek istiyor.
– Eski sömürgeci İtalya, başta ENI’nin enerji projeleri olmak üzere çıkarlarını sürdürmek için Trablus hükümetine yakın çalışıyor.
– Fransa, Türkiye’nin Libya hamlesini Mağrib’deki nüfuz alanlarında kendisine meydan okuma olarak görüyor.
– Bazı AB üyelerinin ilgisi ise Libya’nın petrol-doğalgaz arzında güvenli kaynak ve Afrika’dan göçü kesen bir set olma işlevine dönmesini arzu etmekle sınırlı.
– Libya’ya epey zamandır kayıtsız kalan ABD ise Rusya’nın artan rolü karşısında Türkiye’nin müdahalesini değerli buluyor.
Bunlar son dönemece kadar belirleyici olan motivasyonlar.
***
Bu amaçlar uğruna son birkaç ay içinde hasımlardan dramatik adımlar geldi.
Türkiye, Libya’da parmağı olanların hepsinden daha fazla risk alarak savaşa kendi askeri, istihbari ve teknik unsurlarının yanı sıra kiralık milisleriyle dahil oldu. Bu müdahaleyle Trablus’un Halife Hafter’in komutasındaki Libya Ulusal Ordusu’nun eline düşmesini önlemekle kalmayıp Vatiyye Üssü’nü bir Türk üssüne dönüştürme şansını yakaladı. Sırada Mısrata’da bir deniz üssü edinmek var. Bir denge oluştu ama asıl dengenin kurulacağı yer Petrol Hilali idi. Buraya erişmenin yolu Sirte ve Cufra’yı ele geçirmekten geçiyor. Bu bölgeye sıra gelince Rusya ve Mısır’ın kırmızı çizgileri belirdi.
Petrol Hilali, Libya’nın hidrokarbon zenginliğinin yüzde 60’ına tekabül ediyor. Sirte, petrol ve doğalgaz hatlarının çıkış terminaline giden körfezin başını tutuyor. Cufra’daki üs ise askeri operasyonlar ve Petrol Hilali’nin korunmasında kritik bir yer. Bu bölge, kontrol edenin elini güçlendiriyor.
Hafter güçleri burayı kaybederse kabilelerin saf değiştirmesi de muhtemel. Trablus güçlerinin burayı alamaması ise ülkenin bölünme senaryosunu ciddiye bindiriyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji savaşıyla bağlantılı hamlelerinin sonuç getirmesi de Libya’nın doğusunda statükonun değiştirilmesini gerektiriyor.
Sirte ve Cufra hedefe konulunca Sisi de önce Halife Hafter ve Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’i yanına alıp ateşkes çağrısı yaptı. Karşılık bulmayınca aşiret liderlerinin çağrısı ve Temsilciler Meclisi’ni davetine atfen 20 Temmuz’da sınır ötesi operasyon için meclisten tezkere geçirdi. Tezkerede Türkiye ve Libya zikredilmeden ‘stratejik batı cephesinde silahlı cani milisler ve yabancı terörist unsurlara karşı ulusal güvenliği savunmak’tan söz ediliyor. Bu yetkilendirmeden sonra, nereye ne zaman müdahale edileceğine Sisi karar verecek. Mısır Anayasası’nın 152. maddesi savaş ilan etme ya da sınır ötesine asker gönderme yetkisi için ulusal güvenlik konseyinin tavsiyesi ve meclisin üçte ikisinin onayını şart koşuyor. Konseyin yeşil ışık yaktığı tezkere, 640 koltuklu mecliste 510 vekilin katılımıyla düzenlenen gizli oturumda oy birliği ile onayladı.
Sıradaki soru, Mısır gerçekten müdahale edecek mi? Ciddi ekonomik krize ilaveten Nil üzerinde Etiyopya ile baraj gerilimi büyürken Mısır’ın uzun soluklu bir savaşa giremeyeceği öngörülüyor. Ordunun sınırdan 1000-1200 km ötedeki Sirte’ye karadan ulaşıp etkili olabilmesi de zor. Kara harekâtı bahse açık bir konu fakat hava operasyonları ve kabilelerin silahlandırılması olası seçenekler arasında.
