2020-12-02
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
İlhami Sertkaya
 
APÊ SELÎM'İN (MUSTAFA BUDAK) ANISINA
2020-10-26 22:56
İlhami Sertkaya
APÊ SELÎM"İN (MUSTAFA BUDAK) ANISINA
Kimi insanların doğuştan gelen bazı "özel" huyları, davranışları vardır. Sanırım eğer bu olumlu davranışlar,huylar, kişinin kendisine bağlı gelişmi, insiyatifi, detayları kavrama bilinciyle pekişmezse, olumlu da olsa, o huylar gelişmez, "gelenek" halinde kalır. Aynı çağda yaşadıklarımız, aynı caddeyi, sokağı paylaştığımız, bu bilgi çağında bile, çoğu insaların tuhaf durumları düşünülürse, bu gerçek daha da anlaşılacaktır . "Dün" denilen geçmişte bir anlamlı cümle bile, bugün için (şartları ortamı düşünmeyenler göre) o anlam anlaşılmaya bilinir. Kısaca; her kes "detayların insanı" olamıyor. Ben bir "detayların insanıdan", Mustafa Abi"den bahsetmeliyim.
Başlamış ve bizleri kanatlarına aldığı o "fırtınalı yıllarda" bu değerli insanı tanımış, tesadüfen az-çok anılarım da olmuştu. Mustafa Abi"nin adı geçince, ya da aklıma gelince, düşlerim okunmuş ama doyumsuz kitabın tekrarı gibi, ilk sayfalarına, Bingöl TÖB-DER binasının bahçesine götürür beni. Yetmişli yılların ortasıydı ve bir yaz günü, o bahçede Mustafa Abi ile karşılaşmıştım. "Karşılaştım" dediğime bakmayın; yani hala biribirimizi tanımıyoruz. O günün koşullarında, siyasi saflaşmaların getirdiği yoğun,hararetli tartışmaları, ancak "zamane insanı" bilir. Böyle tartışmanın olduğu bir masada, tanıdığım arkadaşın kenarında oturdum. Arkadaşım ile Cemal Baraç (Sarı Cemal, ruhu şad olsun) ın hararetli tartışmasına pür dikkat kesilmiştim. Cemal"ın yanındaki, uzun boylu, orta yaşlı, bir brokratı andıran adam"ın, hiç de bir brokratı anımsatmayan "Kürdistan"ın sömürge sorununa" bu denli içli-dışlı olmasının ötesinde, parmakları bıyıklarında dolaşırken, narin bir ses ile Cemal"a bazı hatırlatmalar yapıyor, ona destek oluyordu. Hararetli ve bağırtılı tartışamayı yatıştırıcasına çıkan narin sesiyle;
-Mozambik, Laos, Vietnam mesela... Daha somut..
İşimiz vardı. Arkadaşı uyardım, beş- on dakika sonra,masadan kalktık.
Birikimli, sabırlı, kapsayıcılığı ve tavizsiz duruşuyla dikatimi çeken, adını bilmediğim adam, aklımın bir köşesine yerleşmişti. Günler, aylar, belki de bir yıldan fazla bir zaman geçmişti. Gittikçe hareketli ortamlar, siyasi çekişmeler, yoğunluklar artıyordu. Bu ara sıkça (dokuz köyü kapsayan bölge olan)Karêr"e giderdim. Karêr"e giderken, ablam ve eniştemin öğretmenlik yaptığı "Şirnan" köyüne de uğrar, bazen günlerce kalırdım. (Yanılmıyorsam) 1977 yılının bir kış günü yine Şirnan köyüne, ablam"lara gitmiştim. Odanın kapısını açıp içeri girince, tanıdığım üç öğretmenin yanında, ortada oturan kişiye gözüm ilişince, şaşmıştım. Fiziği ve gördüğüm özellikleriyle aklımda kalan adam ile göz göze gelmiştim. Hemen de şaşkınlığımı gizleyip, bakışlarımı ortalığa çevirdim. Kimdi bu adam? Burda ne işi olmalı? Selamlaştık, herkes ile tokalaşınca oturdum. Hal-hatır sormalar,derken kaldıkları yerde sohbete devam ediyorlardı. Kimi yaş gereği "abi", kimi "Hoca" diye hitap ettikleri adamın hala adını bilmiyorum. İzlediğim sohbette, adam, sanki bu köyde doğmuş, samimi,içten ve etraftakilerinini saygınlığını kazanmış bir özellik yansıtıyordu bana. Sohbette ara sıra yerine göre Kürdçe söylem katması, beni daha da meraklandırdı. Yoksa bu adam kürdçe konuşan bu köylüdür de ben mi bilmiyordum? Ama bu ancak bir şartla mümkün; Eğer çoktan bu köyde çıkmış, yıllar sonra yeni geri dönmüşse, olabilir.
O zamanlar, adı, çıkan bir dergi ile anılan "Özgürlük yolu" hareketinden olduğunu bildiğim adam, benim de artık bir "Kawacı" olduğumu biliyor muydu? Çok zıt fikirler..Çoğu yerlerde tartışma bile olmazdı bu iki zıt fikir savunucuları arasında.
Bütün canlıları eve kapatan şiddetli bir kış fırtınası başlamıştı. Köyün okula yapışık lojmanında tek kalan bu adamın adının "Mustafa Budak" ve Dersim"li olduğunu, buraya sürgün geldiğini öğrenmiştim. Öğretmenler arasında oluşmuş sıcak, samimi ilişkiden dolayı, sıkça yanyana gelirlerdi. Sohbetlerinde, bazen anlamlı mesajlar verir, siyaset konusunu, "ciddi suratlı ve ancak elit-entellektuel kesimin işi"! Olabileceği mantığını çürütürcesine, sohbet mahiyeyinde, her kesin anlayabileceği şekilde konuşurdu. Bazen konuları öyle ustaca değiştirirdi ki; arasına sıkça yaşanmış, komik olguları serper, etrafındakiler zevkle gülerek dinlerdi. Unutmadığım bazı fıkralarından birini; "Baytar" olayını anlatıyordu; Bir baytar, Dersim"de bir köye gelmiş, köylülerde kimlerin hangi çeşit ve kaç hayvanın hasta olduğunu rapor ediyordu. Köyün muhtarı köylülerlerden hızlıca Kürdçe bilgi alıp, Türkçe bağırarak baytara bildiriyordu. Eğer örneğin "Hasan"ın bir ineği var ve hastaysa, baytara böyle seslenirdi;
-Heso"yi bir inek yaz..
Durumu anlayan Baytar gülümseyerek onu dinler, yazardı
-Memo"yi"eşek yaz, Alo"yi keçi yaz, Cemo"yi bir öküz, bir beran yaz...
Gülmekten ortalık başka bir şenliğe dönmüştü...
Unutmadığım bir başka anlatımı;
Mazgirt yöresinde (olmalı), meşhur bir hırsız varmış zamanında. Adam çok da safmış, hırsızlık aslında ona bir "huy" ya da "fantazi" olmuş, yoksa insanlara anlaşılan anlamda "zarar verme niyeti yokmuş. Günlerden bir gün yine "neyi çalınmışsa" adam bu hırsızı şikayet etmiş, mahkemeye çağırılmış. Türkçe hiç bilmeyen hırsıza bir tercüman getirmişler. Hırsız, Hakim"in karşısındadır. Tercuman aracılığıyla adını belirten hırsıza, ikinci soru soruluyor "Ne iş yapıyorsun"? Adam;
"Vırda-wurda" , (Orda-burda)demiş, demesine de; tercüman bunun Türkçe"sini nasıl aktarmalıydı? Mecburen tam Kürdçe"de olduğu şekliyle aktarmış;
-Hakim bey, mesleği "orda- burda" diyor
-Ne demek bu? Ne biçim meslek bu? Hiç duymadım, biraz açıklasın
Tercuman zor durumda. Sanığa Kürdçe "mesleginini biraz daha açıklaması gerektiğini belirtiyor. Sanık, başını sağa-sola çevirerek, Hakimin ve Tercüman"ın cahil ve anlayışsız olduğunu belirtircesine;
-Hun çíqas famkur in! Ka mi go "wirda-wurda... Yanê xwadê çi ku da ! (siz ne kadar anlayışsızsınız! Dedim ya! –orda-burda-. Allah ne ki verdi!)