***
Bu durum Türkiye ile Mısır’ı doğrudan karşı karşıya getirebilir. Suud-Emirlikler ikilisi Mısır’ı bu senaryoya itebilir ama Kahire’nin istediği daha çok bir caydırıcılık inşa etmek, uluslararası aktörlere elektrik vermek ve mevcut denge üzerinden müzakerelere gitmek. Bir kere Sirte-Cufra restleşmesi ABD’yi tetikledi. Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron bir süredir Başkan Donald Trump’ı etkilemeye çalışıyordu ve Mısır sayesinde bu nispeten oldu.
Türkiye’nin müdahalesini “Rusların hesabını bozar” ümidiyle destekleyen ABD, NATO’daki müttefiki ile Orta Doğu’daki ortağının savaşa tutuşmasını istemez. O yüzden Libya’da ‘aylak’ olmayı seçen Trump, Erdoğan, Sisi, Macron ve BAE’nin fiili yöneticisi Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid ile tek tek görüştü.
Çıkan sonuç Türkiye’den yana tutumun dengelendiğini gösteriyor. Şöyle ki, Mısır Devlet Başkanlığı’na göre Trump, Sisi’nin kaygılarına hak verip Kahire’nin siyasi çözüm girişimine desteğini ifade etti.
Trump-Macron görüşmesiyle ilgili olarak da Beyaz Saray Sözcüsü Judd Deere’ye göre iki lider yabancı güç ve silahların varlığı ile durumun şiddetlendiği Libya’da gerilimi düşürmenin yollarını konuştu. Macron “Libya hakkında arkadaşım @realDonaldTrump ile büyük tartışma” tweet’iyle bir şeyler kopardığı havasını verdi.
Deere, Zayed ile görüşmeyi de “İki lider yabancı güçlerin uzaklaştırılması yoluyla Libya’daki tırmanışın düşürülmesinin önemi dahil bir dizi bölgesel güvenlik meselesini görüştü” notuyla paylaştı.
Bu trafikten Türkiye’yi önemsemekle beraber NATO içinde Fransa’yı daha fazla üzmekten kaçınan, Mısır’ın kaygılarına hak veren, Türkiye’yi kasıtla ‘yabancı güçler çekilmeli’ taleplerine anlayış gösteren bir Trump izlenimi ediniyoruz.
Belli ki kasım seçimi öncesi Trump başına iş açılmasını istemiyor; Türkiye’nin dahli, Mısır’ın müdahale hazırlığı ve Rusya’nın arabulucu pozuyla oluşan yeni denge üzerinden bir müzakere masasını önceliyor.
AB ve BM’den de yabancı müdahaleye karşı çıkan açıklamalar geldi. Ankara bu uyarıları -Mısır’a karşı yapılmış gibi- üzerine alınmasa da Türkiye bundan vareste değil.
***
Bu işin bir de öteki komşularla ilgili boyutları var. Türkiye ve Mısır’ın oyunu büyütmesi Cezayir’i de tetikledi. Cezayir temelde yabancı müdahaleye karşı. 1990’larda ordu ile İslamcılar arasında yaşanan acımasız savaşın yaralarını taşıyan Cezayir, sınırın ötesinde İslamcıların palazlanmasını tehlikeli buluyor. Ama Libya yüzünden kendi içindeki İslamcıları alevlendirmekten de çekiniyor. Ayrıca Türkiye ile ilişkileri önemsiyor. Beri tarafta Cezayir, Mısır’ın da Libya’ya girmesine sıcak bakmıyor. Hatta Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Mısır’ın kabileleri silahlandırma planına “Çok tehlikeli… Yeni bir Somali ile karşı karşıya kalırız… Bu çözüm değil” diyerek karşı çıktı. Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum’un dün Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile de paylaştığı Cezayir’in duruşu şöyle:
“Ateşkes yürürlüğe girmeli, dış müdahale olmamalı, silah ambargosuna uyulmalı, sorun savaşla değil diyalogla çözülmeli.”