Yaşamdan süzülüp gelen, hayat tecrubesi güçlüydü Mustafa abi"nin. Bulutlu- zifiri karanlık bir gece, öğretmen çiftin evinde oturoyurlar. Köyün bir-iki köpeği, tam kaldıkları lojmana yakın şiddetli havlıyorlar. Ev sahibi bay öğretmen hemen dışarı çıkmaya kalkarken, Mustafa abi kolundan tutup ;" nereye gidiyorsun" diye soruyor
-Dışarıya... köpekler havlıyorlar..
-Otur, sabret, yine gidersin... Sence ne olabilir? Gidip ne yapacaksın mesela?
-Ne bilelim, dost-düşman...
-Dost açık gelir kapıya, seslenir, peki düşmansa? Düşman köpekleri bir şekil havlatmakla senin dışarı çıkmanı planlamaz mı? Düşman seni böyle tuzağa çekmez mi? Adı üstünde "düşman".
Ses kesilir, öğretmen yaptığının ne kadar yanlış olduğunu anlar ve oturur.
Artık adı, namı, "komünist, Kürtçü" diye yayılıyordu Mustafa abi"nin. Şirnan köyünde "Qıco" isminde yaşlı bir adam vardı. Birinci dünya savaşında, buralara kadar gelen Çar ordusu tarafında esir alınıp Rusya"ya götürülenlerden biridir. Ekim devirimi sonrası "sovyet hükümeti", esirlerle ilgili, "isteyen ülkesine döner, isteyen burada vatandaş olarak kalabilir" diye bir karar alır. Qıco amca, böylece geri döner. Her sıkıntılı, tarla ev, yayla vb işleri iyi gitmediği anlarda, Sovteylerden geri dönmesine pişman olmuş gibi, hep Kürdçe kendisine bagırarak küfür eder, kızardı;
"Adam dedi, burada kal istersen. Ne keçi, ne gece karanlığında, yağmurda gezmeler,köpek gibi üşümeler, ne şu zıkkım taş, yayla...! Yok! Ben illah ki gideceğim de keçinin kuyruğunu tutacagım! Al sana keçi! Eşşek herif!"
Fakat bu Qıco amca, hala "koministlik" nedir tam bilemediği için, bazen öylesine övüyor, bazen yeriyordu. Bir sabah, Qıco amcamız, öğretmen çiftininin evine gidiyordu. Açılan kapının aralığında, Mustafa abi ile karşılaşırlar. Yaşlı amcamız, başını Kaldırıp Mustafa abi"nin tam gözlerinin içine bakar. Biribirlerine yarım dakika kadar böyle sessizce baktıktan sonra, Qıco amcamız Kürdçe sorar;
-Tu qomînîst î? (sen komünist misin?)
Mustafa abi, yine bazen insani şaşırtan, düşündüren, güldüren ve sonra anşalılan şekliyle, alışagelmiş o "koministliğin "negatif" halini çağrıştırarak, "kötü bir şeymiş gibi" sesini de yükselterek;
-Tu Qomînîst î! (Sen komünistsin!)
Öğretmen çifti kahkahalara yüklenmiş gülerken, Qıco amca da, onların gülmelerine gülüyordu.
Elimde, şu an ismini unuttuğum bir siyaset konulu kitap vardı. "Özgürlük yolu"ndaki Mustafa Abi ile bir tartışmak istiyordum. Önce yanımızdaki öğretmen ile bir şekilde ( şu an hatırlayamadığım) konuyu açtım. Biz tartışıyoruz ama Mustafa Abi sadece dinliyordu. Hayret! Bu derin konularda, tartışmalara kayıtsız kalmadığını gördüğüm Mustafa Abi"nin bizi dinlemekle yetinmesini neye yormalıyım? Artık kendisinin de tartışamaya katılması için bakarak sordum;
-Öyle değil mi Abi? Sen söyle.
Elimdeki kitabı belirterek;
-Elindeki kitabı oku, bitir, sonra bize de anlat, üzerinde tartışırız.