Bir diğer komşu Tunus’ta da iktidar ortağı Nahda’nın (İhvan) Trablus’tan yana tutumuna rağmen Cumhurbaşkanı Kays Said yabancı müdahaleye karşı çıkıyor. Hatta Said geçen ay Paris ziyareti sırasında “Tunus bizden yana” diyen Ankara’yı epey üzen şu açıklamayı yaptı:
“Trablus’taki yetkililer uluslararası meşruiyete dayanıyor fakat bu meşruiyet devam edemiyor. Geçici bir meşruiyet ve yerine Libya halkının iradesinden doğan yeni bir meşru hükümet gelmeli. Tunus bölünmeyi kabul etmeyecek.”
Halbuki bir süre öncesine kadar Libya’ya müdahale için Tunus’ta üslenme düşleri kuruluyordu.
***
Oluşan bu tabloya rağmen Türkiye hazırlıkların sürdüğü Sirte operasyonunu başlatır mı? Her halükarda yeni cephe açmanın uluslararası maliyeti yükseliyor. Yine de Erdoğan, Sirte-Cufra düğümünü çözecek bir maymuncuk bulmada ısrarlı. Sirte’nin batısında Geryan cephesi tahkim ediliyor. Türk askeri kargo uçakları Vatiyye ve Mısrata üslerine inmeye devam ediyor. Bir yandan para ve milis lazım; o yüzden MSB Hulusi Akar soluğu Doha’da alıyor. AB’de Fransız hamlelerini bloke edecek bir ortak lazım; Libya ile İtalya arasında minik bir ada devleti olan Malta kıymete biniyor. Malta İçişleri ve Ulusal Güvenlik Bakanı Byron Camilleri ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti İçişleri Bakanı Fethi Başağa birlikte Ankara’da ağırlanıyor. Malta’nın operasyonlarda rampa olacağı iddiası konuşuluyor ama bu AB ailesinden bir ülke için ‘imkânsız’ bir talep. Fransa ve Almanya’nın İtalya’yı yanına alıp Türkiye’yi yaptırım ile tehdit etmesi AB’deki durumun Ankara’nın hesap ettiği gibi gitmediğini gösteriyor.
Sorunun yanıtı için dönüp bir de Türk-Rus diyalog masasına bakmak gerekiyor. Mısır’ın manevrasını tamamlayan bir Rus diplomasisi var.
22 Temmuz’da Libya üzerine Türk-Rus Yüksek Düzeyli İstişareleri’nden çıkan sonuç açıklandı. Ortak bildiride üç vurgu önemliydi:
– “Libya’nın egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne bağlılık.”
– “Krizin askeri çözümü olmadığı, sorunun ancak Libyalıların öncülüğünde, Libyalıların sahiplendiği ve BM’nin kolaylaştırıcı olduğu bir siyasi süreçle çözülebileceğine dair inanç.”
– “BM Güvenlik Konseyi’nce belirlenen terörist gruplarla mücadeleye devam etme gerekliliği.”
Yerel ve uluslararası aktörlerin tutumunun yol açtığı fren sesi işte bu bildiriden geliyor. Üç maddenin de birincil muhatabı savaşın doğrudan tarafı haline gelen Türkiye. Sonuçta Rusya, özel harp şirketi Wagner’in rolüne rağmen hem Trablus hem Tobruk tarafıyla temas yürütebiliyor. Açık tutulan Rus kapısı aynı zamanda ötekilerle konuşmak için. Astana’nın Libya versiyonu için sıradaki tur Moskova’da yapılacak.
Saray’dan İbrahim Kalın, Reuters’a, “Güvenilir ve sürdürülebilir bir ateşkes üzerinde çalışmak üzere Rusya ile anlaştık” demiş. Bir de Cufra ve Sirte’den çekilme şartını yinelemiş. Süleyman Demirel’in lafıyla konuşursak ‘dünün güneşiyle bugünün çamaşırını kurutmaya çalışıyorlar.’ Ama kurumaz. Aktörler limitlerini zorluyor ama güncellenen koşullar karşılıklı tavizlerle uzlaşmayı dayatıyor
--------------------------------------------------------
25 Temmuz 2020
Print