"Bize de anlat" cümlesinin beni etkilediğini belirtirsem, sanırım bugünki yeni kuşak için, yani o siyasi fraksiyon tartışmalarının çok sert geçtiği, çoğu zaman kavgalarla sürdüğü ortamda, böyle bir mütevazi, "bilgiçlik tasarlamayan", sabırlı duruşun önemi pek anlaşılmaz.


Kaç günlük fırtınadan sonra, karlı patika açılmış, Bingöl"e gitmiştim. Yöre halkı kış ayları Bingöl"e giden taşıtlara ulaşmak için 20 km yaya yürümek zorundadırlar. O yıl, kış günlerinde, bu zorluğu ortadan kaldırıp, yolların açılması için bir kampanya başlatıldı. Mustafa Abi"yi, böyle bir gündemde, Bingöl"de görmüştüm yine. "Deng" kitabevine girer çıkar, TÖB-DER de, sıkça kalabalık masalarda görünürdü. Konu ile ilgili yasal başvurular, tartışmalar, derken, bir kamuoyu oluşmuştu. Biz, birkaç genç, bu iş için Karer"e gidiyorduk. Bizi yolcu etmeye gelen, içinde Mustafa Abi"in de olduğu bir grup vardı. Gruptan (isim vermeyeyim) biri, bizi apolitik, gelişigüzel, bağırarak şöyle tembihliyordu;
-Karer"e ulaşır ulaşmaz, hemen milleti toplayın yollara düşsün! Başka çare yok!
Tabi, onun dediğini ciddiye almayacak kadar artık "hanyayı -konyayı" öğrenmişiz. Biz uzaklaşırken Mustafa Abi seslenip yalnız geldi. Önce cebinde yarım paket kalmış sigarayı bana uzatıp "Mehmet Hoca"ya vermemi" istedi, sonra, o "teşbihçiyi" kast ederek; "Siz onun dediğine bakmayın, orada hocalarla, köylülerle toplanın, durumu değerlendirin soğuk kanlıca, nasıl uygunsa, nasıl gerekiyorsa birlikte öyle yaparız"" dedi. Önemsiz görülen bir detayın olumsuzca etkileyici sonuçlara varma ihtimalini görüp düzeltmek içim müdahale etmesi, sorumluluk ve güven verici davranışı, beni oldukça sevindirmişti.
Karmakarışık, yoğun hareketlilik ortamında, saldırılar-direnişler, derken; çok insanlar gibi, Mustafa abi"yi de bir daha görmedim. Arada kaç yıl geçmiş olsa da hep onu bir daha görecekmişim gibi his ediyordum. Sonraları, ne zaman Şirnan köyündeki öğretmenlerle daha görmedim, söz döner Mustafa Abi"ye gelirdi. "Mustafa Hoca"nın dediği gib" diye sıkça başlayan cümleden sonra, benim de duymadığım söylemlerinden bahsederlerdi. Mustafa abi ile ilişkilerim, anılarım bu kadar bölük-pörçük, kısa olmasına rağmen, onun öngörüsü, birikimi, tecrübesi, tarzı, söylemleri, konuşma şekli ve mücadeledeki kazanımcı davranışından kaynaklanarak, hislerimi bu gerçek üzerinde, bir roman kapsamında yazabileceğim kadar renkliydi ve aklımın "gözlerinde "öyle kaldı .
Mustafa Abi ve o kış, o köyde bir anlamlı, "kürdistani manzara" oluşturan diğer iki öğretmen de erken vefat ettiler. Yıllar sonra, o manzaradan kalan tek bayan öğretmenle karşılaşınca konuşmalarımızda sıkça, "Mustafa Abi"nin dediği gibi" cümlesi, aklımızı baharları vurulmuş kıran mevsimlerine götürürdü.
Kürdistani duruşun sahibi Mustafa Abi! Kürdistan"ın bir köşesinde bugün dalgalanan Kürdistan bayrağının müjdesini sana verip, anılarının önünde saygıyla eğiliyorum.
İlhami Sertkaya
26- 10- 2020


Print